Adige Batur ile Serencam ve Kültür Sanat Sohbeti

Adige Batur ile Serencam ve Kültür Sanat Sohbeti

Adige Batur ile Serencam ve Kültür Sanat Sohbeti

28.10.2013 - Mehtap Altan
Adige Batur ile Serencam ve Kültür Sanat Sohbeti

Biz her ne kadar "kitabın okuyucuya ulaşması" tabirini kullansak da paraya endeksli dünya bize "kitabın satması" tabirini dayatıyor. İşte maalesef kitabın kaderi, satmasına bağlıdır!..

 

"Hüzünle titreyen gönle ince bir âh dokunur/Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur"  Sayın Adige Batur, bu sözünüz sanki evrenin öksüz çığlıklarını kucaklayan şefkatli bir soluk gibi. Soruların cevaplarını arayan sesine dokunmadan önce, sizi sizden birkaç cümle ile tanımak isteriz, mümkün mü?

Kişinin kendini tanıtması hakikaten zor bir şeydir. Öncelikle müstear isim olarak kullandığım ve çoğu insanın anlamını merak ettiği "Adige Batur"un izahıyla başlamak isterim. Adige, Kafkasya kökenli olduğum için seçtiğim bir isim, "çerkez" anlamına geliyor, ayrıca önemli bir destan kahramanın adıdır. Kendimi anlatmak gerekirse görünürdeki halim iki çocuk babası bir eş, bir öğretmen, bir editör, bir edebiyatçı… Ama özünde insanlar içinde bir insan…

Serencam Yayınevi'nin kuruluş amacını sormak istiyorum? Yayınevi etiği konusunda neler söylemek istersiniz?

Serencam biraz tepkiden biraz ihtiyaçtan doğdu aslında. Yayıncılık sektörü maalesef belirli bir kesimin egemenlik kurduğu, edebiyat kültür ve sanattan ziyade ticaretin önemsendiği bir hâl almış durumda. Diğer yandan yeni isimlere, genç kalemlere yer veren, yeni şeyler söylemek isteyenlere kapılarına açan çok az yayınevi var. Ve yine maalesef bu ortamda olgun eser vermek değil, "isim" yapmış olmak yayınevleri tarafından önemsenir olmuş. Genç ve yetenekli birçok insanın hakikaten bu ortamda eser yayınlamak konusunda hayal kırıklığı yaşadığına şahit olduk, aynı sıkıntıları biz de zaman zaman yaşamıştık. Hal böyle olunca değerli yayın yönetmenimiz, Araştırmacı-Yazar Gülşen Gazel Hanım'ın girişimiyle Serencam Dergisi'nin altyapısını yayınevine dönüştürmeye karar verdik. Kapitalist dünyanın inadına güzel insanların güzel eserler çıkarmasına katkımız olsun istiyoruz.

"Yeni Şeyler Söylemek Lazım" sloganı ile yola çıkan Serencam Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi sayfalarında ağırladığı eserlerde neye dikkat ediyor? Bunu genele yayarsak; bir edebiyat dergisinin sanat, şair, yazar ve toplum adına üstlendiği ilk görev  ne olmalı ne olmamalıdır?

Edebiyat dergisi, edebiyatla ilişkili her şeye sayfalarında yer vermeli. Edebiyat demek her şeyden önce medeniyet demek, tarih ve kültür demek, bir derginin sayfalarında bunlar mutlaka olmalı. Ama tüm bunları değerli kılana şey ise estetiktir. Yazı her ne alanda olursa olsun üslup ve biçim bakımından bir estetik değere sahip olmalı. Biz bu estetik algıyı görsel olarak da elimizden geldiğince sayfa düzenine ve tasarımına da yansıtmak istedik. Siyah-beyaz edebiyat dergilerinden farklı olmak istememizde biraz bundandır. Diğer soruya gelirsek, bence bir edebiyat dergisinin sanat adına ya da toplum adına üstlendiği bir görev olmamalı, edebiyatı rahat bırakmalıyız. Bırakalım kendi özgün mecrasında aksın, kendine yeni sesleri yeni renkler bulsun. Ona bir misyon biçmek, evirip çevirmek, onu kendi anlayışımıza hizmet eder hale getirmek yanlış ve yersizdir.

Sayın Batur, Serencam Yayınları ne tür eserlere ağırlık veriyor? Cihat Albayrak'ın "Huzur Kolaksiyoncusu" ilk dikkatimi çeken kitaplardan. Bir de Gülşen Gazel'in "Karayılan" adlı kitabı. Çıkardığınız kitapların belli bir duruşu ya da çizgisi var mı?

Yayınevi olarak farklı taleplere göre farklı hizmetler veriyoruz. Metin editörlüğü, yayına hazırlama, baskıya hazırlama, kapak tasarım… Sadece basımını üstlendiğimiz, yahut sadece belli bir aşamada katkıda bulunduğumuz eserler de oluyor. Birçok farklı tür ve alanda eser vermeyi amaçlıyoruz ama öncelik birazcık roman tarzına kayıyor sanırım. Yayınevini kuruluşundan bu yana geçen kısa sürede düşünce ve araştırma niteliğinde eserlerle deneme, roman ve şiir türünde eserler yayınladık. Gülşen Hanım'ın "Karayılan" eseri yayınevimizin ilk romanıdır. Biyografik roman niteliğinde bir eser ve çok ilgi gören bir kitap. Hayal Bilgisi dergisinin değerli yayın yönetmeni Cihat Albayrak'ın şiir kitabını yayınlamak da bize nasip oldu. Ayrıca Gülşen Çağan, Onur Gökdal, Enes Çubukçu gibi genç kalemlerinde şiir kitaplarını yayınladık.

Edebiyatla, aslında tüm sanat dallarıyla ilgili insanların diğer insanlardan farklı oldukları gerçeğinden yola çıkacak olursak; bir yayınevi olarak yazar ve şairlerle iletişim kurarken ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Genellikle mütevazı muhataplarımızın olduğunu söyleyebilirim. Ama yazar-şair kaprisi denilen bir şeyin olduğu da bir gerçek. Yayın yönetmenimiz Gülşen Hanım, bir çok kitap yazmış tecrübeli bir yazar olması hasebiyle, bir yazar ya da şair ne düşünür ne ister bunu az çok anlayabiliyoruz, empati kurmak zor olmuyor. Bu bakımdan pek sıkıntı yaşamadık. Ama şunu söylemeliyim ki bazı genç kalemlerin, kendilerini çok yukarda görmeleri, bazı talep ve beklentileri zaman zaman sabrımızı zorluyor!..

Şiir, edebiyatın ilk göz ağrısıdır kıymetinden şüphemiz yok. Buna rağmen yayınevleri neden şiir dosyalarından korkarlar? Sizin yayınevi olarak şiire bakışınız nasıldır?

Şairi bol bir memlekette yaşıyoruz. Şiir en popüler edebiyat ürünüdür. Bunun yanında kendi şiirlerinden başka şiir okumayan şairlerin ülkesi olduk neredeyse!.. Şiir yazmayı seviyoruz, okumayı değil. Böyle bir ortamda okunmayacak bir eseri yayınevlerinin basmaktan kaçınması doğal. Hâl böyle olunca da şiir de şair de, dergilere sığındı bence… Daha doğrusu, çoğu edebiyatçı bile olmayan dergi editörlerinin insafına kaldı desek daha doğru olur.

Yayınevlerinin düzenlediği yarışmaların edebiyata, şaire ve yazara katkısı nelerdir? Siz Serencam Yayınları olarak böyle bir projede bulunmayı düşünüyor musunuz?

Aslında biçimsel olarak bu tür yarışmalara karşıyım, çünkü eserlerin değerlendirmesinde gerek zaman gerekse jüri yetkinliği açısından büyük eksiklikler oluyor. Kim, neyi, hangi ölçütle değerlendiriyor bilemiyorsunuz. Birinci olanın neye göre birinci olduğu meçhul. Ama bunun yanında yeni isimlerin ortaya çıkmasında, yeni kalemlerin kendilerini sınama noktasında edebiyata katkısı olduğu kuşkusuz. Serencam yayınları olarak yeni ve özgün şeylerin peşindeyiz bu nedenle böyle bir proje, kendi içinde olgun şartlar oluştuğunda yapmayı istediğimi bir şey olur, eleştirdiğim unsurların üstesinden gelebilirsek tabi ki.

Sayın Adige Batur, 70'li yıllardan sonra kültür ve düşünce kitaplarının yaygınlaşması ile okuyucunun dikkatini çeken yayınevleri, toplumsal/siyasal hareketliliğin getirdiği canlılık ile de kitapları okuru ile buluşturan bir hareketliliğe imza attı. Yayıncı/dağıtımcı/kitapçı üçgeninde kitabın kaderini belirleyen hangisidir? Basın bu hareketliliğin neresinde kalır?

Üzülerek söylemeliyim ki işin ticari yönü bu anlamda elimizi kolumuzu çoğu zaman bağlıyor. Biz her ne kadar "kitabın okuyucuya ulaşması" tabirini kullansak da paraya endeksli dünya bize "kitabın satması" tabirini dayatıyor. İşte maalesef kitabın kaderi, satmasına bağlıdır!.. Bu durum yayınevlerini büyük bir sıkıntıya sokuyor. İyi kitapları ticari endişelerle geri çevirmek bizim en büyük korkumuz. Yayıncı-dağıtımcı-kitapçı üçgeninde dağıtımcının ezici bir üstünlüğü var. Yeni bir yayınevi olmamız nedeniyle bu konuda ciddi bir sıkıntı yaşadık. İyi bir kitap basıyorsunuz ve insanlar bu kitabı talep ediyor ama onlara ulaştıramıyorsunuz, bu üzücü.

Sayın Batur biraz da şiir diyelim. Zaman zaman hikâye yazsanız da ruhunuzu şiirin toprağı ile emzirdiğinizi biliyoruz. Şiir, koynunda felsefenin ateşini barındıran ıslak dua makamıdır aslında! İşte bu yüzden her şair avuçlarında bir gökyüzü saklar.  Siz sakladığınız gökyüzünde şiirin hangi sesi ile yağıyorsunuz insanlık toprağına?

Şiirin ilhamî bir şey olduğuna inananlardanım; bir görünmez ağız kulaklarınıza bir şeyler fısıldıyor yahut kalbinizde bazı çiçekler yeşeriyor ve siz bunları insanlara sunuyorsunuz. Yaratıcı, her insanın içine bir cevher, bir öz koymuş lakin bu cevheri biçimlendirmek, onu kelimeye dökmek ondan da şiir inşa etmek yalnızca ehil olana lütfedilmiş bir yetenek, bu kişiye de şair deniyor. Ben yazdıklarıma şiir diyemem lakin insanların kendilerinden bir şey buldukları, anlamaktan ziyade hissettikleri şeyler yazmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

"İnsan dersem çık /Masum dersem çıkma ey dünya" (Gazze'de Saklambaç) Şiirler evrenin sancıyan yüreğini tavaf ettikçe bir duanın şifalı soluğu değer göğün göğsüne! Mesajını evrensel yaranın en acıyan yerinde veren bir seslenişiniz var şiirlerinizde. Sözün bittiği yer var mıdır? İnsanlığın utanç kumbarasında biriken sızılar şiirlerle hafifler mi?

Sözün bitti yerde çıkacak tek ses çığlıktır. Çığlık anlamsız bir sestir ama anlamlı yüzlerce kelimenin veremediği etkiyi oluşturur. Şiir de bazen mesaj vermenin bile anlamsız olduğu bir yerde çığlık olarak kendini ifade eder… "Herkes susarken şahit ol, ben susmadım" der.

"Harut ile Marut" adlı hikâyeniz bir kuyu hikâyesi. Kuyuyla başlayan hikâyeler nefsin kabzasında günaha kurşun hazırlayan cephane gibidir çoğu kez! Bazen kuyu duvarlarından gelecek sesi dinler ruhun arınmayı ya da yanmayı bekleyen yanı. İşte hikâyenin göbek bağını o vakit keser yazar. Şiirlerinizde de olduğu gibi nesirde de insanlığın kanayan ırmağına sesinizi katmayı çok iyi biliyorsunuz. Bize edebiyat ve maneviyat ikilisinin buluştuğu noktayı anlatır mısınız?

İnsan sadece etten ve kemikten oluşan bir varlık değil, görünenin dışında insanı insan yapan bir unsur daha var: Ruh. Bir eser realist olarak kaleme alındığında görülen dünyayı en iyi şekilde yansıtabilir; fakat o dünyanın ruhunu yansıtmadıkça eksik kalacaktır. Modern dünya kabul etsin ya da etmesin yaşamın manevi yönün de olduğu bir gerçektir, ruhumuzun varlığı kadar gerçek. Ben elimden geldiğince maddi âlemin yanında manevi âlemi de anlatmaya çalışıyorum.

Kitap Haber "Kitaplardan Bir Dünya Kurduk" sloganı ile kitabı boş zamanlarında değil en değerli zamanlarında okuyanların karşısına çıkıyor. Kitap Haber'deki her bir paylaşımın amacı; kitap ve bilginin kutsal birikimine katkı sağlamaktır. Kitap Haber takipçilerine ve yazarlarına neler söylemek istersiniz?

Kitaba ciddi anlamda değer veren, kitabın okuyucuya ulaşmasında ve anlaşılmasında ciddi bir emeği olan Kitap Haber'deki değerli yazar arkadaşlarımı bu vesile ile tebrik etmek istiyorum. Unutmasınlar, her zaman onları takip eden ve kitap okumaktan hiç vazgeçmeyen sessiz bir kalabalık olacak...

"Kuruyan nehrin dudaklarına gül süren" şair, kitapların, şiirin ve edebiyatın kokusundan beslenen bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum…

Cevaplara değer katan sorularınız için ben teşekkür ederim.

Mehtap Altan - 28.10.2013

,

2527

Mehtap Altan Hakkında

Mehtap Altan

1973'de Kayseri'de doğdu. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Hâlen İzmir'de yaşamaktadır.

Şiir, deneme, öykü, kitap tanıtım yazıları ve edebî söyleşileri Dil ve Edebiyat, Yedi İklim, Temrin, Acemi, Dîvanyolu, Berceste, Berfin Bahar, Hayal Bilgisi, Şehir ve Kültür, Sincan İstasyonu ve Ihlamur'da yayımlandı. 2014 yılında Yağmur Dergisi Ulusal 6. Hikâye Yarışmasında "Kuyudan Kumbara" adlı öyküsü üçüncülük ödülü almıştır.

Yayımlanmış kitapları:

  • Beyaz Ağıt, şiir, 1995
  • Çivi, şiir, 2014
  • İmgenar Sokağı, öykü, 2015
Yorumlar
  • Cihat Albayrak 2013.10.28 17:36

    Abimiz müstear ismini o kadar benimsemiştir ki kargo gönderdiğimizde bile aynı ismi verdiği için kargolarımız geri gelmektedir :)

    Serencam doğru yolda. Bu yüzden Hayal Bilgisi Dergisi olarak en büyük destekçisiyiz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin