21.Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite Kitap Notları

21.Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite Kitap Notları

21.Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite Kitap Notları

16.11.2015 - Muhammet Güzel
21.Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite Kitap Notları

Muhammet Güzel hazırladı...

Modern çağ boyunca kültür kavramı, insanlığın tarihi süreç içinde doğaya ve doğal ortama aykırı bir şekilde geliştirerek ortaya koyduğu ürünler çerçevesinde anlamlandırılmıştır. (sf.7)

Modern düşünce, bireyin bağımsız olarak bir başına özgürleşmesini ve kendi hakkında yine kendisinin karar vermesini talep etmektedir. Fakat modern özgürleşme, kişinin ancak siyasal birlikteliğin içinde yer almasıyla bir bireyin olarak anlam kazanacağına ait bir düşünceyi de içinde barındırmaktadır. (sf.9)

Roger’ın da öz bir şekilde söylediği gibi ulusçu hareketlenme, bir topluluğun siyasal ekonomik egemenliğini ele geçirme ya da pekiştirme mücadelesidir.(Sf.11)

Sınırların kesin çizgilerle belirlendiği modern çağda devletlerin yerleşik kültür içinde toprakla kurdukları bağ, modern düşünceye özgü olan kesinlik, katilik, somutluk ve ölçülebilirlik nitelikleri ile birleşmiş durumdadır.(sf.11)

Modern ulus devlet düşüncesinde devletin egemenliği belirli toprak parçası üzerinde kolektif bir kimlikle ulusa devredilmiş olarak kabul edilir.(sf.12)

Toplum ulus kavramlarının bir siyasal birlik düşüncesi etrafında aynı grubu kapsayarak kullanımları herkesin devlet karşısında eşit derecede sahiplik duygusu ve sorumluluk duyma bilinci içinde olmasını sağlamaktadır. (sf.12)

Kültürün, tarihsel toplumsal bir gelişim serüveninin ürünü olduğundan hareketle toplumun devamlılığını sağlamayı garanti ettiği varsayılmaktadır.(Sf.13)

Modern çağdaki siyasal egemenliği ifade eden Batı Avrupa kökenli ulus devlet aşaması gelişmenin ve ilerlemenin bir sonucu olarak görüldüğü için, kültür-toplum-ulus-devlet bütünleşmesine imkân vermeyen kabile kültürleri, ilkel toplulukların yaşayış biçimi olarak nitelendirilmiştir. (Sf.14)

İnsanlığın sürekli olarak evirildiğini varsayan modern çağın aydınlanmacı yaklaşımı, daha iyi olana doğru bir ilerlemenin anlamını kendi içinde barındırırken insan ilişkilerini ve eylemlerini bu rasyonalite etrafında neden sonuç bağlamlı zincirleme bir gelişim çizgisi içinde açıklamaya çalışmaktadır. (sf.17)

Modern dönemde birey, kilise etrafında şekillenmiş kutsal bir toplum örgütlenme yerine artık rasyonel yönüyle kendi yolunu çizebilen ve üretebilen bir vasfa sahip varlık olarak görülmektedir.(sf.19)

Herder'e göre her halk ve dönem, kendi bakış açısına, düşünme biçimine, hissedişine ve davranışına sahiptir. Bunlar da ancak kendi değerler skalasında doğru bir şekilde anlaşılabilir. Bu yüzden her kültür, değerler ve gelenekler üzerinden gerçekleştirilen eğitim formlarınca kendi halkının konuştuğu dil ile genç kuşaklara aktarılarak gelişip, biçimlenir(sf.21)

Marksizm açısından asıl toplumsallık, insan, doğa ve toplum uyumunun mevcudiyeti ile sağlanır.(sf.25)

Ulusçuluk ne bir devletin, ne zamanın, ne de tepkinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. O modern düşünce içinde gelişmiş bir siyasal bilinç tarzıdır.(sf.42)

MODERN ULUS DEVLET ve DİL

İlk örnekleri İngiltere’de gözlemlenen modern ulus ve ulusçuluğun özel bir önemle eğildiği resmi dil politikaları da ilk kez İngiltere’de ortaya çıkmıştır.(sf.43)

Resmi bir dilin bir devlet içinde tercih edilişiyle o devletin siyasal egemenlik ve otorite düzeyinde diğerlerinden farklılığın pekiştirilmesinin amaçlandığı görülmektedir. Bu durumda da dil, iktidarın kudretinin sınırlarını belirgin olarak göstermeye yarayan bir araç halinde getirilmiş olmaktadır.(sf.44)

Yazılı eserler tarihi gelişmeler için önemli bir kaynağı teşkil etmekle birlikte her ülkenin tanımının o dili kullandığı anlamını taşımamaktadır.( sf.45)

Çünkü her şeyden önce ulusal dil, insanların fikirlerini, eğitimlerini ve yaptıklarının nakl etme, eski devirlerin hazinelerini sonraki kuşaklara aktarmak için araçtır. Ulusun üyeleri ulusal dilin aracılığıyla bir birleriyle etkileşime girer ve ortak bir manevi karakteri paylaşırlar. Bu nedenle ulusal dil, bir ulusun tarihinin aynası demektir( sf.48/Viroli,1997:134)

Bir devlet içinde bu kadar dilsel çeşitliliğin varlığı göstermektedir ki modern ulus kavramı hakkında 19 ve 20yy ilk yarısı boyunca öne sürülmüş olan, ulus içinde bütünlük sağlana bilmesi için dil birliğinin gerekliliğine yönelik iddia artık önemsenmemektedir.(sf.52)

Fransa 1789 Devriminden sonra homojen bir toplum oluşturmanın yolunu dilsel bütünlüğün sağlanmasında görmüş ve 20.yy ortalarına kadar bu doğrultuda politikalar geliştirmiştir.(sf.52)

MODERN ULUS DEVLETLER ve DİN

Ulus devletlerle din arasındaki mesafe laiklik ve sekülerlik çizgileri ile ayarlanmaktadır.(sf.56)

Sekülerlik ise dinin dünyevileşmesi anlamına geldiği için zaten dünyevi şartlara uygun hale dönüşmüş olan dinin, devlet ilişkileri ile çakışmaması halidir.(sf.56)

Modern Çağ, eskiden dinin ve dolayısıyla kilisenin altında bir konumu olan devletin bu konumunda yer değişikliği yaparak, devleti hiyerarşik ilişkide üst basamağa taşımıştır.(Sf.57)

ULUSCULUK KURAMLARI PRİMORDİALİST YAKLAŞIM

20.yüzyılda görülen akademik düzeydeki ulusçuluk kuramlarından ulusların varlıklarının geçmişten beri sürdüğü iddia eden görüşlerin genel adına ilksel bağları referans almış olması nedeniyle primordializm (ilkçilik) denmektedir.( sf.64)

Zira Geertz’in yaklaşımında primordial bağ, soy ilişkisine ait olmanın yanında din,dil, ve kültür gibi toplumsal yaşamın içindeki kurumsal niteliklerle oluşabilmektedir. Toplum içindeki bu kurumlaşmaların gücü her toplumda farklı olabileceği için ilksel bağlara ait nitelikler de her bir toplumda ayrı bir kuvvetle ortaya çıkacaktır.(Sf.65 akt:say.)

Geertz, modernleşmesini tamamlasa dahi siyaset geleneği zayıf olan toplumlarda ilksel bağlılıkların, otonom siyasal birimlerin sınırlarının belirlenmesinde halen büyük oranda tercih edilmekte olduğunu belirtmektedir.(akt:say/Geerzt,2010:290/sf.65)

Bir toplumda ekonomik, sınıfsal ya da entelektüel düşmanlık bir devrim tehtidini içerir; fakat ırk, dil ya da kültüre dayanan düşmanlık ise bölünme, genişleme arzusu ya da devletin sınırlarının yeniden çizilmesi veyahut da alanının yeniden tanımlanması tehdidinde bulunurlar.(akt:say,Geerzt,2010,291/sf66)

MODERNİST YAKLAŞIM: ULUS İNŞASI

Modernistlere göre hem devletin hem de ulusun inşası da iletişim, kültür, ulaşım, sanayileşme, kapitalizm, siyaset, homojenleşme gibi değişkenler etrafında ortaya çıkmıştır.( sf 67)

Paul R. Brass için modern devletler siyasal kontrolü ele geçirmek için verilen mücadele sürecinin alanıdırlar.(sf.70)

Ulusçuluğu, devlet gücünü kullanabilme ya da o güce yönelme olarak tanımlayan John Breuilly için ise ulusçuluk üç temel iddiayı içermektedir. Bunlardan birincisi, her ulus açık olarak kendine özgü bir karakter taşır. İkincisi, ulusun değer ve çıkarları diğer bütün değer ve çıkarlardan önceliklidir. Üçüncüsü de, her ulus, en azından siyasal egemenlik kazanma düzeyinde mümkün olabildiğince bağımsız olmalıdır.(akt:say,Beruilly,2001,2,sf.71)

Modern toplumun vatandaşı, istihdamını, kültürel katılımını ve yaygın bürokrasi ile ilişkisinin niteliği herkes tarafından benimsenen bir standart dil içinde geliştirilmiş eğitim sistemine borçludur.(akt,say,Gellner,1996,41,sf.74)

Kültürün tüm topluma yayılmasının ancak endüstri toplumunda görüle bilmesi nedeniyle ulusçuluk modern çağın bir ürünüdür.(Sf.74)

Ulusçuluk ancak bir devlet ya da halkın sınırları içinde var olabilmektedir. Bu nedenle bir devletin sınırları dışına taşarak başkaları ile birlikteliğin oluşmasına yarayacak bağlar, ulusçuluk için engel teşkil edecektir. ( sf.75)

Smith, bir etnik topluluğun altı ana özelliğe sahip olduğunu söyler. Bunlar;

  • Kollektif özel ad
  • Ortak bir soy miti
  • Paylaşılan tarih anılar
  • Ortak kültürü farklı kılan bir ya da daha fazla unsur
  • Özel bir yurtla bağ
  • Nüfusun önemli kesimleri arasında dayanışma duygusu olarak sınırlamaktadır. (akt.say/Smith,1994,42,79)

 

Topluluklar arsında bu ekonomik eşitsizlik artıkça da ezilenler siyasal bütünleşmeyi reddeceklerdir.(akt:say,Özkıımlı,2008,123-125/86)

 

İnsanın kültürel çeşitliliğini ve onun siyasal etkilerini anlamadan insanı kavramak mümkün değildir. (akt:say,Nimni,2009:324/87)

 

ULUSUN DÖNÜŞÜMÜ

 

Bir ulus devletin doğası gereği gerçekte heterojen toplum olduğunu iddia eden ve farklı kültürel topluluklara vurguyu kuvvetlendiren birr düşünce yapısı içinde sömürge topluluklarının özgürlüklerinin teslim edilmemesi ancak bir çelişki olacaktır. İşte eğer sömürgeci devletler, sömürgeleri üzerindeki doğrudan hâkimiyetlerini devam ettirirlerse bu ancak eski sistemin sürdürülmesi anlamı taşıyacağı için kabul edilebilir bir durum olarak gözükmemektedir.(sf.109)

 

Gerçekte modern çağda ulus devletlerin homojen ve merkezi yapısı, biyolojinin referansı ile modern bilime ait bir bakış açısı içinde organizmaya benzetilerek anlamlı ve açıklanabilir görülmüştür.(Sf.114)

 

Modern devletlerin merkezi iktidarlarının yapısı, günümüz bakış açısından doğallığı ifade eden kültürel topluluklar lehine bozulmalıdır fikri ile karşı karşıya kalmaktadır.(Sf.114)

 

Postyapısalcı analizde toplumun görüntüsü, birbiri içinde geçmiş kültürel grupların etkileşim ve iletişim ağından ibarettir. Bu etkileşim ve iletişim ağını Deleuze ve Guattıri’nin yaptığı toplum tasviri oldukça açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Deleuze ve Guattıri, toplumsal görüntüyü açıklamak için, yanlara doğru dallar salan ve belirli bir kaynak ya da merkez oluşturmaksızın başka gövdelere veya köklere bağlanan bir gövde ya da kök –rizom –imgesini kullanmışlardır.(sf.120)

 

Özetle, 20.yüzyılın ikinci yarısına kadar ulusal düzeyde kültürel türdeşliğin bir ilerlemecilik örneği olduğuna hükmeden egemen yaklaşım, yerini kültürel türdeşlikten ziyade kültürel karmaşıklığa doğru dünyanın yöneldiği hükmüne bırakmıştır.(sf.123)

Günümüzde grupların kendi topluluklarına olan bağını teşvik eden heterojen toplum iddiası Marx’ın kültü kavramına getirdiği açıklama ile barışık bir temele sahiptir.(sf.123)

Primordialistler, yaptıkları analizlerde ulus kavramının tarihselliği geçmişten geleceğe doğrusal bir çizgi üzerinde alınmış yol şeklinde göstermişlerdir. Modernistler, ulusların inşa edilmişş olduklarını öne sürerken aynı zamanda geçmişin bu güne göre işlendiğini ortaya koymuşlardır. Etnosembolcüler ise geçmişten geleceğe uzanan çizgi üzerinde inşanın geçmişten kopuk olarak yapılacağını iddia etmişlerdir. (sf.124)

Castells’in öne sürdüğü yeni toplumsal örgütlenme biçimi, sadece zaman kavramına ve tarihe gösterilen ilginin farklılığı ile değil aynı zamanda postmodern toplumsal örgütlenme kuramlarına ve hatta postyapısalcı toplum düşüncesi ile gösterdiği paralelliğe kadar geniş bir yelpazeyi tarayan görüntüsüyle oldukça dikkat çekicidir.(sf.126)

Castells’in yaklaşımında akışlar uzmanı, modern anlayışın tam tersine tarih dışıdır. O dağınık, parçalı ve ağlar oluşturmuş, bir şekildedir.(Akt:say,castells,2008,568/126)

 

20.yüzyılda modern çağın homojen toplum yaklaşımının yerini heterojen bir toplm tipi alırken siyaset ve toplum kuramlarından öne çıkan konular da merkeziliğin ve kollektifliğinsorgulandığı çalışmalar olmuştur. Kolektif bir toplum varsayımından ziyade artık iç içe geçmiş olan ve kendi kendilerini bir diğerine aktarış biçimleriyle anlam kazanan toplulukların görüntüsünden meydana gelmiş bir toplum modeli tercih edilmektedir. Çünkü modern çağın bir ulus devlete aidiyet tipini ifade eden bir kimlik tarzı, heterojen toplum modeli içinde insanın karmaşık ilişkilerini gösteremeyecek kadar zayıf kalmaktadır.(Sf.128)

Çağdaş düşünürlerin birçoğu artık kimlik sabit ve değişmez bir nitelik olarak görülmemektedirler. Örneğin Bayart’a göre ‘toplumsal bir failin gerçekleştiği kimlik teşhisi her zaman bağlamsal, çoğul ve görelidir. ( sf.128)

Modern ulus kavramı çerçevesindeki kimlik tanımının yerini çoğul ve göreli bir kimlik anlayışına bırakmasında genelde düşünme biçiminin özelde ise ulus kavramının içeriğinin değiştiği ortaya çıkmaktadır.( sf.129)

Modern çağda ulus devletlerin kimliğe ılişkin yaklaşımı diğer ulusal kimliklerden farklı bir şekilde siyasal olarak tanımlanmış kolektif bir varlığı göstermeyi amaç edinmiştir.( sf.130)

Sanayileşmiş ülkeler yaşanan dış göçten dolayı artık hem azınlıkların kendilerini ayrışmış olarak görmelerini önleyebilmek hem de göçmenlerin entegrasyonunu sağlayabilmek için vatandaşlık kavramının içeriğini genişleterek farklı bir örgütlenme biçimi oluşturmaktadırlar. (sf.133)

Modern çağ boyunca dil, kültür, tarih ve coğrafya birliği ile ulus düşüncesi etrafında siyasal bütünlük kurma hakkını ifade eden anlayış terk edilmeye başlanarak sadece siyasal bütünlüğü farklılıklara rağmen koruma amacını güden bir vatandaşlık biçimi devletlerin politikası olmaya başlamıştır.(sf. 135)

Çoğulcu toplum modelini sosyal ve siyasal olmak üzere iki türde ele almak mümkündür. Sosyal çoğulculuk, farklı grupların açık olarak devlet yönetimine katılımı ile sağlanmaktadır.(sf.138)

Siyasal çoğulculuk ise bir siyasal sistem içinde her gruba kendi ilgi ve çıkarları doğrultusunda hareket etme özgürlüğü sağlayan bir modeldir.(akt. Say: Tansey,2004,113-114/ sf.138)

Günümüzde bir toplumda er alan ve kültürel toplulukların siyasal düzeydeki talepleri de genel olarak iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, bir devlet içindeki grupların kendi kültürüne özgü yaşamalarına imkân sağlayacak düzenlemeleri kapsayan hizmet alma talepleridir. İkincisi ise kültürel grubun doğrudan özerklik istediği ifade eden taleplerdir.( sf.138)

Tanım olarak ise çokkültürcülük, bir ulus devletin bütünlüğü içinde her biri ayrı bir kültüre sahip olan farklı toplulukların bir arada eşit imkanlara sahip olarak yaşayabilme kapasitesini ifade etmektedir.(Sf.138)

Kültürel farklılık çokkültürlülüğün odak noktasını oluşturmaktadır.(sf.139)

Halk tarafından benimsenen yaşamın günlük görünümlerinden oluşan bu kültür varsayımı aynı zamanda geçmişten beri süregelen bir devamlılığın ifadesini ya da bir devamlılığa ait olmayı ortaya koymuştur. Böylece farklı toplamların kendilerine özgü tarihsel bir birikimi taşıdıkları inancı da öne çıkmış olmaktadır.(sf.139)

Çokkültürlülük kavramı, Doytcheva’yagöre ilk kez 1941 yılında İngiltere’de eski ulusçukların bir anlam taşımadığı, önyargısız ve bağsız bireylerden oluşan kozmopolit bir toplumu niteleme anlamında kullanılmıştır. Devlet düzeyinde ise isim olarak 1970’li yılların başlarında yaygınlaşan kavram, Kanada ve Avusturalya’da bu toplumların bir özelliği olan kültürel çeşitliliği teşvik edici devlet politikalarının adı olmuştur. (akt:say,Doytcheva,2009,15 sf.141)

Öte yandan günümüzdeki haliyle çokkültürlülük, modern çağın sahip çıktığı ulus devlet politikasından farklılaşmaya öncülük etmek gibi bir misyon da üstlenmiştir. ( sf.141)

Kymlicka, çokkültürlülük için önce kültürel çeşitliliğin varlığını gerekli görmektedir. Ona göre kültürel çeşitlilik de üç kaynaktan doğarak gelişmektedir. Birinci kaynak, birden fazla ulusun yan yana yansımasıdır. Bir çokulusluluktur ve çokulusluluk farklı koşullarda gerçekleşebilmektedir. İkinci kaynak ise göçtür. Bu kaynak Avusturalya, Kanada ve ABD ‘ de her zaman hayati bir önem taşımıştır. Yeni sosyal hareketlerin varlığı da göz önünde tutarak üçüncü gruptan söz etmektedir. Bu üçüncü gruptakiler, kendi ulusal toplumları ya da etnik grupları içinde marjinal konuma itilmiş eşcinseller, yoksullar, kadınlardan oluşan birliklerdir.(sf.143-144)

Bu çerçevede GerdBaumann içinde çokkültürlülük, her bir köşesinde ulus devlet, etnisite ve dinin bulunduğu bir üçgendir.(sf.145)

Çokkültürlülük homojen bir kültürün ortadan kaldırılıp yerine heterojen kültürün yerleştirildiği bir politika değildir. O her türlü yaşam biçiminin devlet içinde karar alma süreçlerinde etkili olmasını gerektirdiği için heterojenliğin de homojenlik kadar etkili olmasının bir sonucudur. (Sf.147)

Kastoryano da çokkültürlüğü ulus devlet içinde görülen grupsal farklılıklar etrafında anlamlandırmaktadır. Ona göre’ çokkültürlülük söylemi demokratik toplumları, etnik ya da dini olan ve bu özellikleriyle tanınan cemaatler çağına sokmuştur.’(akt.say, Kastoryano,200:52/sf.149)

Gerçekte Giddens’ın belirtmiş olduğu anlamıyla etnisite kavramından görülen değişme, modern ulus devletin toplum düşüncesini kapsayan toplumsallığa ilişkin değişmenin bir uzantısıdır. Geçmişte modern ulus devletler tıpkı etnisitenin tanımlanmasında olduğu gibi toplumsallıklarını bir ırka gönderme yaparak temellendirmişlerdir.( sf.157)

Modern çağda etnisite aynı zamanda siyasal bir bilince sahip olmayan topluluk anlamında kullanılmıştır. Bir etnik topluluğu ulustan ayıran ölçüt onun henüz devlet olma düşüncesini barındırmaması ile açıklanmıştır. Bu bakımdan modern etniklik ile Antikitenin etkinlik anlayışı arasında bir benzerlik vardır.(sf. 158)

Etnisite çağımızda kolektif bir tanınma ve tanımaya dair inancı temsil etmektedir. Irk ve soy grupları kadar artık dinsel ve kültürel gruplarının da kendine özgü aidiyet duygusu ve kimlik kazanımı sağlaya bildikleri kabul edilmektedir.( sf.159)

Tüm toplumların gerçekte modern düşüncenin iddia ettiğinin aksine etnik ve kültürel çeşitlik içinde olduklarını gösteren örnekler sadece sömürgeleşmiş topluluklarla ya da sanayileşme öncesi tarım toplumlarıyla sınırlı kalmamaktadır. Artık kabul edilmektedir ki ‘etnik homojen istisna olarak gösterilen Japonya bile, geçmişte (Hokaido adasının ilk yerlileri olan ) Aynular, Burakuminler ve Okinawalılar;son yüzyıllarda ise Koreliler ve Çinliler gibi farklı etnik azınlıkların yaşadığı heterojen bir ülkedir.(sf.163)

Modern düşüncenin egemen olduğu dönem boyunca homojenliği tartışılmayan devletlerin dahi bu gün heterojen ilişkiler ağı içinde açıklanması bu değişimin seyrini ve boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Artık hem ulus hem de etnisite kavramları homojen toplum yerine heterojen toplum bağlamında anlamlar barındırmaktadır.(sf.163)

Modern dönemde boyunca inşa edilmiş homojen toplum modeli kendi doğası gereği kalıcı ve sabit ilişkilerle açıklanmıştır. Kalıcı toplumsal ilişkiler aynı zamanda geçmişten geleceğe uzanan sabit toplumsal köklere ihtiyaç duymaktadır. (sf. 164)

Modern etnisite mutlaka ötekine ihtiyaç duymaktadır.( sf.169)

Özetle çağdaş etnisite tanımlarının sosyal ilişkiler bağlamında yapılmış oldukları görülmektedir. Bu tanımlama biçimi modern dönemin sabit etnik topluluk anlayışından çok, esnek ve göreli etniklik sınırları ile iç içe geçen bir ağ görünümdeki toplum modeli ile uygunluk göstermektedir. Bu haliyle de devletlerin yöneldikleri çokkültürlülük politikaları ve heterojen toplum düşüncesi ile paralel doğrultuda bir etniklik tanımı gelişmiş olmaktadır. Etnisiteye bu yaklaşım tarzı, post modern toplum düşüncesi içinde anlam kazanan insan gruplarını çok miktardaki çeşitliliği üzerine yaşam biçimini kuramsallaştırmanın da bir yolu olmaktadır. (sf.170)

Modern ulus devletler her bireyin karşısına merkezi bir otoriteyi ve nesnel ölçütleri temsil eden bir varlık olarak çıkarlar.( (sf.174)

Sanayileşme sonrası toplumsal örgütlenmelerin bireyselleşmeyi doğurduğuna ve bireyin de tek başına bir insan olarak toplum içindeki ilişkilerini geleneksel kurumlar ve bağlar yerine modern örgütlenmeler içinde sürdürmek zorunda kalacağına olan inanç, bu bakış açısını kuvvetlendirmiştir.(sf.205)

Ulus ve etnisite kavramlarında meydana gelen anlam ve iiçerik değişmelerindeki eğilim, modern ulusa karşı onun doğal olmayan ve müdahaleci bir tutum sonucu oluştuğu görüşünü kuvvetlendirirken, etnisite için kavramın sadece ırk ve soya özgü bir anlam taşımadığı aksine tüm antropolojik özellikleri ihtiva ettiği yönünde bir zenginlik katmıştır.(sf.206)

Devletler çağın egemen düşünsel sistemi içinde kendilerini yeniden yorumlama ve tanımlama çabası içindedirler. Elbette dünya üzerinde varlığını baskın olarak devam ettirmek isteyen egemen düşünsel sistem karşısında olan devletler ve düşünce sistemleri mevcuttur. Ancak bu devletler ve sistemler mevcut egemenliğin karşısında zayıf bir konumda kalmaktadırlar.(sf.208)

 

KİTAP HAKKINDA

Modern dönemden post-modern döneme geçiş aşamasında olduğumuz bu zamanlarda günümüz toplumları hakkında analiz yapma, fikir edinme noktasında büyük bir katkısı olan ulus, çokkültürlülük, etnisite gibi kavramlar ekseninde modern toplumların dününü, bu gününü açıklamaya çalışmaktadır Say. Her toplum kendi kültürünü devam ettirmek için belli başlı bazı sorunlar yaşamaktadır. Say, bu sorunu aşmanın yolunu liberal bir çerçevede bunu sunmuştur. Modern dönemde ulus devlet modeli kaçınılmaz bir gerçekliktir ve her toplum güçlü olduğu kadarıyla bu aşamadan geçecektir. Post-modern dönemde ise çokkültürlü bir model kaçınılmaz bir evre olarak görünmektedir. Ulus devlet ve çokkültürcülük tartışmaları Türkiye için de önemli kavramlardır.

21.Yüzyılda Ulus, Çokkültürlülük ve Etnisite

Ömer SAY

Kaknüs Yayınları

İstanbul

1.Baskı

Muhammet Güzel - 16.11.2015

,

2178

Muhammet Güzel Hakkında

Muhammet Güzel
Dumlupınar Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi.
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin