Amâk-ı Hayal - Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi

Amâk-ı Hayal - Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi

Amâk-ı Hayal - Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi

30.06.2011 - Büşra Nur Karaarslan
Amâk-ı Hayal - Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi
Bazı anlar elimin altında, her yere taşıyabildiğim laptop klavyem yerine maddi- manevi bir ağırlığı olan antika bir daktilo ya da mürekkep niyetine siyah bitkilerin özünden oluşan bir sıvıya bandırdığım sevimli bir kuş tüyü ve bir miktar parşömen olsa diyorum. Hele ki sıklıkla okumadığım, nadiren elime geçen Doğu Klasikleri ile ilgili, dünyada iz bırakma adına yazdığım metinler için bu hislerim tavan yapıyor. İşte yine aynı hislerle; “keşke”lerimi bir kenara bırakarak, kuş tüyü ile parşömene yazmak yerine A4 kâğıda dolma kalemle hakkında yazmaya başladığım bir eser: Amâk-ı Hayal!

1865 doğumlu yazar, bundan tam 100 yıl önce Osmanlı Türkçesi ile yazmış bu eseri. Bu sebeple elimizdeki eser, maalesef dedelerimizle anlaşamadığımızdan sürekli şikâyetlenmemize sebep bir dilin, ileri gelenlerinden olarak karşımıza çıkıyor. Çok değil, yüz yıl önce yaşayan bir dilin cesedinden kalıntılarını, maalesef ki cahilliğimiz hasebi ile yazıldığı öz kaynaktan değil de Dursun Gürlek çevirisinden okumak durumundayız. Tabi dilerseniz başka yayınevlerinden, başka emekçilerin çevirisini de okumanız mümkün. Benim elime gökten Antik Şark Klasikleri Yayınları’nın mükemmel kapak tasarımlı çevirisi düştü.

Türkçeleştirirsek; “hayalin derinlikleri” anlamına gelen ismi ile okuyucusunu yeterince eski doğuya götüren kitabın iç âlemine yolculuğa çıkmadan önce, hayal damarlarınızın denge profilini hayat tartısı ile tartmanızı, bu yolculuğa hazır olup olmadığınızı belirlemenizi ve hızlı okuma teknikleri ile bir saatte kolayca bitirebileceğiniz 160 sayfalık yolculuğa birkaç gün ayırmanız gerekeceği için yeterli donanımlarınız var mı bir kontrol etmenizi ve benzeri tüm şartları kabullenip yola öyle çıkmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bütün –se, -sa’lı cümlelere yanıtınız evetse şayet; buyurun yolculuğumuza first class’tan konuk olun:

Başarılı, zengin ve ilim sahibi bir gencin arkadaşları ile yaptıkları içkili zevk âlemleri gün gelir kendisine yetmemeye başlar, kâinatı, hep ve hiç’i, yaratılış gayesini, yaratılışın aslını, yaratıcıyı ve nicesini merak eder. Bilinen ve bilinmeyen âlem arasında varlığın gerçek manasını arayan Raci'nin yolu bir gün, mezarlıktaki küçük kulübesinden hayata bağlanan meczup görünümlü tuhaf adam “Aynalı Baba” ile kesişir. Benliğini şüphe canavarına teslim etmek üzere olan Raci'nin aklındaki keşmekeş perdesi, o andan itibaren usulca dağılmaya başlar.

“Her olayın bir sebebi, sebebi verenin olayda hikmeti vardır” diyen sevgili yazar Gülseren Gümüş hanımefendinin de söylediği üzere; Raci’nin içinde bulunduğu sisten kurtulmasına da bir sebep yaratılmalıdır. Yazarımız Ahmed Hilmi Beyefendi; Aynalı Baba’nın kulübesinde içtiği tılsımlı kahve ve çaldığı ney etkisi ile ardından daldığı garip uykuyu, Raci’nin kurtuluşuna vesile kılar. Bundan sonra Raci’nin, hayalin derinliklerinde, hiçlik zirvesinden Zerdüşt diyarına, sonra Kaf Dağı’na, oradan da ilahi aşkın nuruna doğru yaptığı bu manevi yolculukta, onunla birlikte okuyucu da tasavvuf deryasının sırlarına yelken açar.

"-Tuhaf! Var’la yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu, dedim.
Deli, başını çevirdi. Kahkahayı bastı:
-Vay! Sen varsın ha? ! Acaba var mısın?" (Sf. 14)


Bana göre, kitapta kullanılan bütün eşya ve hakikatler, çağına göre idraki güç sembolizm izleri taşımakta ve yazarı çağının -hatta belki de çağımızın- en iyileri arasına yerleştirmekte. Söz gelimi müzik aleti olarak def, tambur vb yerine ney kullanılması, tasavvuftaki ney’in insanı sembolize etmesi; Aynalı Baba’nın cübbesindeki karanlıkta sönüp gündüzleri parlayan aynaların kâinata işaret etmesi; sanırım tezimin doğruluğunu kanıtlar niteliktedir.

Ütopik bir eser olan Amâk-ı Hayal’i felsefe ya da tasavvuf perdesi arkasına gizlemek, ahmaklık olur kanaatindeyim. Kitap; Avrupalı bir yazar tarafından yazılan basit, allandırılıp pullandırılıp piyasaya sunulmuş dünya klasiklerinden biri olsaydı şayet; emin olun ki reklama ihtiyacı olmadan best-seller listesine girer ve aylarca orada yerini koruyabilirdi. Lakin bizim tevazu denizimiz öyle engin ki maalesef 15-16lık yeni yetmelerimiz Harry Potter’larla, yakışıklı vampirlerle, Matrix’lerle, arkası yarın yalanlarla kandırılıp duruyor ve biz gıkımızı çıkarmadan duruma seyirci kalıyoruz… “İnsanın gözü hakikatleri görmede arpacık soğanı değerinde ve nispetindedir!” (Sy59) . Kısaca kendi eserlerimize gereken önemi vermediğimizden ötürü, “Veyl olsun bize!” dersem abartmış olmam değil mi?

Kitap zaman zaman aklın manivelasının zorlandığı sorular sormakta. Mesela, ''dokuzuncu gün” anılarının geçtiği sayfalarda, ulular meclisinden bahsedilmekte, buradaki mahcup beşeriyet “saadet nedir?” sorusuna cevap aramaktadır. Sırasıyla; Cenab-ı Halîl ( Hz. İbrahim ), Cenab-ı Kelîm (Hz. Musa ), Cenab-ı Âdem (Hz. Âdem ), Konfüçyüs, Eflatun ( Platon ), Aristo, Zerdüşt, Brahma, Cenab-ı Mesih ( Hz. İsa ), Hz. Lokman, Hızır (a.s) ve güllerin sultanı efendimiz, Hazreti Muhammed ( s.a.v )'den cevaplar alınır... (Soruya verilen cevaplar için lütfen sayfa 95i mutlaka okuyunuz.)

Yine birkaç soru ve cevabına bakacak olursak:

“*A zavallı ya sen ne arıyorsun? Bu kesafet, bu maddiyat, bu görünür hayaller bir ruhu ezmeye; bir vicdanı birbirine zıt fikirlerin kaynağı yapmaya, bir idrâki bozmaya kâfi değilmiş gibi, bir de manevi hayaller arkasında mı koşmak istiyorsun? (Sf. 100)

*-Hamâkât (ahmaklık) ile marifeti tartıyorum.
-Bundan maksadın nedir?
-Mevcut malımı anlamak.
-Ee, nasıl buldun bakayım?
-Hamâkâtim o kadar ağır ki; sanırım zamanın Karun’u benim!” (Sf. 102)


Raci’nin bütün sorularına en güzel cevapları ise; aslında Aynalı Baba’nın çaldığı neyden dökülen dizeler vermektedir:

“Güneş yanar, âlem döner
Bir gün gelir hepsi söner
Ey sahib-i ilm-ü hüner
Bilir misin sebebi kim?

Haktır desen manası ne?
Sebep midir? Bir kelime
Soruyorum sana yine,
Bilir misin sebebi kim?” (Sf. 118)

“Yâd-ı mâzi bahş eder,
Hayf-ü âlâm- ü keder,
Olma meşgul-i kader,
Kimse kalmaz hep gider!
...
Hep gider!
Hep gider!”(Sf. 29)


Ve nihayetinde Raci’nin 9 günlük hatıraları, Manisa Tımarhanesi’ndeki deli/velilerin durumları ve Aynalı Baba’nın gizli defterinden hatıraların bulunduğu 3 bölümlük yolculuk biter. Biz de gider, hep gider!

Amâk-ı Hayal
Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi
Antik Yayınları
Büşra Nur Karaarslan - 30.06.2011

,

5461

Büşra Nur Karaarslan Hakkında

Büşra Nur Karaarslan

Sakarya Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu; çalışıyor. Öğrencileri ve kitapları ile mutlu. Büyüyünce yazar olacak sanıyorlar; bakalım kısmet diyor; sınavı kazanırsam...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin