Ali Şiası Safevî Şiası - Ali Şeriati

Ali Şiası Safevî Şiası - Ali Şeriati

Ali Şiası Safevî Şiası - Ali Şeriati

12.04.2011 - Esra Şen
Ali Şiası Safevî Şiası   -   Ali Şeriati
Ali Şeriati'nin birçok kitabında karşımıza çıkan Şia ve Ehli Sünnet'e dair görüşlerinin okuyucusu zihninde temellendirilmesi açısında oldukça önemli olan "Ali Şiası Safevî Şiası" adlı eseri, Şiiliğin gerçek Hz. Ali ekolünü zedeleyen ve saptıran Safevi Şiiliğine evrilmesine dair sert bir eleştiri, uyarı ve açıklama olarak kaleme alınmıştır.

Eserin girişinde de belirtildiği gibi kitabın ilk bölümü Şeriati tarafından "Serbedârân" adlı tiyatroya bir açıklama ve giriş olarak yazılmış, ikinci bölüm ise Hüseyniye-i İrşad'da üç saatlik bir konuşma olarak sunulmuş daha sonra kendisinin düzenlemesi ile bu kitap olarak yayınlanmıştır. Aslında yedi bölümden oluşan kitapta bahsetdilmek istenilen konunun özüne bu girişteki iki bölümün ardından gelen ve Şia'nin tarihine derin bir inişle, soluksuz bir araştırma ile değinilen bölümlerde vurgu yapmış diyebiliriz.

Şia'nın izlediği yol, Ali sevgisi, Ehl-i Beyt aşkı ve Şiiliğin esaslarından olan Vesayet, Velayet, İmâmet, Adalet gibi kavramlar doğru ve yanlış anlaşılmış şekilleri ile ele alınarak Şia mezhebi üzerindeki töhmetlere cevap verilmiş.

Şeriati'nin iddiası; yüzyıllardır sürmekte olan Sünni - Şii çatışmasının aslında Emevî Sünniliği ve Safevî Şiiliği çatışması olduğudur. Zira ikiside mezheplerin kurumsallaşmış hâlidir. "Kurumsallaşan şeyler hararetsiz ve hareketsiz büyük gövdelere dönüşür." Bununla da kalmaz devletin bekâsına göre şekillenir duruma gelir.

Nasıl ki Emevîler resmi mezhepleri yaptıkları Sünniliği otoritelerinin bir aracı hâline getirmişler ve halk üzerinde bu vasıtayla da bir baskı kurmuşlarsa Safevîler de aynı metodu Şiilik üzerinden uygulamıştır. Bu çirkin durumdan daha çirkin olan ise, bu uğurda ümmetin iki kolunu birbirine düşmanlık besleyecekleri şekilde ayrı düşürmeleridir.

Muhakkakki iki mezhep arasında hem îtikâdi, hem ibâdi farklılıklar görülmektedir fakat; İran'da Sünni kıyımların yapılmasına neden olan, Osmanlı'nın Şiileri öldürme fetvası çıkarmasına sebep olan şey bu farklılıklar değildir. İki mezhepte aslında özlerinde olan değerin ve ortak paydanın zedelenmesi, çıkar kavgalarına pay edilmesi sonucu küfür milletine duymadıkları düşmanlığı birbirlerine duyma yanlışına düşmüşlerdir. "Ali Şiası Safevî Şiası" kitabı bu durumun daha ziyade "Şia" boyutunu inceler. Şiilik açısından kendisine yöneltilen suçlamaları açıklığa kavuşturur. Bunu ise izlenmesi gereken en mantıklı metot olarak Şiiliğin dejenere olmuş, Safevî'ler tarafından içi boşaltılmış her yönünü ayrı ayrı ele alarak yapmıştır.

(Ali Şeriatinin evi, şimdilerde müze olarak kullanılıyor)

Şeriati'ye göre, "Şia'nın tüm söylediği İslâmın doğru ve aracısız tanınması için Peygamber soyundan sorulması ve Ali'den öğrenilmesi gerekliğidir."(s, 52) Fakat bu gereklilik Safevî Şiası mantığındaki "Vesayet" de olduğu gibi "sadece soy ve yakınlık temeline dayalı" (s, 249) değildir. Peygamberin takva ölçüsünde en yaraşır ve en haklı kimseyi göstermesiyle edindikleri bir gereksinimdir.

İşte Şia'yı kendi içerisinde ikiye ayıran bu gereksinim karşısında gösterilen tutum farklılıklarıdır. Safevî Şiası Hz. Ali'nin yolunu tutarken "soy ve üstünlük" milliyetçiliğini Şiiliğe karıştırıp karşısına aldığı Sünniliği hiçbir müslüman kitleye yakışmayacak çirkinlikle, fütursuzca eleştirir. Bununla da kalmaz saygı duymadığı Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer gibi şahsiyetler hakkında mesnetsiz ve usûlsüz iddialarda bulunur. Buna karşın Ali Şiası eleştirilerini Rasulullah (s.a.v.) dönemine göre doğru yahut yanlış bulmak üzerinden değerlendirir. Şeriati, "Şiilik en büyük Sünniliktir" derken aslında sünnete verdikleri ehemmiyeti dile getirmektedir.

Kitapta çarpık Safevî mantığını göstermek adına kimi alıntılar yapılmıştır. Bundan ayrı olarak Muhammed Tâki Kummi'nin anlatımlarından alıntılanmış ve "İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Hareketi"nin fiktiyâtını yansıtan bölümde konu hakkındaki en itidalli yorumlardan birinin yapılmış olduğunu görmekteyiz.

Ali Şiası ve Safevî Şiası arasındaki farklılıklar kitabın son bölümlerinde daha bariz ve daha örneklendirilmiş bir halde okuyucuya sunulmaktadır.

Şeriati, Safevî ruhaniliğini; üzerine Ali Şiası gömleği giydirilmiş fakat içi tamamiyle boşaltılmış bir "halkı pasifize etme politikası" olarak görür. Bu o kadar büyük bir ustalıkla yapılmıştır ki, halk inandığı şeyin Ali Şiası olduğunu sanmakta fakat uygulamada Safevî Şiasının istediklerini yapmaktadır. Bu minvalde "Kerbelâ" hadisesinden "Yas" günlerine, Zeyneb'i, Hüseyin'i, Fatımâ'yı sevmekten Ali'yi sevmeye her şey sembolleştirilmiştir. Aynı metot Şia İmamlarını algılamada da uygulanmış ve Şeriati'nin deyimiyle Safevî ruhaniliği "Halkın imamlara bağlantısında sevgiyi, bilginin yerine geçirmiştir." (s,129) Çünkü bilmeden sevmek halkın dizginlerini ellerinde tutmalarını kolaylaştırmaktadır.

Şeriati kitabında, Gulat Şiiliğe yani Aşırı Şia'ya ise neredeyse değinmiyor. Bunun sebebini "Gulat Şiiliğin kökeni cehalet olduğu için ilgilenmiyorum" şeklinde açıklıyor, Safevî Şiası'nın ise "bilinçlice ve âlimce yapılmış ve kökeni doğrudan doğruya zulüm olan Şiilikten" olmasından ötürü konuşulması/anlatılması gerektiğine inanıyor.

Üstat bu eserinde her zamanki gibi "ezber bozan" cümleleri ile bir aydının tüm yanlışlara savaş açabileceğini gösteriyor. Onun için yanlışın dışarıdan yahut içeriden olması değil, yanlış olması önemli. Zira din üzerindeki her yanlış Müslümanlara zulm ve eziyet olarak dönmekte. Şii-Sünni çatışması ise bu ümmetin kendi kendisine yaptığı en büyük zulmlerden biridir.

"Şu anki Şia ve Sünni savaşı, Safevî Şiası ve Emevî Sünniliği savaşı olup İslam ile sömürü ve Müslüman ile siyonist arasındaki savaştan gafil kılmak için çıkarılmıştır. Bu iki savaşın birbirine bağlılığı, bu iki cephenin aynı zamanda ortaya çıkması, dünyadan haberi olan herkesçe açıkca bilinmektedir. "Fedek gasbı"nın (Şii ve Sünni camiasında hala süren bir tartışma konusudur.) diri ve şu anda olan bir olay gibi kışkırtıcı ve olağandışı bir biçimde ortaya getirilmesi, "Filistin'in gasbı"nın unutturulması içindir." (s, 234)

Kitabın asıl misyonunu bu satırlardan daha güzel hiçbir şey anlatamaz sanıyorum.

İstifadeli okumalar dilerim. Esra Şen - 12.04.2011

,

5056

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Yorumlar
  • halbihal turabi zülal 2015.01.13 20:01

    esasın da özet islam yani eslem teslim olmak dönüp aynaya bakıp yani derine yani mana ya neye teslim olunmuş /ve neye teslim olunmalı sonrasın da zirve yi ve ve tabanı daha belirgin görmeyi kolaylaştığının idrakını hissedince nerde ve nasıl durduğumuzu anlayabiliriz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin