Aliya'nın Doğu ve Batı Karşılaştırması

Aliya'nın Doğu ve Batı Karşılaştırması

Aliya'nın Doğu ve Batı Karşılaştırması

26.09.2016 - Feyzeddin Aytepe
Aliya'nın Doğu ve Batı Karşılaştırması

Kültür, bireyler arası iletişim sonucu oluşan olgusal durumdur. Dolayısıyla toplumsal birlikteliğin ve devamlılığın sağlanması için de gerekli bir durumdur. Bu durumun oluşmasında her biri kültürün birer parçası olan dilin, eğitimin, sanatın ve toplumsal olguların etkisi kaçınılmazdır. İnsanoğlu yaşamını idame ederken, eğitim ve sanat yoluyla bazı değer, inanç, estetik beğeni ve sosyal ilişkileri öğrenerek bir toplumsal varlık hâline gelmektedir. Bu anlamda oluşan olgular bütünü bir kültürel durumu ifade etmektedir. Bu bağlamda kültür gerek toplumsal değer ve ritüeller gerek normatif kurallar bağlamında topluma şekil vermekte ve olgusal olarak toplumun her hareketinde bir noktada belirleyici bir güç konumundadır.

İzzetbegoviç’in kültür ve uygarlık açıklaması bağlamına bakıldığında: ”Kültür, dinin insan üzerindeki veya insanın kendi üzerindeki tesirinden ibarettir. Bütün uygarlık zekânın tabiat ve dış dünya üzerindeki tesiri demektir kültür insan olmak hüneri uygarlık ise işlemek üretmek yönetmek şeyleri daha mükemmel yapmak maharetedir. Kültür Durmadan kendi kendini yaratmak uygarlık ise dünyayı durmadan değiştirmektir burada insan nesne zıddiyeti söz konusudur.” şeklindedir. Kültür’ün din ve insan ilişkisinin uygarlığın ise insan nesne ilişkisinin bir sonucu olduğu durumu ifade edilmektedir. Bu anlamda uygarlığın doğa ile bir savaşım içerisinde olduğu kültürün ise değerler noktasında insanın inşasının bir parçası durumu söz konusudur.

Uygarlık, manevi değil teknik gelişmenin devamıdır. İzzetbegoviç’e göre bu durum Darvinci tekâmülün insani olmayıp sadece biyolojik oluşunda olduğu gibi. İzzetbegoviç’in tanımlamasına göre uygarlık hayvani atalarımızda imkân olarak bulunmuş olan kuvvetlerin gelişmesini, daha doğrusu varlığımızın tabii, mekanik, yani şuur dışı manasız unsurlarının devamını teşkil etmektedir. Bu anlamda iyilik ve kötülük durumu söz konusu değildir. İzzetbegoviç’ göre “insan teneffüs etmeye ve gıda almaya nasıl mecbur ise uygarlık yaratmaya da mecburdur. O zaruriyetimizin hürriyetsizliğimizin bir ifadesidir.” aynı insan özgürlüğünü ortaya koymak gibidir. Durmadan yeni ihtiyaçlar yaratmak ve hatta lüzumsuz şeylere ihtiyaç duyulmak suretiyle, uygarlık insan ve tabiat arasındaki madde alışverişini yoğunlaştırmaya, zahiri yaşayışı dâhili olanın zararına teşvik etmeye çalışmaktadır. Elde etmek için üretmek israf etmek için elde etmek prensibi uygarlığın karakterinde mevcuttur. Öbür tarafta her kültür insani ihtiyaçların sayısını veya hiç olmazsa onların tatmin derecesini indirmek ve bu suretle insanın iç hürriyetini arttırmak ister. Onun dini mahiyeti bunda ortaya çıkıyor. Her kültürün tanıdığı kirlilik adağında keşişlerin veya hippilerin mantık dışı bir şekil alan zühdün ve çeşitli feragatlerin asıl manası işte burada yatmaktadır. Budizm’in ana prensiplerinden olan arzuları yok edin isteği karşısında uygarlık sanki ters bir mantığın icabıymış gibi buna zıt bir parola ortaya atmaya mecburdu: “Durmadan yeni yeni arzularımız olsun!” diye. Birbirine zıt bu isteklerin hakiki manasını ancak onların tesadüfi olmadığını kavrayan kimse anlayabilir. Bu isteklerde insan ahenksiz bir varlık olarak ortaya çıkıyor; daha doğrusu, insan tabiatının ikiliği veya kültür ile uygarlığın zıddiyeti yansıyor. Tacit’e göre barbarlar kölelere Romalılardan daha iyi muamele ediyorlardı. Eski Roma haddizatında Kültür ile uygarlık arasındaki tefriki vuzuha kavuşturmak için uygun bir vasattır. Talan için yapılan harpler hükmeden tabakaların gaddarlığı halk yığınlarının kişiliksizliği sefalet proletaryası sahte demokrasi, siyasi entrikalar, Hıristiyanlara yapılan zulüm, Neron ve Caligula Sezarzim ve diktatör, gladyatör oyunları…

İzzetbegoviç’e göre Roma medeniyetinin İnkâr etmek için Bunlar elbette bir sebep değildir Fakat burada kültür namına kalan bir şey var mı? diye pekala sorabiliriz. “Helen ruhu ve Roma Zihni- kültür ve uygarlık arasındaki fark İşte budur.” Romalılar, medenileşmiş barbarlar oldukları intibaını uyandırıyorlar. Bu anlamda Roma’nın kültürsüz ve fakat yüksek bir uygarlığın ürünü olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla uygar bir toplumlumda kültürün işlevini yerine getirmediği bir duruma örnek teşkil etmektedir. İzzetbegoviç’e göre Mayaların kültürü, bunun tam tersini temsil ediyor. Eski Cermen ve eski Slavların hayatı hakkında bilgilerimize göre onların kültür bakımından Romalılardan daha yüksek bir seviyede oldukları söylenebilir Tıpkı Kızılderililerin beyaz istilacılardan daha kültürlü oluşları gibi.

Uygarlık eğitir kültür aydınlatır biri öğrenmeyi diğeri meditasyonu düşünmeyi ister. Tefekkür meditasyon insanın kendi kendini ve dünyadaki yerini tanımak üzere sarf ettiği ilk çaba öğrenmek tahsil etmek ise gerçekler ve gerçekler arasındaki münasebetler hakkında bilgi toplamaktan ibaret apayrı bir faaliyettir. Derin düşünme hikmete, uysallığa, huzura bir nevi Yunan katharsise götürür. Sırlara dönüklük herhangi bir dini ahlaki veya sanatla ilgili gerçeği idrak etmek maksadıyla kendi içine dalmak demektir. Buna karşı öğrenme tabiatta dönüklük demektir gayesi varoluşun şartlarını öğrenmek ve değiştirmektir ilim müşahede tahlil, tesrih, tecrübe, tetkik, tatbik eder. Tefekkürün manası ise sırf marifettir. Fikren müşahede istek ve arzudan arınmıştır. Yani fonksiyonsuz ve menfaatsizdir. İlim ise hiçbir zaman böyle değildir. Tefekkür düşünürlerin şairlerin sanatkârların ermişlerin tutumudur ilim adamlarının değil ilim adamı da Tefekkür anlarını tanır ancak ilim adamı sıfatıyla değil insan olarak sanatkâr olarak Tefekkür kişiye kendi üzerinde hâkimiyeti imkânı verir ilimde tabiat üzerinde. Eğitimimiz sadece uygarlığımızı inkişaf ettirir ve tek başına kültürümüze hiçbir katkısı yoktur

Bugün nasıl çok öğreniliyor, tekrarlanıyor ve bilim dallarındaki gelişmeler takip ediliyorsa bir zamanlar da çok Tefekkür ediliyordu. Laputalı bilgeler tefekküre dalarak kendilerini sorularla rahatsız edenleri fark etmiyor duymuyorlardı. Tabiat içinde biz Eninde sonunda, dünyayı da, insanları da, kendimizden kendi benliğimizden, şahsiyetimizden başka her şeyi buluyoruz. Fakat benliğimiz vasıtasıyla edebiyata bağlı bulunmaktayız benliğimizle ve yalnız onunla hürriyeti hissediyoruz aynı zamanda mensubu olduğumuz öteki alemi müşahede edebiliyoruz.

Kültürün işlevini yerine getirememesinin nedenlerinden biri de eğitim olgusunun kültürden yoksun olmasıdır. Çünkü eğitim kendi başına insanları terbiye etmez onları daha serbest daha iyi daha insani kılmaz. Fakat daha kabiliyetli daha verimli topluma daha faydalı yapar. Tarihin gösterdiği gibi. Tahsilli insanlar ve milletler kötüye alet olarak kullanılabilirler ve bu işlerde geri kalmış olanlardan daha müessir olurlar. Emperyalizmin tarihi Medeni milletlerin hürriyetini hürriyetlerinin müdafaa eden geri kalmış Milletlere karşı haksız ezme ve imha harpleriyle doludur. İstilacıların uygar olması gaye metotları bakımından herhangi bir şekilde müspet bir tesir icra etmemiştir. Sadece onların müessiriyetini arttırmış kurbanlarının yenilgisini hızlandırmıştır. Medeni dünyada okul eğitimi fazlasıyla entelektüel ilmi öbür taraftan da pek az manevi egzakt hümanistiktir. Mutad tabirler kullanarak onu fazlasıyla egzakt ve pek az klasik diye vasıflandırılabiliriz. Tahsil mi yoksa klasik tahsil mi münakaşası teknik değil manevi bir meseledir arkasında bir tutum veya bir felsefe münakaşası vardır. Bu iki eğitim sisteminde Kültür ile uygarlık arasındaki zıddiyet bütün neticeleri ile beraber yansıtmaktadır.

Kültürel Kodların Farklılığı

Hristiyan Bir toplumun her zaman klasik, sosyalist bir toplum ise teknik eğitim şeklinde mütemayil olacaktır. Tatbikatta bu prensipten pek çok sapmalar oluyor bununla beraber esas temayül kalıyor ve bütün kaçınılmaz düzeltmelere rağmen gerçekleşiyor. Sovyetler Birliği Fransa Çin veya Japonya'nın okul programlarının bir karşılaştırılması bu görüşü teyit eder. İlim bakımından dünyada en büyük iki güç olan ABD ile SSCB askeri sahada en kuvvetli devletlerdir. Fakat en kültürlü ülkeler değillerdir. Araştırmalara ve eğitime en büyük parayı paraları ayıran onlardır 25 yaşını dolduran alelade bir Amerikalı 10 buçuk senesini okullarda geçirmektedir On Dokuz buçuk sene ile bir İngiliz takip ediyor SSCB için rakam Beş senedir komünist memleketlerde eğitim sıkı bir şekilde endoktrine ve güdümlü olup hâkim ideoloji ile siyasi iktidarın menfaatine tabidir. Kapitalist memleketlerde ise eğitim ekonominin icaplarına büyük ölçüde uydurulmuş olarak endüstri sisteminin hizmetindedir. 1971 senesinde düzenlenen bir anket göstermiştir ki alelade bir İngiliz haftada 16-18 saatini televizyon ekranı önünde geçiriyor bilhassa fark edilmiştir ki televizyon her yerde devamlı olarak edebiyatı yani kültür sahasındaki muadilini yerinden atıyor üç Fransız’dan biri hiç kitap okumamakta; Fransız toplumu ise tümüyle bütün serbest vaktini televizyonun başında geçirmektedir. Bu neticeden anlaşılıyor ki nüfusun yüzde 87 sinin başlıca kültür eğlencesi televizyon programlarına bakmaktan ibarettir. Listenin en altında Opera ve Bale bulunmaktadır. Kitle kültürünün vasıtaları olan Radyo film ve televizyonun iktidar tekelinde bulunduğu ülkelerde putların ortaya çıkarılması ve kitlelerin en kötü bir tarzda aldatılması yolunda bunların vasıta olarak kullanılmasının mümkün olduğu çağımızda örneklerle görmekteyiz. Halk üzerinde hükmetmek için artık kaba kuvvete lüzum yoktur. Şimdi, halkın iradesini dumura uğratmak yorgun halk kitlelerine hazır hakikatler sunmak suretiyle bu hedefe yasal yolla ulaşılabiliyor. Kişilerle olaylar hakkında kendisinin hüküm vermesi için lazım olan serbest zaman çalışma toplantılar ucuz ve bayağı eğlencelerle dolduruluyor. Bu bağlamda ısrarla tekrarlamak suretiyle insanları hakikate hiç ilgisi olmayan efsaneler hakkında ikna etmenin mümkün olduğu kitleler psikolojisi öğretiyor, tatbikat da teyit ediyor.

Kültürün işlevini yerine getiremediği zaman ortaya çıkan olumsuz sonuçlara bakıldığında İzzetbegoviç düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir: “Eylül 1973 te Belgrad’da düzenlenen uluslararası kriminoloji kongresinde suçların Dünyanın her tarafında baş döndürücü bir hızla artması şimdiki devrenin karakteristik bir özelliği olarak oybirliği ile tespit edilmiştir” Bu durumun sebeplerini izah ederken Amerikan kriminologları dünyamızın bir cinayet Okyanusu olduğu bütün insanların az çok suç işlemekte oldukları ve herhangi bir çarenin de görülemediğini boşluk içinde tespit etmişlerdir. En gelişmiş memleketlerden bazıları cinayet dalgasından en ciddi şekilde etkilenmiş bulunmaktadır… maddi ilerlemeye rağmen insan hayatı hiçbir zaman bugün olduğu kadar emniyetsiz olmamıştır. Cinayetlerin yayılışı şahsa veya umuma karşı yönelen çeşitli şekilleri ile hırsızlık dolandırıcılık suiistimal ve örgütlenmiş eşkıyalık, modern yaşayış tarzı ve ilerleme için ödenen yüksek fiyatı teşkil etmektedir.

Çağımızda alkolizm bilhassa zengin ve tahsili çevrelerin problemidir. Eğer alkol bir iltica gâh veya müdafaa mekanizmalarından biriyse o zaman zenginler ve tahsilliler acaba hangi şeylerden sığınak arıyor? Ve hangi şeylerden kaçıyorlar. Eskiden alkollü düşkünlüğü yokluğa geri kalmışlığa bağlanıyordu ve ümitliydik Şimdi ise müşkülümüz büyüktür. Tespiti ve adlandırılması güç olan sebeplerden dolayı bu sosyal belaların alametleri İsveç'te herhangi bir ülkeden daha bariz bir şekilde ortaya çıkmakta diye yazıyor İsveçli bir uzman her 10 kişiden birinin Müzmin alkolik olması gerçeği ile karşılaşan İsveç hükümeti alkollü içeceklere önemli miktarda vergi artış yaparak kurtuluşu aramış fakat bu önlemin pek tesiri olmamıştır. Son zamanlarda pornografinin vahşi istilasının da kökü herhalde aynıdır. Fransa Danimarka Federal Almanya gibi en uygar ülkeler bu hususta öncüdür. 1975 te Fransa'da bütün sinema repertuarlarının yarısından fazlası porno filmler teşkil ediyordu. Yalnız Paris'te 250 sinema Sırf böyle filmlere hasretmişlerdir. Hakim ideoloji giderek şahsiyeti bir tarafa itiyor ve insanı otomatik bir yaşama tarzına uyumak- metro- çalışma formülüne göre yönlendiriyor. Gerçi bu formül muayyen bir standart temin ediyor, ama öte yandan da insanı hakiki hayat tecrübe ve heyecanlarından mahrum bırakıyor. Her şey önceden hazırlanıyor ve hatta senelik tatiller bile önceden organize ediliyor ve her şeyi iştirakçilerin hiçbir şeyi değiştiremediği bir plana uygun bir şekilde geçiyor… Bu yüzden Çoğu kişi kendi kendilerinden kaçmak ve bambaşka bir şeyi ucuz bir yolla tecrübe etmek ihtiyacını duyuyor. Bu ihtiyaç ise porno filmler vasıtasıyla istismar edilmektedir. Sonuç olarak kültür işlevini yerine getirmediği takdirde toplumlar medeniyet yolundaki ilerleyişini eksik sürdürecektir. Kültürün etiksel ve diğer parçalarından yoksun olarak sadece teknik bir şekilde devam edeceği görülmektedir.

Feyzeddin Aytepe - 26.09.2016

,

1349

Feyzeddin Aytepe Hakkında

Feyzeddin Aytepe
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin