Açık Bir Ufuktan Hayata Bakmak

Açık Bir Ufuktan Hayata Bakmak

Açık Bir Ufuktan Hayata Bakmak

10.09.2021 - Uğur Cumaoğlu
Açık Bir Ufuktan Hayata Bakmak

Her şey zıddı ile kaimdir. Kötü olmadan iyiyi, yanlış olmadan doğruyu, çirkin olmadan güzeli, yalan olmadan gerçeği bilmek mümkün değildir. Tüm zıtlıklar bütünü daha iyi görmemizi sağlayan resmin diğer yarısıdır. Bunlar üzerine düşünmeye başladığımızda da hakikate ulaşmak için ilk adımı atmış oluruz. Çünkü düşünmek, sadece bir eylem değil; bir zahmeti, külfeti olan ve çoğunlukla da alışkanlıklarımızı ve zihinsel konforumuzu terk etmemizi gerektiren bir mücadeledir.

Düşünmek, hakikati bilmek ve onunla kuşanmak için bir başlangıç olsa da daha üst seviyede bunun adı tefekkürdür. Tefekkür; iyiyi, güzeli, doğruyu ne için aradığımıza anlam katan ve en çok da ahlaki olanın ya da erdemli davranmanın derin şuurunun göstergesidir. Zira görünen, bizim için düşüncenin sınırlarında bir gayret gerektirirken, tefekkür tüm bunların ötesine geçmemizi isteyen, bizi varoluşsal bir yolculuğa çıkartan ve görünenin ardındaki hakikate dikkat kesilmemizi bize öğreten bir çabadır.

İbrahim Kalın’ın Açık Ufuk-İyi Doğru ve Güzel Düşünmek Üzerine adlı çalışması da bizi tam olarak böyle bir yolculuğa davet ediyor ve Kalın’da düşünmenin çileli bir iş olduğunu ifade ederek, Platon’un mağarasından çıkmamız için ayağa kalmamızı, duvara yansıyan gölgelerin hakikat değil sadece onun gölgesi olduğunun farkına varmamızı ve ışığın kaynağına yönelmemizi istiyor. Kalın, düşünmeye başladığımızda, gölgelere inananların ve onları hakikat olarak kabul edenlerin bize alaycı bir şekilde bakacağını, fakat bizim bunların hiçbirine aldırmadan kapıya doğru yönelmemiz gerektiğini, böylece ayağımıza ve zihnimize vurulmuş prangalardan kurtulmamızın elzem olduğunu salık veriyor. Çünkü gerçek düşünce bizi iyi, doğru ve güzele götürerek dönüştürmelidir.

Kalın, kitabın ‘Düşünmek Çileli Bir İştir’ başlıklı birinci bölümünde; düşünmenin, bir şeyin anlamını kavramak için onun varlığına nüfuz etmek olduğunu, varlığın ve mananın derinliklerine inebilmek için eşyanın beş duyu organımızla kavranmasına imkân sağlayan ve görünen yüzünün ötesine geçmemiz gerektiğini dile getiriyor. Bunun için de yeniden büyük sorular sormanın zamanının geldiğini ve bu sorulara seküler bir bakış açısıyla verilen cevapların yeterli olmadığının tecrübe edildiğini, kaybettiğimiz ‘hikmet’in sorularımıza zaten cevaplar sunduğunu, varlık üzerine düşünmenin felsefenin ontolojik ve dilsel labirentlerinde kaybolmak olmadığını ve yaratıcının ‘Ol!’ emrinin var olma süreçleri üzerine tefekkür ederek bunların anlaşılacağını ifade ediyor.

İkinci bölümün başlığı ‘Mağaradan Çıkanı Vururlar: Yol, Tefekkür ve Tahayyül’ de Kalın, ‘ilm’ ile ‘alem’in kainatı anlamak için bir anlamda ‘işaret’ olduğunu ve zihni eğitmenin ona doğru yolu işaret etmekle mümkün olacağını söylüyor. Böylece düşünce bir istikamet kazanacak, varlık âleminin işaretleri daha açık bir şekilde fark edilip anlaşılacak, hakikatin ışığı aklımızın üzerine düşerek idrak düzeyindeki tecellileriyle aklı da kuşatacaktır.

‘Varlığın Keşfi Olarak Tefekkür’ başlıklı üçüncü bölümde yolda olmak ile aramanın eşdeğerde olduğunu, bulmayı ve bulunmayı istediğini ve böylece zuhur eden her şeyin bir varlık iddiasında bulunduğunu söyleyen Kalın’a göre bu durum, bir şuur ve farkındalık halidir ve varlık üzerine düşünmek aynı zamanda bu perdeleri aralamak ve idrakimize vurulan zincirlerden kurtulmaktır. Zira Wittgenstein’in de belirttiği gibi ‘gizemli olan dünyanın nasıl var olduğu değil, var olmasıdır.’

‘Akıl, Bilgi, Hikmet’ başlıklı dördüncü bölümde ise aklın sınırlarını aşan ama insanın kalbiyle ve vicdanıyla sezdiği şeyler olduğu, akıl üstü gerçeklerin varlığın bir parçası olduğu ve aklın kavrayamadığı fakat sezebildiği hakikatlerin bu kabilden olduğu anlatılır. Bunlar hiçbir formüle sığmayan ve izahı çok zor olan olgulardır. Çünkü akıl üstü gerçeklik hakikatin sayılardan ve formüllerden ibaret olmadığını söyler. Ancak gerçek manada akıl sahibi insan erdemlidir ve birinci sınıf bir zihin, onu erdemli olmaktan alıkoyan her türlü saldırıya karşı kaya gibi sert durabilen zihindir.

‘Hayatın Anlamı Üzerine Düşünmek’ başlıklı beşinci bölümde ‘Anlamı olmayan bir hayat yaşamaya değer midir?’ diye soran Kalın, anlamını yitiren ‘anlam’ın postmodern çağda, varlığın anlamı olarak değil; işlev, fayda, kar-zarar gibi kavramlarla anlaşıldığını ve hesabı verilmemiş, sorgulanmamış ve sağlaması yapılmamış hayatların bu anlamda bir anlamının da olamayacağını dile getiriyor. Ona göre anlam, Allah’ın kulu ve halifesi olarak varlık emanetine sahip çıkmaktır. Hayatın anlamı üzerine düşünmek demek, varlığın ve varlığımızın ufkunun birleştiği noktada ortaya çıkan muhteşem ahengi temaşa etmektir. Zira ‘Kendini Bilmek, Kendini Bulmak’ başlıklı altıncı bölümde de ‘varlığın hakikatini idrake hazır olmak’la tam olarak anlatılmak istenen budur.

Açık Ufuk adlı eser, hakikatini aramaktan vazgeçmiş çağın insanı ve yeni bir uyanışla bir başlangıç yapıp ilk adımı atmamamız için kıymetli bir çalışma ve mutlaka okunması gereken bir kılavuz.

Açık Ufuk

İyi, Doğru ve Güzel Düşünmek Üzerine

İbrahim Kalın

İnsan Yayınları

İstanbul, 2021

200 Sayfa

Uğur Cumaoğlu - 10.09.2021

,

353

Uğur Cumaoğlu Hakkında

Uğur Cumaoğlu

Yazar, Şair, Sosyolog, Sinema Eleştirmeni, Talebe.Yazıları ve şiirleri Beyaz Gemi, Temrin, Ayasofya, Bilge Adamlar, Muşta, Yolcu, Temmuz, Birnokta, Yedi İklim, Dergâh, Mahalle Mektebi, Mostar dergilerinde; Edebifikir.com, Kitaphaber.com.tr, Jurnalortadoğu.com da yayımlandı. Yeni Başlayanlar İçin Dünya adlı yayımlanmış bir kitabı var. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin