an album CONSTANTINOPLE

an album CONSTANTINOPLE

an album CONSTANTINOPLE

19.08.2015 - Serkan Parlak
an album CONSTANTINOPLE

“ Kıyıda İstanbul’un ticaret bölgesinin iskeleleri (yemiş, çardak, odun, yağ kapanı) ve hanları, yamaca doğru yeşillikler içinde tüccar konakları ve tepede Sinan’ın İstanbul’daki en büyük eseri Süleymaniye Camii görülüyor. Solundaki kâgir yapı Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi olduğu sırada 1911’deki Mercan yangınında harabezâra dönen Âli Paşa Konağı. En sağdaki cesîm yapı ise Ağakapısı yani Yeniçeri Ocağı’nın merkezi iken 1826’dan sonra şeyhülislâmlık dairesi olunca Bâb-ı Meşihat (Şeyhülislâmlık kapısı) adıyla anılmaya başlanmıştır. Solda kıyının hemen arkasında tek minareli Rüstem Paşa Camii ile sağında tek kubbesi görülen Fatih dönemi eseri Tahtakale Hamamı.”

Albümün son fotoğrafı, haklı olarak belki de albümün en güzel fotoğrafı olarak kapağa çıkartılan “Haliç’ten Süleymani’ye Bakış”… Yukarıdaki açıklamasına hâkim olan nesnel anlatım hemen hemen bütün fotoğrafların yan sayfalarına yerleştirilen metinler için de geçerli. Orjinalleri Hofbuchhandkung Otto Keil’e ( circa, 1900) ait olan fotoğrafların Türkçe metinlerini Nuri Akbayar, İngilizce çevirilerini ise Sylvia Zeybekoğlu yapmış. Renkli fotoğrafları sayfalara aktarırken yaşanan değişim onları resme dönüştürmüş neredeyse. Oğlak Yayınları’nın İstanbul Kitapları serisinden yayınlanan kitapta toplam otuz resim bulunuyor. Hemen hepsi 19. yüzyıl sonlarında çekilmiş. Bu resimlerden Süleymaniye’nin iç görünümü ve Çemberlitaş dışında tümü sayfaya yatay yerleştirilmiş.

Albüm sırasıyla Galata Köprüsü, Ayasofya, Sultan Ahmed Camii ve Meydan, Süleymaniye Camii, Sarayburnu ve Topkapı Sarayı, Beyazıt Meydanı, Kapalıçarşı, Divan Yolu’ndaki padişah türbeleri, III. Ahmed Çeşmesi ve sebili Çemberlitaş, Yedikule ve surlar, Galata, Ortaköy Camii, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Camii, Haliç, Sa’dâbâd Mesiresi, Üsküdar’da bir sokak, Karacaahmed Mezarlığı, Kız Kulesi, Adalar, Boğaziçi Sırtları, Rumeli ve Anadolu Hisarı fotoğraflarından oluşuyor.

Nuri Akbayar’ın hazırladığı metinler tarafsız ancak fotoğrafları okumaya çalışan göz her halükarda ideolojik bakmaktan kendini alamıyor. Metinlerde belirtilen mimari eserleri sabitledikten sonra bir süre duruyor, öylece bakakalıyoruz. Ardından çağrışımlar, karşılaştırmalar ve sorular zihnimize hücum etmeye başlıyor. “ Taş çatlasa yüz elli yıl içerisinde bu baş döndürücü değişim nasıl gerçekleşti? Ne oldu ne bitti de bu şehir kente, kent metropole dönüştü? ” Olmazsa olmaz soru bu, hatta başka soru olmasa da olur.

Naif fotoğraflar bunlar, yalın olanın güzelliği hemen fark ediliyor. Nüfus az belli. Köprü, meydan ve mesire yerlerinde kadın ve erkekler bir arada. Haliç ve Boğaziçi sırtlarında, Sa’dâbâd ve Göksu mesire yerlerinde tepeler, düzlükler yemyeşil. İnsan ne diyeceğini bilemiyor. Ancak fotoğraflar ve metinler dikkatlice okunduğunda dönüşümün en temel nedeni hemen göze çarpıyor: Yollar. Topkapı Sarayı’nın dış bahçesinin yaşadığı değişimin nedeni oradan geçen demiryolu, Adalar’da nüfus artışının nedeni ise vapur seferlerinin başlamış olması. Şehirlerin ortaya çıkmasında savaşlar ve önlem olarak pazarın surlarla çevrilmesi ne kadar önemliyse, pazara ihtiyaç fazlası malların getirilmesini sağlayan yollar da bir o kadar önemli olsa gerek.

İstanbul’un mimari dokusu bu fotoğrafların en temel belirleyeni. İnsan ve doğa, mimarinin ardından geliyor. Camiler, meydanlar, okullar, köprüler, mesire yerleri, evler, köşkler, yalılar, çeşmeler, kuleler, türbeler, hisarlar, çarşılar, fabrikalar, tersaneler, mezarlıklar… İstanbul’un günlük hayatı mekânlar üzerinden kendini yeniden üretiyor. Fotoğrafların odağında insan olmazsa olmaz denir ancak Osmanlı, Batı tarzı ve geçiş dönemi mimarisinin en seçkin örnekleri söz konusu olunca bu tespit göz ardı edilebiliyor. İstanbul’u İstanbul yapan insan-doğa-mimari bileşkesinin Suriçi ve Boğaziçi olduğunu bir kere daha anlıyoruz.

Yazımın son bölümde albümde beni çok etkileyen birkaç fotoğraftan bahsetmek istiyorum:

Sur üstünden Yedikule’ye bakış. Fotoğraf 19. yüzyıl sonu sur dibi yerleşmesini gösteriyor. Seyrek konutların önündeki bahçe ve bostanlar; İstanbul’un kır-şehir iç içeliğini ve kendine yetebilirliğini gösteriyor.

Yıldız Camii’nde bir Cuma Selamlığı. Cuma namazının cemaatle birlikte camide kılınması zorunluluğu aynı zamanda halife olan padişahlar için de yerine getirilmesi gerekli bir görevdi. 19. Yüzyılda Cuma Selamlığı adını alan tören, halkın padişahı sağ ve sağlıklı olarak görmesi bakımından da anlamlıydı. Fotoğrafta saflar halinde zuhaf alayı, bölük bölük dizilmiş süvari ve piyadeler, arabalarıyla gelen bürokratlar görülüyor.

Üsküdar’da bir sokak. Ahşap evler, taş minareli ahşap mahalle mescidi, mescide ait küçük hazire, derme çatma bir dükkân, çeşme ve su terazisi, konak ve Arnavut kaldırımı döşeli sokak. Tipik bir Osmanlı mahallesi. Sokaktaki insanlar yaşadıkları dönemin bütün kıyafet farklılığını yansıtıyor.  

Sa’dâbâd Mesiresi. Alibey ve Kağıthane Deresi’nin arasında ve iki yanında yer alan mesire yerinin Haliç’e yakın kısmı burası. Ağaçlarla süslü bu yeşil alan yalnız İstanbul halkının değil, padişahların da gözde mesire yeriydi. Fotoğrafta Sünnet Köprüsü, İmrahor Kasrı; atlı arabalar ve yaya olarak, ayrıca sandalla gezen, piknik yapan insanlar görülüyor. Karşı tepeler yemyeşil ve bir tane bile ev yok, viyadük yok, site yok, evet bir tane bile. İşte bu fotoğraf beni çıldırtıyor, o lümpen argosu tabirle kafayı yiyecek gibi oluyorum. Buranın son halini biliyorum çünkü inanmak istemiyorum. Geleneksel mimariyi hallaç pamuğu gibi atıp yerine bu ucube yapıların dikilmesine neden olan kapitalizme bir kez daha lanet okuyorum. Başka türlü de olabilirdi.

bir albüm İSTANBUL an album CONSTANTINOPLE, Oğlak Albümleri, Açıklamalar: Nuri Akbayar, İngilizce’ye Çeviren: Sylvia Zeybekoğlu, Oğlak Yayıncılık, Birinci Baskı: 2000, İstanbul.

Serkan Parlak - 19.08.2015

,

2176

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Yorumlar
  • Sinan Kıran 2018.06.22 19:07

    Hofbuchhandkung Otto Keil albümü elimde mevcut ne zaman nerde basılmış bi bilginiz var mı?Antika değeri varmıdır?

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin