21. Yüzyılın yeni trendi: Mevlânâ'yı yazmak!

21. Yüzyılın yeni trendi: Mevlânâ'yı yazmak!

21. Yüzyılın yeni trendi: Mevlânâ'yı yazmak!

21. Yüzyılın yeni trendi: Mevlânâ'yı yazmak!
Böyle bir kanıya varmama, son bir kaç yılın " en çok satanlar" listesine bir göz attığımda, "Mevlânâ'yı yazan kitapları" dikkat çekecek kadar önde bulmam neden oldu. Arz- Talep meselesi midir bilinmez, fakat okundukça yazıldı Mevlânâ, yazıldıkça okundu.. Zaten tarihte sürekli tartışıla gelmiş, çözümlenememiş birer kimlikti Hz. Mevlânâ ile Hz. Şems..

Öyle ki, Şems ile tanıştıkları andan bu yana, haklarında çok şey yazıldı, çizildi, konuşuldu. Fakat ! Yazılanların hangisi doğruydu? Hangisi gerçek Mevlânâ'yı yansıtabildi? Yazılan Mevlânâ'lar arasında 9 farkı bulun tarzında, bulmaca karelerine döndü birazda. Herkes kendi penceresinden gördü. Kendi muhayyilesinde bir minval tutturdu.

Bir mevlevi gurubun dergisinde okumuştum. Şöyle yazıyordu; " Hangi Mevlânâ'dan bahsediyorsun? Hümanist Mevlânâ mı? Alim Mevlânâ mı? Filozof Mevlânâ mı? Şair Mevlânâ mı? Sema ayini yapan dansçı Mevlânâ mı?..."

Evet! Hakikaten çok yönlü bakış açılarının etkisiyle, yeni dönem edebiyatında da Mevlânâ, her kitapta bir başka kimlikle anlatıldı. Aslında herkes, kendi alanında araştırmalar yaptı, teoriler koydu. Sırlar çözdü.. Bizde en meşhurlarından nasiplenelim dedik. Yine çok satanlar listesinden bir kitap elimde bulunuyor: bab-ı esrar...

Elif Şafak hanımın "aşk" Kitabının ardından, yeni bir bakışla Mevlânâ'yı okumaya kalkışmak, beni biraz önyargıya itip, tedirgin etti. Zira Mevlânâ'yı yazmak kadar, tarafsız okumak da zor! Ve öncelikle kalben en meyyal olduğum Mevlânâ (tarzını) hayal pencereme kondurdum; Konya'da ilmi ve irfanıyla şanını yaymış, alim, fazıl ve mutasavvıf Mevlânâ!

Bir uçak yolculuğu ile başlayan kitabın henüz daha başında iken dikkatimi ve tepkimi çeken: kahramanın 'İngiliz' olması oldu. Evet, Ahmet Ümit bey de, (tıpkı Elif Şafak hanım gibi) Mevlânâ'yı anlatmak için "batılı" bir figüran seçmiş!
Burada kalemimin dili biraz sivriliyor malesef...

"Ünlü İslam Alimi Mevlânâ" neden illa bir Avrupalıyı veya Batı kültürünü araya katarak anlatılıyor? Mevlânâ, Oryantalist bir ağız olmadan ve kurguya farklı etnik dinler veya mitoloji katılmadan anlatılamaz mıydı? Mevlânâ, batı edebiyatıyla "modernleştirilmeye" mi çalışılıyor? " Ne olursan ol yine gel " diyen Mevlânâ ise, " gel " dediği İslam dini değil miydi?

Belki muhteviyatının kurgu olması veya roman olması yönüyle sakıncalı olmasa da, yine de İslam kültürüyle sunulmasının daha hoş ve anlamlı olacağı kanaatindeyim...

Kitabın kurgusu güzel. Akıcı, maceralı ve gizemli. Londra - İstanbul- Konya üçgeninde geçen bir serüvenin baş karakteri; Kimya Karen Greenwood!
Babası Konya'lı Poyraz Efendi, bebekken dergaha bırakılmıştır. Tam bir Mevlevi olarak yetiştirilmiş olan Poyraz Efendi, günün birinde İngiliz kızı Susan'a aşık olur ve dergahı terk ederek, onunla birlikte İngiltere'ye gider. Aşkı uğruna dergahı terkeden Poyraz Efendi, fakat hep arayış içindedir. Şah Nesim'i arkadaş, dertdaş edinmesinin akabinde, tam 13 yıl sonra evini ve küçük kızı Karen'ı terkedip Şah Nesimi ile gider. Bir daha da kendisinden haber alınamaz. Ve yıllar sonra bir sigorta işi için Konya'ya gelen Karen, bir yandan babasının geçmişini merak etmektedir. İşin garibi kendisine daha sonra farkedeceği üzere, Şems yol göstermekte, yardım etmektedir. Eline tutuşturulan kahverengi taşlı yüzükle başlar Şems'le olan serüveni. Hikayenin gidişatında, onu kapkaççılardan da kurtaracak olan Şems, Karen'a babasının yaşadığı maneviyatı ve kendisinin 700 yıl önceki olaylarını yaşatacaktır.. Ve sırları çözmenin peşinde kitap akar, gider..

Kitapta ara ara Konya'nın tarihine ve Mevleviliğin simgesel kıyafetlerine değinilmiş. Bunlar hayli ilgi çekici. Ve bazı cümleler, hakikaten bir mim konulmaya değer.

Mesela; " Mucizeleri aklınla kavrayamazsın." veya kimliği belirsiz pejmurde adamın lokantada: "ben yüzyıllardır bu dükkandan çorba içerim. Sakın ağzını açma, salonda bana kızma. Senin kızgınlığın benim öfkemi uyandırır. O zaman ne sen kalırsın, ne de bu dükkan.." Az, öz ve veciz bir ifade. Fakat babası Poyraz Efendinin, dahası Mevleviliğin sırlarından bahsedilirken kullanılan tabirler, ne kadar uğraşsam da, tevile, mecaza yol vermedi.!

" - Niçin sevdiği insanları terk etsin?
- Çünkü baban, tıpkı öteki dervişler gibi 'büyük bir sırra' inanıyordu. Ve bu sırra sadece aşk yoluyla ulaşabilirdi.
- Tanrıya duyulan aşktan mı söz ediyorsun? İlahi sevgiden mi?
- Hayır tatlım. Tanrı olmaktan söz ediyorum. Aşk, babanın Tanrıya duyduğu sevgi değildi, onu tanrı olmaya götüren yolun kendisiydi.
Evet, babamın, Şah Nesim'in, Şems'in, Mevlânâ'nın ve İzzet efendinin ortak sırrı buydu: Cenabı Hak olmak..."

Tasavvuf müessesesinden amaç bu muydu? Mevlevilik yahut sufilik Tanrı olmak tabirine yedirilip, geçiştirilebilir miydi? Madem Tasavvuf'dan bahsedilecekti, -ki kafa karıştıran ve kabûlü halen tartışılan bir birimdir- onun da alanında mahir bir ağızdan kaynak alınması daha doğru değil miydi? Ve yine, 290 ila 294. sayfalar arasında yer alan, Mevlânâ'nın kızı Kimya'nın, Şems'le evli olduğu halde, geceleyin bir erkekle buluşması, ve bunu farkeden Şems'in Kimya'yı boynunu kırarak öldürmesi ve yıllar sonra Şems hançerlenince, mezarlıktaki genç kızın bir "oh" çekmesi mevzuu, gerçekleri ne kadar yansıtır? Yalnızca bir faraziye, bir kurgu mudur? Bunun kesin kaynaklı bir mesnedi yoksa, bir tür Şems'i karalama sayılmaz mı?

Aslına bakarsanız, bu yazıyla, 700 asırdır tartışıla gelmiş Mevlânâ veya Şems'i aklama yahut savunma çabasında değilim. Kitabın yazarı beyefendiye de sataşmak derdinde değil. Fakat, " kurgu dahi olsa zaten karmaşık olan bir şahsiyeti daha da arap saçına çevirmenin ne alemi var?" demeden geçemedim. Tabiki yine de, hikayesinin akıcılığı, edebiyatı ve aksiyonu okumamız için bir neden oluşturmuş oluyor...

İyi okumalar!

Bab-ı Esrar
Ahmet Ümit
Doğan Kitap
394 sayfa
Meryem Betül ALTUNTAŞ - 16.05.2011

,

3489

Meryem Betül ALTUNTAŞ Hakkında

Meryem Betül ALTUNTAŞ

14 Eylülde Kocaeli'nde doğdu. Tahsil hayatı İstanbul'da geçti. Çeşitli eğitim kuruluşlarında Arap dili üzerine dersler veriyor. Bir Yardım kuruluşunda gönüllü çalışıyor.

Kocaeli'nde yaşıyor. İstanbul'u ve Kitapları seviyor.

Meryem Betül ALTUNTAŞ ismine kayıtlı 26 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • Büşra Nur Karaarslan 2011.05.19 05:25

    Ben de Elif Şafak'ın Aşk'ından sonra -çok satan listelerine saditsçe tepkili olsam da- bu kitabı alıp okumuştum. Kesinlikle aynı fikirleri paylaşıyorum sizinle. Keşke Mevlana'yı içimizden birileri gibi yaşasalar ve satış rekorları uğruna yalan yanlış anlatmasalardı... "Keşke bilselerdi, yapmazlardı!"

  • Hasip Çifci 2011.05.20 21:47

    bu aslında yazarlıktan öte rant olayna dönüşüyor kim hangi konuda bir başarı elde ederse diğeri onu kopyalyıp değiştirip sonra yapıştırıyor..
    işin kötü tarafı ise değerlerimiz değersiz hale getirilip değersiz cümleler değerlerimizin üzerine perde çekiyor.
    sizinde dediğiniz gibi Hz. Mevlana illede yabancı bir kahraman yahut olmadık hikayelerin abartılarak anlatılması ilemi anlaşılıyor yahut Hz. Mevlana ne demiştide biz ne anlıyoruz..
    Kitap güzel olabilir ama bence tuzu eksik geliyor...

  • Ayşe Betül Yüksel 2011.05.23 12:31

    Beni kitap okumaktan soğutan kitap!

    ''Tanrı olmaktan söz ediyorum. Aşk, babanın Tanrıya duyduğu sevgi değildi, onu tanrı olmaya götüren yolun kendisiydi. Evet, babamın, Şah Nesim'in, Şems'in, Mevlânâ'nın ve İzzet efendinin ortak sırrı buydu: Cenabı Hak olmak..."

    Bu paragraftan nefret ettim. Bu nasıl bir küstahlıktı. Buna tasavvuf kılıfı filan uydurulamazdı. Yazar Ahmet Bey neye dayanarak böyle bir cümle kurmuştu. Hala anlayamıyorum. Üslubum biraz sert oldu kusura bakmayın. Fakat daha lise çağındaki çocukların elinde gezen bu kitabın, körpe beyinleri çok rahat karıştırabileceği kanaatindeyim. Allah hepimizi korusun..

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin