100 Yıl Sonra Halide Edip’in Handan’ını Okumak

100 Yıl Sonra Halide Edip’in Handan’ını Okumak

100 Yıl Sonra Halide Edip’in Handan’ını Okumak

27.08.2019 - S. Çelebi
100 Yıl Sonra Halide Edip’in Handan’ını Okumak

Handan 1912 yılında basılmış bir roman.

Bulunduğumuz zaman diliminden 1 asrı aşkın bir zaman öncesinde yazılmış bir kurgu okumak hayalen o vakitlerde gezinmek en başta keyifli bir okuma tecrübesi.

Büyük ninemin yaşadığı çağda gündelik hayatın akışı hakkında fikir sahibi olmak gibi bir beklenti ile başlamadım elbette romana. Zira ön bir yargı olarak (mesnetsiz yargılar sayılmaz) büyük ninemle Halide Edip Adıvar’ın aynı asırda aynı memlekette olsalar dahi farklı dünyalarda yaşadıklarını kestirmek zor değil...

Modern Türk Kadını

Kitap bittikten sonra diğer ‘çağdaş’larım olan okurların fikirlerini incelemek üzere yorumlara baktığımda algılama denen vakıanın ne denli değişken olduğuna bir kez daha şahit olmuş oldum.

Okuyucuların çoğu Handan karakterinin ne denli güçlü, akılcı ve asil olduğundan bahsediyordu. Buna ek olarak yaşanan (ya da yaşanamayan) aşkın etkileyiciliği de en sık değinilen konuların başında gelmekteydi.

Handan'ın romanın başlarında yorumcuların çoğunun söylediği gibi zamanı ve muhitindeki kızlardan farklı bir çizgiye sahip olduğu söylenebilir. Fakat özellikle Hüsnü Paşa ile izdivacının ilerleyen zamanlarında oldukça zayıf, haliyle sinirleri yıpranmış ve maalesef zavallı bir kadını okuyoruz.

Aşk olarak anlatılan durum ise gayrimeşru bir ilişkiden ibaret. Bu durumun ise dönem romanlarında hayli sık yaşandığı görülmekte.

Aldatmanın Masumcası...

Handan'ın eşi olan Hüsnü Paşa’nın, eşini pervasızca aldatışı bunu defalarca ve en ufak bir utanç duymadan yapışı net bir şekilde aktarılıyor. Bu vesileyle Hüsnü Paşa’ya kin besleyen okuyucu Handan’la kendini özdeşleştirerek onun duygusal boşluğunu hissedebiliyor.

Tüm bu acılara dayanamayan Handan’ın hastalanması ile masumiyeti, merhamete muhtaçlığı daha da artıyor.

Bunlar olurken kuzeninin evine adeta yerleşmiş olan Handan ve onun hasta bakıcılığı görevini seve seve üstelenen eniştesi Refik Cemal ateş barut misali tehlikeli bir yakınlaşmaya zemin hazırlıyorlar.

Tam bu noktada din veya gelenek akraba dahi olsa mahremleri olmayan kadınlar ve erkekler arasında sınırlar çizdiği vakit yobaz yaftası yemekten kurtulamıyor. Öte yandan alınmamış tedbirler çizilmemiş sınırlar yüzünden adına aşk denilen hayâsızlıklar masumane bir şekilde servis edilmeye devam ediyor.

Giriş gelişme safhasında duyguları yükselten etkileyici ilişkiler olsa da bu yakınlaşmalar eserlerde dahi hüsranla son bulmaktan başka akıbete ulaşamıyor.

Son Söz

Yazar mektup şeklinde ilerleyen romanını teknik olarak değiştirmek pahasına son bölümünde kapanışı bir hocaya yaptırıyor

Öyle ya yaşarken Paris, partiler, ilişkiler, çaylar, şıklık yarışları, mürebbiler, terziler... Tüm bunlar arasında hocanın yeri olursa menfi, menfi olmayacaksa hiçken, hayatın sonunda mezara koymalık kadar bir rolü olabilir ancak hocanın.

Lâkin bu kadarı bile çok görülüyor dinin temsil makamına.

Olur da Handan'a Refik Cemal’e hak vermeyen acımayan olursa diye en itibarsız kişi yani hoca konuşturuluyor. Bu hoca öylesine yobaz ve kötü ki zavallı Handan’ın cenazesine bile gitmemiş gâvur ellerinde öldüğü için... Hadiseyi de kendisinden daha çağdaş olan oğlunun ağzından dinliyor.

Ve öyle itici yorumlar yapıyor ki bu saatten sonra okuyucu istese de bu kötü adamla aynı safta olamaz elbette Handan masumdur ve ona yazık olmuştur, hocaya da yazıklar olsundur...

Handan

Halide Edip Adıvar

Can yayınları

224 sf

S. Çelebi - 27.08.2019

,

281

S. Çelebi Hakkında

S. Çelebi

1992 yılında Ankara'da doğdu.  Lise eğitimini Özel Nenehatun Okulları'nda tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisansını  tamamladı.  Aynı üniversitede Sosyoloji bölümünde yandal eğitimi aldı. Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü 'ndeki eğitiminin de sonuna gelmiş bulunmakta. Yaygın eğitim faaliyetleri ve kitap değerlendirme yazıları ile meşgul. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin