Altın Kiraz

Altın Kiraz

Altın Kiraz

04.08.2021 - Necla Dursun
Altın Kiraz

“İki tek kiraz ağacı kaldı yalnız

İki tek kiraz ağacı

İlkyazlar ve bütün başlangıçlar bitti”

Edip Cansever “Kaçışına Uğrayan Çiçek” adlı şiirinde kirazı baharla ve çabucak bitenle özdeşleştirir.

Gülten Dayıoğlu ise hayatının baharındaki “Kiraz” karakterine hayat verir “Yeşil Kiraz” adlı kitabında.

Baharın müjdecisi kiraz çiçekleri dalında pek uzun kalamazlar. Narin pembe yaprakları kısa sürede dökülüp toprakla buluşur. Japon felsefesi ve edebiyatında “sakura” olarak adlandırılan kiraz çiçeği daha en güzel halindeyken yaprak dökerek köklerine geri dönemsiyle ölümle yaşamın birlikteliğini ifade etmektedir. Yaşamın kısa sürenlerini tariflemesinden ötürü adında ve karakter isimlerinde “kiraz” olan bir kitap, şarkı, tiyatro veya sinema filmi; ilkbaharı, başlangıçları, yenilikleri ve hızla bitivermeleri çağrıştırır. Belki de bu çağrışımı teyit etmek için söz konusu eseri görmek, okumak, dinlemek veya izlemek ihtiyacı hissedilir. Türk ve Makedon oyuncularının birlikte görev aldığı “Acı Kiraz” adlı film adından mütevellit böyle bir kategoriye kendiliğinden yerleşmektedir.

Film Hakkında

Kuzey Makedonya Kültür Bakanlığı Sinema Ajansı desteğiyle, tümüyle Kuzey Makedonya’da çekilen film; çocuğunun kanser hastası olduğunu öğrenen ve onu için elinden geleni yapmaya çabalayan bir babayı merkeze almaktadır. Filmde bazıları yerel, bazıları bölgesel, bazıları uluslararası olmak üzere çeşitli sorunların ana konuya eklemlenerek beyazperdeye aktarıldığı görülmektedir.

Serdar Akar'ın yönetmenliğini yaptığı "Acı Kiraz", birbirinden farklı ve zorlu hayatların kesiştiği bir senaryoya sahiptir. Kiraz yetiştiricisi yaşlı bir çiftçiyi, çiftçinin onaylamadığı karanlık işlere bulaşan oğlunu, karanlık işlerin diğer üyelerini, borca batmış yalancı ve düzenbaz nakliyeciyi, umuda yolculuklarında aldatılan göçmenleri, eşinden şiddet gören eğitimli bir kadını, kızı için olmadık yollara başvuran genç bir anneyi ve lösemi hastası çocuğunu hayata bağlamak için çırpınan bir babayı anlatmaktadır.

“Keşke” Bölümü

Yazımızın giriş bölümünde değinilen beklentiyle izlenmeye başlanan filmin vaatkar bir jeneriğe sahiptir. Adeta “Dur hele, film başlasın sana daha neler izletip ne duygular yaşatacağım.” diyen başlangıçla yüksek beklenti içine giren izleyici heyecanla karakter tanıtımlarını ve olay kurulumunu bekler. İlk 15 dakika geride kaldığında beklentinin ışığı yavaştan sönmeye başlasa da yapımın uluslararası niteliğe sahip olmasıyla durum sürprizlere açık bir bekleyişe dönüşür. Ancak beklenen ne yazık ki gerçekleşmez ve izleme “keşke” lerle dolu bir hale bürünür. Tıpkı aşağıda sıraladığım gibi. Naçizane tespitlerimi sıralarken Makedon göçmeni bir aileye mensup olan bendeniz için bu noktaları yazmanın oldukça zor ve hüzün dolu olduğunu belirtmek isterim.

Gökyüzünden kayda alınan görüntülere sahneler arası geçişlerde yer verilmiştir. Kuzey Makedonya’ya ait bu görüntüler, coğrafya hakkında bilgiler verirken “keşke daha fazla olsaydı” dedirtmektedir. Caddelerden, insanlardan, trafikten, sokak kedilerinden, esnaftan ya da doğal güzelliklerden alınan kareler eklenseydi izleyicinin Makedonya’nın gündelik hayatına nüfuz etmesi sağlanırken geleceğe bir arşiv olarak miras bırakılabilirdi. Ayrıca Türk izleyiciler arasındaki Makedon göçmenlerinin memleket özlemi bir nebze olsa teskin edilebilirdi.

Kumar tutkunu sahtekâr nakliyeci Patron Pano (rahmetli Luran Ahmeti) nun kumar masası başındaki görüntüsünün hemen öncesinde, Üsküp şehir meydanındaki çemberle çevrelenen aslan heykelinin gökyüzünden alınan görüntüsünün biraz bulanıklaştırılarak rulet masası tekerleğine dönüşmesi animasyon filmi tadında güzellik katmış. Keşke akış içinde benzeri başka formlarda birkaç tanesi daha olsaydı.

Keşke tümü Kuzey Makedonya gibi çok kültürlü ve çok dilli bir ülkede kayda alınan filmde ülkenin realitesi olan dillere de yer verilseydi. En son resmi sayımlara göre ülke nüfusunun yaklaşık olarak %3 ünün Türk olduğu ülkede çekimlerde görev alan herkesin Türkçe konuşuyor olması garip olmuş. Makedonca konuşan bir resepsiyonist, Arnavutça konuşan bir hemşire veya Boşnakça konuşan bir krupiye olsaydı, altyazı ile desteklenecek bu sahneler yapımın uluslararası bir iş olduğuna atıfta bulunan bir faktör olabilirdir. Ayrıca izleyenlere Makedonya hakkında fikir verebilirdi.

Dr. Panova (Belçim Bilgin), aşık olduğu ancak sonrasında tamamıyla evrim geçirerek nahoş bir karaktere dönüşen nakliyeci eşiyle mutsuz evliliğini sürdüren bir onkoloğu canlandırmaktadır. Keşke ailevi yaralarını kanser hastası bir çocuğun iyileşmesiyle iyi etmeye çalışan bu eğitimli kadının şiddet dolu veliliğini sürdürme sebeplerini anlatmada çareler aransaydı.

Dr. Panova ve kanser hastası çocuğun babası Antonio (Erdal Beşikçioğlu) nun eskiden gelen bir tanışıklıkları olduğu repliklerden anlaşılırken keşke bu tanışmanın kaynağına açıklık getirilseydi. Çünkü bu bağlantı açıklanmadan mutlu sonda yer alan bu iki ana karakter film bittiğinde akılda kalan sorulara bir tanesini daha eklemektedir.

Keşke filmin ikinci yarısında birkaç kez karanlık ve anlaşılmaz görüntüler halinde gösterilen iki çocuğa bir tabak içinde kiraz ikram eden erkek elinin neyi ifade ettiği açıklansaydı. Eğer o iki küçük çocuk karakterlerden ikisinin çocukluk halleri ise flashback yardımıyla bu bağlantı izleyiciye verilerek geçmişin izleriyle bu günün olayları arasında köprü kurulabilirdir.

Filmde kiraz üreticisi Afrim (Halil Ergün) ün oğlu Gajur (Bülent Şakrak) un yasa dışı işlere girme nedenine değinilmemiştir. Babasıyla sürekli bir çatışma halinde olan filmde her tartışmada “benim de bildiğim bir şeyler var, ne olur bana biraz güvensen baba” diyen Gajur’un bildiği her ne idiyse keşke seyirciye de bildirilseydi. Film bittiğinde bu cümleler izleyicinin zihninde açığa kavuşmamış bir klik olarak kalmaktadır.

Karakter gelişimlerinde yoksunluğun söz konusu olduğu söylenebilecek filmin dramatik ana öyküsü etrafındaki aksiyon sahneleriyle filme hız verilmeye çalışılırken yoğun şekilde küfür kullanılması bir noktadan sonra (kanaatimce) rahatsız edici boyuta ulaşmıştır. Keşke dozu ayarlanabilseydi.

Uluslararası bir problem olan göçmenlere çok yüzeysel bir anlatımla ve görüntülerle yer verilen filmde aynı durum kadına şiddet, organ nakli, kumar, alkol ve cinsellik gibi konular için de geçerlidir. Keşke bu kadar çeşitli konuya gelişigüzel değinmek yerine bir veya ikisi seçilerek daha tafsilatlı ve derinlikli bir anlatım yolu seçilseydi.

Sonuç

“Stoka” rolündeki Makedonyalı oyuncu Ertan Saban başta olmak üzere rollerinin hakkını veren tecrübeli oyuncu kadrosunun sırtlanmaya güçlerinin yetmediği senaryosuyla filmde güzel olan tek şeyin hasta çocuk Martin’in kurtulması ve filmin mutlu sonla bitmesidir. Konu kurulumu, karakter çözümlemeleri ve tüm bunların birbiriyle bağlantısı daha net ve anlaşılır olabilseydi ortaya unutulmaz görüntüler eşliğinde unutulmaz bir eserin çıkacağı kuşkusuzdur. Yapımın adındaki kirazın “acı” sının mahiyeti izleyenlerce anlaşılamazken durum bir bakıma “giz” olarak kalmaktadır.

* Altın Kiraz: Filmdeki mekânlardan birinin adı

Yönetmen: Serdar Akar

Yapımcı: Mehmet Yiğit Alp, Vladimir Anastasov, Angela Nestorovska

Senarist: Oliver Romevski

Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu, Ertan Saban, Belçim Bilgin, Bülent Şakrak, Luran Ahmeti, Halil Ergün

Yapım yılı: 2020

Süre: 94 dk

Necla Dursun - 04.08.2021

,

282

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin