3 KİTAP 1 GORKİ

3 KİTAP 1 GORKİ

3 KİTAP 1 GORKİ

16.09.2019 - S. Çelebi
3 KİTAP 1 GORKİ

ÇOCUKLUK

Maksim Gorki bize hüzünlü hayat hikayesini anlatmaya babasının ölümüyle başlıyor. Üçlemedeki öz yaşam öyküsünün ne kadarı hayal ürünü ne kadarı yaşanmış tam kestirmesek de bu çok önemli sayılmaz. Bahsi geçen hadiseleri birebir yaşanmasa dahi, yazarın ruhuna dokunan, yazdığı hisleri gönlünde bırakan, kendi farklı, etkisi aynı bir şeyleri tecrübe ettiğini düşünebiliriz.

Babanın ölümü Gorki'nin hayatta karşılaşacağı pek çok ölümden sadece ilki...

Bir ebeveyni ölümle kaybetmek yaşarken ilgisini ve sevgisini kaybetmekten her zaman daha iyice görünmüştür bana. Fakat minik Maksim ve gerçek hayatta karşılaştığım aynı durumu yaşayan başka miniklerin böyle düşündüğüne emin değilim.

Bedenen var olmasına rağmen Maksim’le arasına duvarlar ören anneye dışardan bizler öfke duyarken, küçük kahraman annesine adeta kendisi onun ebeveyniymiş gibi olgun bir merhametle yaklaşabiliyor.

Hasan Ali Toptaş’ın, Binnaz karakterinin sözlerini hatırlatıyor Maksim ‘in annesini var etmeye çalışması.

Şöyle diyordu Binnaz ‘hasıl-ı kelam, çerden çöpten de olsa insan illa ki bir baba yaratıyor Ziya Bey, başka türlü var edemiyor kendini.’

Öte yandan babasının ölümüyle birlikte sığındıkları dede evindeki adeta vahşi doğayla yarışan yabanıllık ve saldırganlık arasında her şeye rağmen hayata tutunması için sıcak bir nefes olarak anneannesi var Leksey’in.

Her zaman muhakkak bir çıkış yolu vardır, insan karanlıklarda yapayalnız bırakılmaz yeter ki insanın aydınlığa çıkmaya gönlü olsun dercesine...

Dayakçı Dedesini ve Masalcı Ninesini gözlemleri sonucu ikisinin farklı tanrıları olduğuna inanıyor Maksim. Sürekli aynı ezbere dualarla hitap edilen öfkeli tanrı elbette dedenin tanrısı. Anneannenin ise arkadaşıymışçasına sohbetler ettiği, iyi yürekli ve yakın bir tanrısı var.

Maksim hayatının ilerleyen safhalarında da uzaktan gözlemleyerek mesafeli bir ilişki içinde olsa da tanrıyla, ebeveynin dine karşı tutumunun çocuk inancı üzerindeki tesirini güzel özetleyen ifadeler yer alıyor küçük Maksim ‘in çocuksu çıkarımlarında.

Küçük çocuğun anneannesi dışında yakınlık kurduğu ikinci kişi de toplumun ötelediği, zayıf, kambur, büyücü tipli bir karakter olan Horoşeye Delo.

Delo, Maksim’i dinliyor. Bu kadar basit. Hayallerini anlatmasına izin veriyor, basite almıyor, fikirlerine ciddi cevaplar veriyor ve işte bir çocuk kalbi kazanmak bu kadar kolay...

İnsanların bir diğerinin acısıyla adeta mutlu olduğu bu hoyrat yaşamda ruhu asil Leksey’cik zaman zaman hınç ve nefret duygularına kapılsa da insan kalmayı başararak hayatının ikinci evresine geçiyor.

Daha doğrusu dedesinin ‘Daha ne zamana kadar ben besleyeyim seni? hadi bakalım git ekmeğini kazan’ diye kapıyı göstermesiyle evden dışarı adımını atmış oluyor.

Ekmeğini Kazanırken

Bize anlattıklarına göre Maksim insan kalmaya devam ediyor her şeye rağmen. İnsanların başkalarını incitmekten duyduğu hazza, kabalıklarına şaşırmaya da...

Resmî eğitimden geçmemesine rağmen potansiyel bir kitap tutkunu ve edebiyatçı olduğu günlerde şaşırdığı şeylerden biri de konuşulan bozuk dil oluyor Maksim’in.

Örneğin, insanların ‘korkunç komik, acayip neşeli, ölesiye yemek’ gibi bir araya gelmeleri mümkün olmayan sözcüklerle kurdukları cümleleri anlamlandıramadığını söylüyor.

Yazarın dilin kötü kullanımı konusundaki bu tespiti biraz umut veriyor bana.

Tuhaf tamlamalar, kulağa hoş gelmeyen tabirler, tepkiler, demek ki her dönemde mevcut. Şu an bize yeni türemiş gibi gelen dilin bozuk halleri her dönemde her toplumda yaşanan olağan bir durum.

Her vakit kelimelerle baş yapıtlar inşa eden sanatçılar, temiz bir dille konuşan insanlar ve popüler kültürün ürettiği jargonu kullanan gençler var olacak demek ki.

Maksim ‘in hayatının bu döneminde en önem verdiği iki şey Kraliçe Margot ve kitaplar...

Üçlemede Maksim ‘in hayran olduğu kadınların ortak özelikleri; bir şeylere hayır diyen, gayrı ahlaki bile olsa toplumun kabullerinin aksine hareket eden ve güçlü kadınlar olmaları.

Kadınlarla ilgili aşağılayıcı ve onları cinselliğe indirgeyici tavırlardan nefret ediyor Maksim.

Ve etrafında kolaylıkla ve rahatça birlikte olabileceği pek çok kadın varken birlikteliğin sadece haz içereninin bayağı olduğunu düşünmesi sebebiyle uzak duruyor bu tarz ilişkilerden asil genç Leksey.

Minimalist Maksim

Gorki bugünlerde pek popüler olan minimalizme de şu cümleyle gönderme yapıyor adeta o zamandan; ‘Ben eşya sevmiyordum. Hiçbir şeyim olsun istemiyordum hatta kitaplar bile sıkıyordu beni.

Patronun evini sıkış tepiş dolduran mobilyalar, halılar, aynalar ve bütün öteki eşyalar hiç hoşuma gitmiyordu.’

*

2.kitabın sonunda kahramanımız okuyup öğrendikleriyle dolmuş ama bilgilerini sağlam bir zemine oturtamadığı için bilgilerin kabın içinde sallanıp duran su gibi kendisini rahatsız ettiğini söyleyerek Kazanda buluşmak üzere bizden ayrılıyor.

Onun Üniversiteleri

Kahramanımız çevresinde ondaki cevheri fark edenlerin teşviki ve içindeki öğrenme aşkı ile üniversite eğitimi almak için yola çıkar.

Fakat hayat üniversitesinin örgün öğretimden daha öğretici olduğu kanaatine varır ki öyle olmasa dahi kazanması gereken ekmeğine ayırdığı vakitten okula pek sıra gelmez.

Yıkıntılar altındaki köpeklerin yaşadığı bir mahzenin onun üniversitelerinden biri olduğunu söylüyor mesela. Smith'in bahsettiği iktisat biliminin temel ilkelerini zaten daha önce doğrudan tecrübeyle öğrendiğini fark ediyor.

Hayatının bu dönemindeki en etkileyici kısımsa o dönem öğrenci hareketlerinde yer alan gençlerle yakın temas içinde olmasıdır. Onların haberleşmelerine, kitap alışverişi yapmalarına yardım eder. Zaman zaman fazlasıyla konuşmaktan başka bir şey yapmadıklarını düşünse de dünyayı güzelleştirme gibi bir çabaları oluşu sebebiyle yakınlık hissedip takdir eder onları Maksim.

İyi, doğru güzel bir şeyler yapma arzusu içerisinde olup öte yandan da anlamsızlık hisleriyle varoluş sancısı çekerken başarısız bir intihar girişimi de olur Maksim’in.

Sonrasında öğrencilere benzer fikirler taşıyan bir esnafın çağrısı ile onun köyünde devam eden hayat seyrinde yine yeni ‘kötü’ insanlar arasında iyi kalma mücadelesine şahit oluruz Maksim’in...

Kötülükle baş etmek zordur ve iyi kalmayı başaran kahramanımız üçlemenin son kitabında da sığmadığı, sığdırılmadığı bu köyden ayrılarak veda eder bize, biriktirdiği tüm bu malzemelerle, ömrünün geri kalanında büyük yapıtlarla tekrar bizle buluşmak üzere...

S. Çelebi - 16.09.2019

,

426

S. Çelebi Hakkında

S. Çelebi

1992 yılında Ankara'da doğdu.  Lise eğitimini Özel Nenehatun Okulları'nda tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisansını  tamamladı.  Aynı üniversitede Sosyoloji bölümünde yandal eğitimi aldı. Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü 'ndeki eğitiminin de sonuna gelmiş bulunmakta. Yaygın eğitim faaliyetleri ve kitap değerlendirme yazıları ile meşgul. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin