100. Yürüyüşünde Yolcu: “BUNCA YOL ÇİĞNEDİLER ÇİÇEK Çİ

100. Yürüyüşünde Yolcu: “BUNCA YOL ÇİĞNEDİLER ÇİÇEK ÇİĞNEMEDİLER”

100. Yürüyüşünde Yolcu: “BUNCA YOL ÇİĞNEDİLER ÇİÇEK ÇİĞNEMEDİLER”

28.05.2020 - Yeni Çıkanlar
100. Yürüyüşünde Yolcu: “BUNCA YOL ÇİĞNEDİLER ÇİÇEK ÇİĞNEMEDİLER”

Yoldakiler:
*ömer idris akdin *cengizhan konuş *mustafa everdi *mustafa uçurum *mustafa ışık *çağatay hakan gürkan *ismail delihasan *akif dut *yıldırım beşkardeş *mehmet aycı *mehmet şamil *hamza çelenk *ismail aykanat *gökhan akçiçek *yasin yarar *eyüp akyüz *ömer vural *sadık yalsızuçanlar *faik öcal *mustafa köneçoğlu *bülent sönmez*bilal can *ahmet şevki şakalar *lütfi bergen *ismail demirel *duran çetin *ilyas sucu *fatih tezce *arif arcan *şevket hüner *mehmet özger *rabia gelincik *aydın hız *vahide nur kayar *gökhan akçiçek *ali korkmaz
*Ömer İdris akdin ‘Seyir Defteri’ni 99. Kez yazdı: “Saygıdeğer Okur! Elinde tuttuğun bu dergi, özgürlük adalet ve erdemli bir toplum oluşturma gayretlerine mütevazi bir katkı olsun amacıyla yayınlanmaktadır. Kabus ve vehim tacirlerine karşı onurdan ve vakardan yana saf tutmuş herkes için bir platform olma uğraşısında olacağız. İnanıyoruz ki geleceği ‘iki kardeşlik dünyası’ kuracaktır: Dinde ya da yaradılışta kardeşlik… Bu bağlamda yapılacak her türlü samimi ve içten katkıya açığız. Şafağın bereketi karanlığın rahminde saklıdır. Vesselam. 22 yıl önce yola çıktığımızda Seyir Defteri’ni böyle bir not ile bitirmiştik. Daha sonra bu notlara binlerce kelam eklendi.”
*Sahifenin Orta Yerinde Yılmaz Demir Derviş Zaim’i konuşturdu: “Eğitim, aile, çevre, gördüğüm ve işittiğim bir sürü şey bu tip bir inşanın üzerinde etkili olmuştur, filmlerimdeki biçimler yaşadığım bir sürü şeyin bir toplamıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz hayatımın toplamı.”
*Sadık Yalsızuçanlar eskimeyen bir romanı irdeledi: “Yeni Baştan, aşk’la başlıyor. İbn Arabi’nin dediği gibi, ‘insan neye talipse odur…’ Ama aşk ve ölüm habersiz gelir. Gelir bir yolcu gemisinde sizi bulur.”

*Bilal Can Mekan üzerine kelam etti: “İnsan mekânın da kurdudur. Mekânı üretebildiği gibi mekânları ortadan kaldırabilme kapasitesine sahip olması, mekân üzerinde kendini sonsuz güce sahip hissetmesi, mekânı pasifize etmesi mekânı araçsallaştırması ve daha sonra da mekânı amaçsallaştırması sonucu mekâna dair anlamda bir kaymaya neden olmuştur.

*Lütfi Bergen, Yahya Kemal’de millet kavramı üzerine inceleme yaptı: ““Yahya Kemal, Müslümanlığı milletimizin tekevvününü sağlayan, ona ruh veren temel unsur olarak kabul eder: Milletlerin mayası kan değil, dindir”

*İlyas Sucu Endülüs’e atıf yaparak yakın tarihimizi değerlendirdi: “İnebahtı ve sonrasındaki gelişmeleri izleyerek, hem Osmanlı/Türk modernleşmesinin adımlarını takip etmek hem de aynı izlence üzerinden modern Batı’nın ya da kapitalist modernleşmenin alan açılımını eş zamanlı olarak düşünmek, ele almak.

*Mehmet Özger, Türkiye’de nasıl aydın olunur sorusunun peşine düştü: “Aydın yetiştirme potansiyeli olan alanlardan biri akademidir, en azından dünyada böyledir. Bizde akademi, dün olduğu gibi bugün de aydın yetiştirmiyor. Aydın; özgür düşünen, eleştiren, sorgulayan insandır. Ancak akademi, kendi içinde fasit bir daire olduğu için özgür düşünmeye imkân vermez.”

*Aydın Hız, Mustafa Bakırcı’nın Amerika’daki Giresun Kitabı üzerinden kıtaya seyrü sefere çıktı: “Yazar’ın da belirttiği gibi “Yağlıdere’den ABD’ye Göçün Hikayesi; Ağa Köprüsü’nden Brooklyn Köprüsü’ne” uzanırken, gidenlerin geride bıraktıkları, yanında götürdükleri ve götüremedikleriyle, unuttukları ve unutamadıklarıyla, yeni bir hayata karşı ürkek ve çekingenlikleri kadar girişimcilikleriyle büyük bir hikayenin hem gönül burkan hem de umut aşılayan bölümleri gibi.”

*Gökhan Akçiçek, Hüseyin Avni Cinazoğlu portresini inceledi: “Dostlarının “Sahipsiz Şadırvanın Özgür Güvercini” diye adlandırdığı Cinozoğlu, kızı Neslihan’ın vefatından sonra saçlarını bir daha kestirmez. Onu uzun saçlarını ile Safranbolu sokaklarında gören çocuklar da şair olmak ister. Şairliğin şiirle değil de, uzun saçla ilgisi olduğuna inanmıştır çoğu çocuk.”

YOLCU DERGİSİ 100. SAYI İÇİN SÖYLENENLER:

“Teşekkür ederim Yolcu, bağnaz değilsin, yobaz değilsin, Karun huylu, firavun meşrepli değilsin. İyi ki varsın! Araftayım!.. öfkeliyim… İtiraz edenler kendini sigaya çeksin. İlhan Demiraslan’nı söylediği gibi söylersek. (Umarım doğru hatırlıyorum) “Boyuna bir şeyler unutuyoruz/ Yola çıkacakmışız gibi her an!” Yaşar Bedri

“Yolcu Dergisi ile birlikteliğimiz 10 yılı aşkın bir zamandır devam ediyor. Fakat Yolcu’nun evveliyatı bizim birlikteliğimizden uzun. 100. Sayısını yayımlayan Yolcu, aynı minval üzere kalmanın, aynı dert ile dertlenmenin, aynı hüzün ile hüzünlenmenin adı oldu. Çizgisinden hiç sapmadı. Nerede bir yenilen varsa onun yenilgisine ortak oldu, bu yüzden de hiç kazanamadı. Bunu da zaten istemedi. Fakat yenilenlerin yanında olma başarısını hep gösterdi. Asıl zaferi de budur. Bir okul gibi çalışıp birçok yazar ve şairin yetişmesine, ilk eserlerinin yayınlanmasına vesile oldu. Yolcu hep yolcu kaldı, öyle de kalmaya devam edecek…” Bilal Can

“Ülke ve dünya gündeminin nabzını tutan, daima mazlumun yanında olan, meseleye notlar düşen, olup bitenden cümle alemi haberdar eden kuşatıcı bir yanı var Yolcu’nun. Atasoy Müftüoğlu’nu, Cahit Koytak’ı, Bünyamin Doğruer’i, Lütfi Bergen’i arayanların bulabileceği adres de hep Yolcu oldu. Orta sayfa söyleşileri, Selçuk Küpçük’ün uzun soluklu müzik ve yakın tarih yazıları da dergiye güç veren ayrıntılar arasında sayılabilir.

100. sayı bir dergi için çok büyük başarı olarak kayıtlara geçmeyi hak edecek bir değerdir. Günümüz şatlarında yazılı materyallerin savaş verdiği birçok dijital kuşatma var. Bu kuşatmayı yararak ete kemiğe bürünen her dergi büyük bir başarıyı hak etmiş demektir. Yolcu bunu başarıyor. Yola düşüyor ve yol arkadaşlarını da bu kutlu yolculuğa davet ediyor.” Mustafa Uçurum

“Özgürlüğün son direniş hattında insanı insana karşı savunan bir kardeşlik ezgisi. Hakkın sesine tutunan bayrağı dalgalandıran bir rüzgâr… Dağın ardında olup bitenden haber veren Yolcu, bana inananların ağrısını fısıldıyor.” Behçet Gülenay

“Velhasıl onlar vurdu, biz büyüdük kardeşim. Birlikte güldüğümüz fırtınada, derin mezarlar kazıp katiller için, tutunarak içimizdeki ölümlere aynı güneşin altında çok tehlikeli olacağız diyerek ahitleştik. Her bir yüzü ile ufkumun sınırlarını zorlayan bir dosta sahip olduğum için mutluyum… teşekkürler Yolcu.” Erdal Ergenç

“Yolcu: Dergidir, insan biriktirir. Yolcu: Okuldur, yolcularını yetiştirir. Yolcu: Hedefe çağıran bir sestir. Yolcu: Edebiyatı edeple birleştirendir. Yolcu: Bu yolun yolcularına azıktır. Yolcu: Kalemle katık hazırlayanlara handır. Yolcu: Gök kubbede seda bırakmak için yazıya değer katandır. Yolcu: Yazıyı değerlendiren ve yazıya sahip çıkandır. Yolcu: Mutfaktır, pişme/pişirilme yeridir. Mevlevilikte mutfak (matbah), dervişlerin çilesini tamamladığı ve temel eğitimlerinin yapıldığı yerdir. Yolcu da günümüz matbahlarındandır. Yolcu: Hevesleri çoğaltan, kalemle kalıcı metinler oluşmasına kucak açandır. Yolcu: Gençlere gel, diyen sayfalarını önüne serendir. Yolcu: Fikirleri yazıyla geleceğe taşımak için hancıya emanet edendir. Yolcu: Toplayandır, toplanılan yerdir. Yolcu: Yazıyla vicdanlara haykıran, verilecek hesaba alacak kaydedendir. Yolcu: İnsanları düşünmeye sevk eden, düşündükçe düşündüren yoldur. Yolcu: Yolcu yolunda gerek diyen ve yola revan olandır. Yolcu: Yazma hevesini ateşleyendir. Yolcu: Yazıya ışık tutan/ışık alandır. Bu dünya bir han, ben bir yolcuyum. Yolculuk için azık edinenlerle birlikte yola revan olmanın güzelliğiyle nice 100. sayılara… Yolculuğunuz hayırlı, yolunuz açık olsun…” Duran Çetin

“Yolcu, dünyaya bel bağlamamanın, biriktirmemenin, eşyanın uzağından dolaşıp gelmenin usulünü öğretti. Hem bir okul, hem de öğrenci olmanın masumiyetini kazandırdı bizlere. Sınırların olmadığı bir dünyanın ortak acılarına nasıl mehlem olabileceğimizin yollarını öğrenme gayreti aşıladı. Şiirin, öykünün bir yanımıza dokunup geçmesinden öte alışkanlıklarımıza yeni istikametler eklemeyi sağladı.

Yolcu, yolda olmanın çoğalmak, yola koyulmanın niyet olduğunu hatırlattı. Dahası mola yerlerine bizden hatıra dokunuşlar bırakmamızı da öğütledi bizlere.

Ben bu yolun yolcusu olmaktan gurur duydum hep...” Gökhan Akçiçek

“O eski kaville, emaneti taşıdık, bugünlere getirdik.100’dük, binler olduk.
Hep söyleyecek sözümüz vardı, dile geldik, dillendirdik.
Allah da 100’ümüzü güldürdü, sözümüzü yüceltti, emeklerimizi boşa çıkarmadı.
Çok şükür. Belki de Allah yaralı kalplerimize, kanayan dualarımıza, eski heybelerimize, yağmurlara karışan gözyaşlarımızın hürmetine, elimizden tuttu, 100’ümüzü güldürdü, bizi bu günlere getirdi.” Faik Öcal

“Yolcu, 1998’de çıktığı yolda çeşitlenerek, zenginleşerek, yola işaretler bırakarak, sürekli eklenen yeni elçilerle birlikte emin, kararlı adımlarla ilerliyor. Bendeniz, edebiyatın “taşra”sına pek inanmam. Hz. Yunus, Sarıköy’dendi. Bugün hâlâ insanlığın şifası. Öylesine alemşümul bir dille konuşmuş ki, taşra-merkez hiçbir anlam ifade etmiyor. Bilgenin durduğu yer merkezdir. Dergi işlerinde de böyledir. Samsun’da olmak, düşünmenin, edebiyatın taşrasında olmak değildir. Nitekim Yolcu’nun yirmi iki senelik yolculuğunda heybesinde biriktirdiği, çete-le’sini tuttuğu isimlere bakılacak olursa, İstanbul’dan Bursa’ya, Ankara’dan İzmir’e nice nice güzel gönüllü kişinin adları görülür.” Sadık Yalsızuçanlar

“Yolcu dergisi, düşünce ve eylem arasındaki köprüdür. Sanatla yola çıkan savaşçı rolünde. Zorbalığa haksızlıklara, adaletsizliklere, soykırıma, katliamlara tahammülü yok…

Yolcu, çölün kavurucu sıcaklığında bir kelam şelalesidir.

Sanatın her alanında, tüm katmanlarında evrensellik ilkesini ciddiye alarak ümmet şuuru içinde uyarma, uyandırma, haykırmayı, direnişi, sözü şiar edinmiş bir dokuya sahip olduğunu düşünüyorum Yolcu Dergisi’nin.

Tanık olan, farkında olan, söyleyecekleri olan, romantik ucuz mırıldanmalardan uzak bir dergi.” Bünyamin Doğruer

“Yolcu ile şöyle yüzleşmiş. Cevher ve kabuk adda bütünleşir. Ad, varlığın da insanın da temsilcisidir. Adı anlamlı dergilerden biri de Yolcu dergisidir. Yolcu dergisi de adıyla, insan için çizdiği edebiyat ve düşünce, inanç yolunu temsil eder. O hakikat yolunun yolcusudur. Yolcu/luğum değerli Ömer Vural kardeşimin davetiyle başladı. Ömer kardeşim sağ olsun.

Öncesinde de hep bizimle yürümek istedi. Yolcu dergisinin kadrosunu, dergi ekibini, tavrını seviyorum. Tek başına edebi ve düşünsel bir ufuk çiziyorlar ve ona yürüyorlar, yürüyoruz. Onlarla yürümek huzur veriyor bana. Yüzüncü sayısında nice yüzüncü sayılar ve başarılar diliyorum.” İsmail Delihasan

“Bir Yolcu varmış… Bu da bir masal. Anlatılmaya devam ediyor. Yüzde değil de doksan dokuzda daha anlamlı. Samsun’da, devinimini, çarpıntısını, düşlerini taze tutan arkadaşlarımızın zamana düştüğü kayıtların toplamı. Her sayı bir ayrı bir mürekkep kuşu. Kanatları hep ıslak, gözleri hep bulutlu. Ayrı. Ayrıksı. Öyle olsalar da biz oldular, yüz oldular. Masal devam ediyor. Zenginleşerek.” Mehmet Aycı

“Derginin künyesinde yer alan ”Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir.” ifâdesi ile Afrika faaliyetleri ve sosyal projelerle yürüyüşünü sürdüren; “Kalbi olan bir dergi.” olması hasebiyle Yolcu’nun, edebiyat yolculuğum ve gönlümdeki yeri birçok dergiden farklı olmuştur. Cemil Meriç: “Dergi, hür tefekkürün kalesi.” demiştir.” Rabia Gelincik

“Yolda olmanın bilincidir benim için Yolcu dergisi. Yolculuğun ardından koşturan çocuklarız ve bizden kaçıp bize dönen yolcularla azığı vedâ olan yolcunun gurbetiyiz her birimiz. O büyük yolculuğun izinde aslına çağrılan kelebek yolcuları olarak Yolcu dergisinde 100. sayıyı görmek, izimi buraya kadar taşımak, tanıklık bırakmak güzel bir duygu ve biz hâlâ yoldayız. Çünkü sonsuz bir âlem yolculuğun menzili.” Mehmet Şamil

“Yolcu Dergisi benim için; zihnin rahminde olanı idrâke, idrâkin ise ancak eyleme geçişle küllî hafızayı inşa edebileceğini ifade ediyor. Yolcu Dergisi; yaşam yorduğunda tekil hayatıma gömülüp küçük hayal kırıklıklarımı okşadığımda, bu küçük molayı fazla uzatmamamı, “daha değil” diyerek topraklanmamı, “rağmen”lerinde hayata dair olduğunu ve hep mücadelenin kalbinde istikrar ve şevkle kalmayı anlatıyor.” Banu Altun

“Şiirsel devrimcilik” diye bir şey varsa eğer o, Yolcu’nun bir diğer ismidir. Metafizik gerilimlerden en kıymetli salih amellere; en naif duruşlardan en usturuplu sloganlara kulaç atmanın adıdır Yolcu. Biraz Aliya ve Malcolm, biraz Şeriati ve Fanon, biraz Akif, Pakdil ve Karakoç! Biraz Kudüs ve Saraybosna, biraz Harlem, biraz Halep ve Halepçe, biraz Granada ve Açe, Darul Beyda; biraz caz, biraz türkü, biraz kılam az biraz da flamenko’dur. Hasılı kelam..

‘Zaferle değil seferle mükellef olduğunun’ bilinciyle yürümenin adıdır Yolcu. Her dem yolda olan, her daim yolda bulduğuna selam veren, yolda kalana sahip çıkan. Yüreğinize dert değmesin. Günleriniz, yüreğiniz gibi güzel olsun dostlar. Vesselam.” Osman Sevim

“Yolcu bizim kadim bir dostumuz. ‘Yeryüzünde garip bir yolcu gibi olmamız gerektiği’ nebevi düsturunun mücessem hali. Kargocunun her yeni sayısını getirdiği an, şu fani dünyada sevindiğimiz 3-5 şeyden biri. Yolcu ile 28 Şubat’ın netameli günlerinde üniversite öğrencisi iken tanıştım. 28 Şubat sürecinin en yoğun günlerindeki kavi duruşu beni çok etkiledi. Arkadaşlığımız o zamandan beri devam ediyor.” Yıldırım Beşkardeş

“Yol, yolcu, yolculuk… Gizli bir sevinçle, hüzünlü bir tedirginlik yayar insanda. Bir yere meyledip ağırlıkları ile yerleşmek ne güzeldir. Sakin, dingin, tehlikesiz ve rehavet içinde. İstikrar. Tevekkül, sıradan ve monotonun koynunda derin bir huzur. Oysa yolculuk, sıladan ve vuslattan ayrılık. Arayış. Ağlayış. İnkar ve Kaybolmak. Karar anından tezi yok, yolculuk başlamış, yolcu yola revan olmuştur. Hedefine ulaştığında, zirveye ulaşan dağcılar gibi poz verecek bir kameraya. Portresini işte böyle olmalı ‘hayat’ dediğin diyenlerle, boş işler bunlar diye bakanlar seyredecek. Belki de saygınlığa ulaşıp zorlu bir süreci tamamlar Yolcu. Belki bir zillete düşer, tökezler, yarı yolda kalır. Yola çıktığı halini bile koruyamaz, eksilmek de vardır kaderde. Buna rağmen bir gururla göğsünü şişirdiğinde yol anlamını kaybetmiş, yolculuk tükenmiş, yolcu boşluğa düşmüştür.

Yola çıkıldığında gözümüzde büyür, Kaf Dağının ardında hedefimiz. Bütün o yollarda geçen süre, sonunda ulaşılan menzilde binlerce yıl kadar uzun gelir. Yine de içindeki kurşungeçirmez ruh ile beden arasındaki mesafeden kısadır. Belki de göz açıp kapanan bir zamana sığıverir, insan ömrü gibi.” Mustafa Everdi

Yeni Çıkanlar - 28.05.2020

,

3425

Yeni Çıkanlar Hakkında

Yeni Çıkanlar
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin