13 Maddede Vahiy Kültürü ve Ruhi Özcan'dan Mesajlar

13 Maddede Vahiy Kültürü ve Ruhi Özcan'dan Mesajlar

13 Maddede Vahiy Kültürü ve Ruhi Özcan'dan Mesajlar

17.02.2014 - Fatih Pala
13 Maddede Vahiy Kültürü ve Ruhi Özcan'dan Mesajlar

Vahiy Kültürü gibi bir anlam yüklü kavram kalıbını bize miras bırakan Ruhi Özcan Hoca'yı, bir kez daha rahmet ile anmayı kendimize bir görev olarak addediyoruz. Pek çok kez okuduğumuz ve dahi okuttuğumuz Vahiy Kültürü isimli eserine hayranız. Ravza Yayınları'nın aynı zamanda ilk kitabı olma özelliğini taşıyan bu kıymetli çalışmadan çok büyük ödevler çıkardık. 1945-1986 yılları arasında arşınladığı dünyamızdan giderken, dost ve kardeşlerine kardeşçe öğüt ve tavsiyelerde bulundu bu eseri kanalıyla. Bazı öğüt ve tavsiyeleri okuyanların zoruna gidebilecek türde olsa da, 'doğruya doğru' demek düşüyor insana. Eserden çıkardığımızı ifade ettiğimiz çok büyük ödevler, başlıca şöyle oldu:

1- Ruhi Hoca'ya göre her insan, kapasitesi dâhilince Kur'an'ı ve Sünnet'i anlamaya yatkın bir zekâyla donatılmıştır Rabbiiz tamrafından. Hiçbir kimse çıkıp da 'ben Kur'an'ı ve hadisleri anlayamıyorum' deme hakkına sahip değildir. Çünkü Allahu Teâlâ, Kur'an için özellikle "Onu kolaylaştırdık ki anlayasınız" şeklinde buyuruyor.

2- Allah Rasulü aleyhisselatu vesselam'ın, ağzıyla telaffuz edip de vicdanında hissetmediği hiçbir şeyi söylemediğini/söylemeyeceğini hatırlatıyor bizlere Ruhi Hoca. Müslümanların da, bu ahlak üzere hareket etmeleri gerekiyor elbette.

3- Ruhi Hoca için, söylenilen şeyler, ruhlarda terennüm etmezse eğer bunun bir anlamı olmuyor. Ruha yansımayan, ruha etki etmeyen sözler ve sözcükler boşta kalır, boşlukta sallanır sadece.

4- Anlaşılmayan ilimde bir fayda yoktur, tespitinde bulunuyor Ruhi Hoca. Ona göre ilim, anlaşılmak için vardır. Eğer insanlar, ilim sahibi olanların anlattıklarından bir şey anlamıyorlarsa ya da anlayamıyorlarsa; burada onların ilimden yoksun olmalarının yanında, âlimlerin de suçu var oluyor. İlmin en büyüğü Rasulullah'ta olduğu halde, herkes onu anlamış, sözlerine kulak vermiş, gereken dersi almışlardır. Muhatap kitlenin seviyesine inmeyi becerebilmelidir ilim ehli. 

5- Ruhi Hoca, hatim diye bir ibadetin dinimizde olmadığını vurguluyor. Dikkat edelim, 'hatim yok' demiyor, 'hatim diye bir ibadet yok' diyor. İnsanların Kur'an'ı anlamadan ve ayetlerin künhüne vakıf olmadan, onu baştan sona onlarca ve hatta yüzlerce kere okumaları onlara bir fayda getirmeyecektir. İbadet olan hatim değil, o okumaktan hiç ayrı kalınmayan Kur'an'ın hükümlerince bir hayat idame ettirmektir. 

6- Kur'an'ın, kulaktan vicdana geçmesi için gönderildiğinin altını çizen Ruhi Hoca, vicdanda yer etmeyen ilahî kelam'ın durmadan tekrar edilmesinin insanda değişiklik var etmeyeceğini söylüyor.

7- Ruhi Hoca; namaz için, Kur'an kültürünün tekrar edilme stratejisidir, tanımını kullanıyor. Namaz ibadetimizde, gür bir şekilde Kur'an'la haşır neşir olduğumuzu, onu canlı hale getirdiğimizi, adeta kanımıza işlediğimizi ifade ediyor. Ondaki namaz algısı bu kadar Kur'anîlik içeriyor işte.

8- Çağımızda yaşanan sıkıntıların sebebini, insanlar arasında kültür müşterekliğinin olmamasına bağlıyor Ruhi Hoca. Aynı dava, aynı kaygı, aynı sevda zihinlerde ve yüreklerde taşınmıyorsa; Kur'an insanları aynı çatı altında buluşturmuyorsa, bunda tek suç sahibi, Kur'an'a ve onun getirdiklerine iman ettiğini iddia edenlerdir.

9- Ruhi Hoca'nın net söylemleri, sözlerini daha bir dinlenilir ve tutulur kılıyor. Mesela, Kelime-i Şehadet'i söyleyenin değil de, manasına iman edenin Müslüman olacağını söylemesi, tam orada durup tefekkür deryasına dalmamıza vesile oluyor. Bu sözle inancının şahitliğini yapacak bir insan, yalnızca onu telaffuz etmekle yetinemez. Dil ile ikrar edilen şey, kalp ile tasdik üzerine gelir. Bunların buluştuğu ve gelip dayandığı nokta da, gereğince amel etmektir.

10- İbadet etmenin, boyun eğmenin öneminden hareketle, ibadetin çok tehlikeli bir iş olduğuna dikkatleri çekiyor Hocamız. Günde en az kırk kere tekrarlanan "yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım bekleriz" cümlesi, sözü, ilkesi ibadetin ve yardımın tek sahibinin Allahu Teâlâ olduğunun hakikatini gönüllere silinmezlercesine kazıtır. Burada, boyun bükülecek, bel bağlanacak ve sözlerine icabet edilecek olanın sadece Allah olduğunun vurgusunu, Rabbimiz biz kullarına defalarca ve bizzat yaptırdığının farkındalığını yaşıyoruz.

11- "Rozet Müslüman olmak" tabiri de Hocamıza aittir. Yani Müslümanların ortak ihtiyaçları vardır. Müştereken susadıkları ve kaybedemeyecekleri bir varlıkları vardır; ilahi bir din, ilahi bir kültür/vahiy kültürü, Kur'anın getirdiği mesaj, Peygamberin getirdiği öğreti, onun ümmetine öğrettiği kültür… Bunlar Müslümanların yitiğidir ve onlar hangi şart ve ortamda olursa olsun, bu yitikleri kendilerine ait bir haline getirmek zorundadırlar. Yoksa o vakit rozet Müslüman, yani sözde ve görünürde Müslüman olmuş olurlar.

12- Müslümanların asla hiçbir kimseye benzemeyeceği, benzeyemeyeceği ve onların orijinallik içerdiği düşüncesine sahiptir Ruhi Hoca. Bu ayrıcalıkların farkına varmalıdır her Müslüman. Onlar ayrıca, yanlışta ısrar etmeyenlerdir. Çünkü yanlışta ısrar etmek, helak sebebi olarak görülmüştür inancımızda. Müslümanlar yine, müsrif olamazlar, olmamalıdırlar. Zira israfla yol alanlar, israfa hayat hakkı tanıyanlar Rabbimiz tarafından 'şeytanın kardeşleri' olarak tavsif ediliyor. Bunu duyduktan sonra, hangi iman sahibi müsrifane bir yaşamda kalmaya razı olabilir ki! Burada, Hoca'nın sigara örneğini vermesi manidardır. Sigaranın her anlamda israf içerdiğini kanıtlamaya çalışıyor.

Hocamız Ruhi Özcan'dan son olarak tevhid'e ve dolaysıyla Allahu Teâlâ'ya ait olmayan başka inançlara kesinlikle saygı göstermeyeceğimizi, gösteremeyeceğimizi ve bütün dertlerimizin başının ciddi manada kitapsızlığımız olduğunu öğreniyoruz. Her an elimizin altında olan bir ilahi öğretiden uzak kalmamız ve ona hayatımızda yer veremememiz bizim için kayıp ve utanç olarak yeter de artar bile. Rabbimizden kayıplarımızı azaltmasını ve kazançlarımızı da çoğalttıkça çoğaltmasını niyaz ediyoruzçoğaltmasını niyaz ediyoruz.

Fatih Pala - 17.02.2014

,

7334

Fatih Pala Hakkında

Fatih Pala

Gümüşhane/Köse doğumlu. 2003’ten beridir Kayseri’de ikamet etmektedir. 

Küçük yaşlarda başlayan okumaya olan sevgisi, şimdilerde, kimi yayıncıların kitaplarının tashihini ve editörlüğünü yapmasıyla daha da büyümektedir. 

"Genç Birikim" dergisinde ve "dunyabizim.com"da düzenli olarak yazmakta. Genellikle portre, deneme ve kitap tahlili türlerinde yazan yazarımızın Mayıs 2017'de Okur Kitaplığı'ndan "Gün Gün Rahmet İklimi - Ramazan ve Oruç" isimli bir kitabı yayınlanmıştır.

Rüveyde Bera, Şüheda Vera ve Sümeyye Sena’dan dolayı Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın cennet müjdesine nail olacağına inanıyor. 

E-mail: fatihpalafatih@gmail.com

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin