Acının Gölgesinde Savrulan Bir Tüy

Acının Gölgesinde Savrulan Bir Tüy

Acının Gölgesinde Savrulan Bir Tüy

02.08.2021 - Ülker Gündoğdu
Acının Gölgesinde Savrulan Bir Tüy

“Bazı insanların kendilerini anlatamayışları karşısında onun bir anlatıcısı, bir açıklayanı olmalıdır...”

Sevinç Çokum, Lacivert Taşı

Kendimizi niçin anlatamıyoruz? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Kendimize soralım: Ben kimim? Kendimizi takıntı haline mi getirmiş durumdayız? Kendi tarihimizi, kendi felsefemizi, kendi psikolojimizi inceler dururuz. Sanki evrendeki en önemli şey bizmişiz gibi, bilgiler insan çevresinde döner. Sanırım kitap okumayı sevmemin en büyük nedeni, önümüze bir pencere açması ve uzaklara bakma olanağı sunmasıdır. Bana sanki zihnimi taze fikirle donatmış gibi gelir. Pencereden gördüklerim beni her zaman şaşırtır. İnsanlık hakkında çok şey öğrendik. Yüzyıllar boyu yaptığımız hataların farkına vardık. İnsanın değişemeyeceğini, kendini her şeyin merkezine koyduğunu, insanın gelişemeyeceğini düşünüyorduk. İnsanların birbirlerinden farklı olduğu ve gövdemizdeki her hücrede bulunan olağanüstü yapıları öğrendik. İnsanlık büyümekte olan ve dünyanın kendi oyun bahçesinden ibaret olmadığını, aksine çok büyük olduğunu ve keşfedilecek bin bir düşünce, içinde büyüdüğü fikirlerden farklı fikirler barındırdığını şaşkınlıkla öğrenen bir çocuk gibidir. İnsan hakkında ne kadar çok şey öğrensek onun farklılığına, güzelliğine ve basitliğine o kadar hayran oluyoruz. Keşfettikçe, bilmediklerimizin bildiklerimizden daha çok olduğunu da fark ediyoruz. Kim olduğumuz hakkında daha çok şey öğrenmeye devam ediyoruz. M. Yücel Öztürk insanın kendini bulacağı ipuçlarını Ağır Tüy adlı eserindeki öyküleri üzerinden okuruyla paylaşmaktadır.

“...her şeyi içine attığımız halde bir türlü dolduramadığımız zamanın karşısında ne kadar da küçüğüz!” (Tanpınar, 2013)

M. Yücel Öztürk, Ağır Tüy eserinde; insanın, hayat serüveninin mekâna ve zamana karşı hiçbir şey bilmeyen ama hayatın temel dokusu hakkında bugün neyi anladığımızı ve onu nerede aradığımızı merak eden bir okuru düşündüren gerçeklik manzarasının nefes kesici güzelliğini anlatmaktadır. Gerçeği görebilme, zamanın ve mekânın getirebileceği insanın yaşamına ilişkin bir manzara resmetmiştir. Bu eser yalnızca yaşamı anlama değil, sorgulama alanında tutarlı bir yaklaşımı, bazen de resmin tamamının iyi görülmesini engelleme tehlikesi taşıdığı tutarlı bir bakış açısı ortaya koymaktadır. Yazarın, “Kıyıda” başlıklı öyküsünde olduğu gibi. “Bu böyledir, hüngürtüler otantik birer malzeme. Siviller ölmesin temennisi dillerde, bazı çocuklar yalnız haber bültenleri için dizilir ölümlere. Bazı büyük kulaklar bazı şeyleri duymaz” (Öztürk, 2017, s. 19).

M. Yücel Öztürk, 1983 Gümüşhane doğumlu. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nden mezun. Aynı üniversitede lisansını tamamladı. Kartal’da öğretmen. Hece, Hece Öykü, Aşkar gibi dergilerde hikâyeleri yayımlandı. Buna ekleyebileceğim tek şey; Ağır Tüy, ödüllü öykü kitabına dünyanın ve insanlığın ağrısını sığdıran usta sanatkârın; kadife gibi anlatımıyla tanışmış olmanın ayrıcalığında bir okuru gibi hissettirmiş olmasıdır.

Ağır Tüy

Her acının gölgesi başka acıların üstüne düşer.

Kuşlar.

Dönsün dursun.

Çocuklar gölgelensin kanatlarıyla.

Bir kuş kanadından arta kalan tüye dalıp gitti. Annesi gideli yalnızlaşan, onun sevmeleriyle gün boyu eksilmeyendi. Güvercinin düşürüp gittiği tüy gibi ağırlaştı. Boş evi açmaktan korkup sırılsıklam terledi. Ölümde soğuk ayrılıkta yanıkmış. Onu doğuran annesi ölmüş, sonra gelen annesinin gidişi ani oldu. Dağılıp toplanıyordu kuşlar. Bir şey kaybetmiş olmalıydılar.

Ziyankâr gölgeler sokaklarda.

Onları örtsün.

Kuşlar.

Çok zaman yalnızlık çeken, çok ağırlaşan omzumuzla öğrendiklerimizi bir araya getirmeyi denersek, elimizdeki ipuçları; yaşam, mekân ve zaman hakkında bize öğretilen düşüncelerden farklı bir şey gösterir. Gerçek olaylar ağıdır. Devlet’in yedinci kitabında Platon’un anlattığı ünlü efsaneye göre, insanlar karanlık bir mağaranın dibinde zincirlenmiştir ve arkalarında yanan bir ateşin ışığıyla önlerindeki duvara yansıyan gölgelerinden başka bir şey görmez. Bunun gerçek olduğunu sanırlar. Bunlardan biri kurtulur, güneş ışığını ve uçsuz bucaksız dünyayı keşfeder. Başta ışık onu sersemletir ve kafasını karıştırır; gözleri henüz ışığa alışamamıştır. Ama sonunda bakmayı başarır ve neler gördüğünü anlatmak için sevinç içinde arkadaşlarının yanına döner. Arkadaşları ona inanmakta zorlanır. Hepimiz bir mağaranın dibinde bilgisizliğimizin ve önyargılarımızın zincirlerine vurulmuş bir durumdayız, zayıf duyularımız da bizim gölgeler görmemize neden olur. Daha uzağa bakmak kafamızı karıştırır (Platon, 1999, s. 231). Buna çok alışkın değiliz ama Öztürk’ün eseri Ağır Tüy, öyküleriyle uzağa açılan pencere ile insanı insana yakın ederek bizi birbirimizle yenilemektedir. İnsan ruhunda değişim vardır. Daha uzaklara bakmak vardır. M. Yücel Öztürk’ün öykülerinin özündeki Ağır Tüy, acılarımızın neden olduğu huzursuzluğumuzdu. Bizi, kuşatan huzursuzluğun nedeni; belirsizlik ve kararsızlık yaşamı anlamsız kılmaz, tersine değerini arttırır. Bu yaklaşıma “Yağmurlu Bir Cemile” adlı öyküsüyle okura; insan ve yaşam için zaman ve mekân; müzisyenin enstrümanları gibi yalnızca birer araç olduğunu sonuçta müzikte önemli olanın müzik olduğu ve insanın yaşam anlayışı olduğunu hatırlatmaktadır.

“Dedesinin sesini Kafdağı’na atmışlar da yerine hiç dinmeyen bir rüzgâr getirmişler. Kısa uykularında bile konuşuyor. Ölemediği müddetçe susamayacağının farkında değil. Kendine kalırsa türkü söylüyor. Cemile bakışlarını sokaktan kurtarabildikçe dedesinin yan odadan gelen sesine kulak kabartıyor. Çok tizleşti. Açlık nağmesi. Buğulu camda yüzünün yansısını bırakarak mutfağa yöneliyor. Çorbayı ısıtıp dedesine getiriyor. “Sen de kimsin ha?” diyerek bir yabancının elinden çorba içiyor ihtiyar. Kâseyle dudak arasındaki boşluğu da üç beş kelimeyle dolduruyor. Gözlerine bakıyor Cemile. Beyazı daha sarı, siyahı daha yeşil. Ne öteye göçmüş ne burada kalabilmiş. Çorba bitince “Git başımdan,” diyor, “Türkü söyleyeceğim” (Öztürk, 2017, s. 53).

Hayatın önemini anlamak için eserindeki öyküleri özümsemek gerek. İnsan, hayatı gittikçe genişleyen bir bakış açısıyla okumaktadır. Bu eserde temel bağlara ve mantıksal bağlara odaklanarak, bugün anladığım biçimiyle hayatın anlamına vardığımız noktayı anlatmaktadır. Bu uzun yaz gecesi, masamın başında yazarken aklıma takılan: Peki sen olayların gerçekten nasıl olduklarını düşünüyorsun?

Kaynakça

Öztürk, M. Y. (2017). Ağır Tüy. İstanbul: Eşik Yayınları.

Platon. (1999). Devlet. İstanbul: İş Bankası Yayınları.

Tanpınar, A. H. (2013). Yaşadığım Gibi. İstanbul: Dergah Yayınları.

Ülker Gündoğdu - 02.08.2021

,

1490

Ülker Gündoğdu Hakkında

Ülker Gündoğdu

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin