Ashâb'ın Siyasî Tutumu Üzerine

Ashâb'ın Siyasî Tutumu Üzerine

Ashâb'ın Siyasî Tutumu Üzerine

04.12.2015 - Alıntı
Ashâb'ın Siyasî Tutumu Üzerine

Prof. Dr. Adnan Demircan yazdı.

Hz. Peygamber'in arkadaşları, yaşadıkları toplumda meydana gelen gelişmelere karşı farklı tutum içinde olabilmişlerse de onların tutumlarının dönem ve gelişmelere bağlı olarak değişiklik gösterdiğini söylemek gerekir. Tarihin her döneminde din, siyasî ilişkilerde önemli bir belirleyici olsa da gelişmeleri sadece dine bağlı olarak izah etmek yanlış olur.

Ashâb’ın Siyasî Tutumunun Belli Başlı Dayanakları

Günümüzde insanların siyasî tutumlarını belirlerken karşılaşılan, kişilerin tutumlarını besleyen etkenlere benzer bazı muharrik unsurların Ashâb’ın da siyasî tutum belirlemesinde etkili olduğu görülmektedir.

Kişilik Özellikleri

Ashâb’ın tutum belirlemede önemli dinamiklerden biri karakterleri ve kişilikleridir. Bilindiği gibi insanların yapısı ve karakteri birbirine benzemez. Bazı insanlar karakter olarak daha baskın oldukları için hemen öne çıkmak isterler. Mesela Hz. Ömer böyle bir kişiliğe sahiptir. Genel olarak gelişmeler sırasında dinamik kişiliği sebebiyle öne çıkar ve inisiyatif üstlenir. Ancak amcasının oğlu Saîd b. Zeyd onun zıddı bir kişiliğe sahiptir. Nitekim Ashâb içerisinde öne çıktığı nadiren görülmüştür. Daha çok ibadet ile meşgul olmayı tercih etmiştir. Ashâb arasında adı çok bilinenlerden biri Erkam b. Ebi’l-Erkam'dır. Hicrî 55 (675) tarihinde vefat etmiş olmasına ve birçok askerî sefere katılmasına rağmen onun da öne çıkmayı tercih etmediği söylenebilir.

Dinî Emirlere Riayet

Hz. Peygamber'in (s.a.s.) arkadaşlarının en önemli özelliklerinden biri vahye olan bağlılıklarıdır. En azından Hz. Peygamber'in yakın arkadaşları için bunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte bu hususta bütün insanları kapsayan müşterek bir tavırdan söz etmek doğru olmaz. Bazı Sahâbîler, yaşadıkları dönemde karşılaştıkları gelişmelere müdahil olmayı ya da olumsuz olarak değerlendirdikleri emirleri veya icraatları eleştirmeyi adeta bir dinî görev addetmişlerdir. Ebû Zer el-Gıfârî’nin Şam valisi Muâviye’ye yönelik eleştirilerini bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.

Dinin İnsana Bıraktığı Alan

İnsanoğlunun, din dışında kalan başka etkiler altında kalarak farklı tavırlar ortaya koyması da karşılaşılan bir durumdur. Dinin insanoğlunun tercihine bıraktığı alanın kapsamı hususunda Ashâb arasında zaman zaman görüş farklılıklarının ortaya çıktığını görüyoruz. Esasen siyasî alanda ortaya konan tutumların büyük bir kısmı bu şekilde değerlendirilmelidir.

Siyaset konusunda tutum belirlemede Hz. Peygamber dönemi ile sonraki dönem arasında bazı önemli farklılıklar olması normaldir. Zira Hz. Peygamber’in hayatta olduğu dönemde, vahiy üzerinden Allah’la iletişim kuran bir peygamber olmasına rağmen Ashâb’ın ona muhalif bir siyasî tutuma girmesi beklenemez. Bununla birlikte zaman zaman Hz. Peygamber'in bazı icraatlarıyla ilgili görüş belirtebildiklerini, bunu yaparken de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) konumuna halel getirmeyecek bir edep içinde hareket etmeye özen gösterdiklerini görüyoruz.

Öte yandan Hz. Peygamber'in genel siyasetine aykırı bir tutum ve duruş, Müslümanlar tarafından makbul görülmemiştir. Nitekim zaman zaman Müslümanların genel siyasetinin dışına çıkan kişilerin münafık olarak değerlendirildikleri ve bunlara olumsuz bakıldığı bilinmektedir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ashâb’ın genellikle emre itaat tercihinde Hz. Peygamber dönemindeki tutumlarından beslenen bir çizgi izlediklerini söylemek mümkündür. Bununla birlikte Sahâbî kavramını ne kadar geniş tutarsak karşılaşacağımız farklılıklar ve tutumlar arasındaki çelişkiler fazla olur.

Kişisel Çıkar

İnsanın sosyal ve siyasî ilişkilerinde tavır belirlerken kişisel çıkarını koruma refleksiyle hareket etmesi, fıtrî bir tutumdur. Ashâb’ın siyasî tutumu bağlamında ifade etmek gerekirse, bazı kişilerin, özellikle de Medine döneminin son yıllarında Müslüman olan ve Hz. Peygamber’le uzun süre bulunma imkânı bulamadığı için yeterince onun eğitiminden geçmemiş olan Sahâbîler, fırsatı bulduklarında çıkarlarını koruyan bir tutum içine girebilmişlerdir.

Kabilevî İlişkiler

Hz. Peygamber’in doğup büyüdüğü ve tebliğ faaliyetini yürüttüğü Arap toplumunda sosyal, siyasî, ekonomik vs. ilişkileri belirleyen en önemli kurum kabiledir. Hz. Peygamber, “İslâm kardeşliği” çerçevesinde adalete ve hakkaniyete zarar veren kabilecilik anlayışını ortadan kaldırıcı çalışmalar yapmışsa da kabile kimliğini tamamen ortadan kaldırmamış; akrabalık ilişkilerinin müspet taraflarını teşvik etmiştir. Hz. Peygamber’in hayatının son günlerinde ortaya çıkan mürtetlere destek olma hususunda kabilelerine mensup insanların büyük bir kısmının akrabalık refleksiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Yine geçmişte Cahiliye döneminde ilişki içinde olan kabilelerin, Müslüman olduktan sonra da bu tutumlarını devam ettirdiklerini, esasen İslâm kimliğinin aleyhine olmayan bu ilişkilerin ve karşılıklı desteğin meşru addedildiğini de ifade etmek gerekir.

Dostluk ve Arkadaşlık

Siyasî tutum belirlemede, kişisel ilişkilerin önemi inkâr edilemez. Nitekim yönetici olan insanların kendileriyle uyumlu bir şekilde çalışabileceklerini düşündükleri kişileri tercih etmeleri, genellikle onların hakkı olarak değerlendirilmektedir. Benzer şekilde siyasî ilişkilerde de arkadaşlar arasındaki münasebetin belirleyici olması fıtrî bir durumdur.

Râşid Halifeler Dönemi Sonunda Ashâb’ın Siyasî Tutumu

Sahâbenin siyasî tutumundan bahsedildiğinde akla genellikle Râşid Halifeler dönemi, hassaten de bu dönemin sonunda meydana gelen siyasî gelişmeler ve ihtilaflar gelir.

Hz. Osman'ın bir grup Müslüman tarafından evinde muhasara edilerek öldürülmesi, akabinde içlerinde Ashâb’ın ileri gelenlerinden bazı kimselerin de olduğu geniş bir kitlenin Hz. Ali'ye biat etmemesi ve hatta aralarında savaşlar meydana gelmesi, ilk olarak akla gelebilecek gelişmelerdir.

Râşid Halifeler dönemindeki gelişmeler, Ashâb’ın siyasî tutum farklılıklarını anlamak açısından önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Diğer taraftan Ashâb’ın Emevîler dönemindeki tutumu da dikkate alınmalıdır. Özellikle Emevîler döneminin ilk yıllarında Ashâb’tan birçok kişi hayattaydı.

Sahâbî döneminin h. 110 yılında bittiği kabul edildiğine göre Emevîler döneminin üçte ikilik bölümünde Sahâbîler vardı. Ancak onların siyasî ağırlığının belki ilk üç dört halife döneminde kısmen var olduğunu söylemek gerekir. Ashâb dönemi olarak nitelendirilebilecek h. 110 yılına kadarki gelişmelerle ilgili olarak Ashâb’ın aşağıdaki farklı tutumları tercih ettiği söylenebilir:

İtaat Edenler

Ashâb’ın önemli bir kısmının siyasetten uzak kalmayı ve şahsî işleriyle ilgilenmeyi tercih ettiklerini ifade etmek gerekir. Bununla birlikte onların bu tutumu güncel meselelerle ilgilenmedikleri anlamına gelmez. Nitekim bir münker ile karşılaştıklarında ellerinden geldiği kadarıyla onunla mücadele etmeye gayret etmişlerdir. Nitekim birçok Sahabî, ya Hz. Peygamber döneminde ya da takip eden yıllarda meydana gelen savaşlarda şehit olmuşlardır. Önemli bir kısmı siyasî çizgisini mevcut iktidardan yana ya da iktidardaki kişiye [ulu'l-emre] itaatten yana kullandı. Bunun temel sebepleri arasında şunları belirtmek gerekir:

Açıktan bir münker işlenmediği ortamda görüş farklılığı sebebiyle toplum düzenini bozucu davranışlarda bulunmak, önemli bir sorun olarak görülmüştür. Esas olan Müslümanlardan olan ulu'l-emre itaattir. Ashâb itaat etmeyi, İslâm birliği için gerekli bir ilke olarak görmüştür. Ashabın çoğu, bundan emir sahibine itaat etmeyi ve ümmeti bölmeye sebep olacak yaklaşımlardan kaçınmayı anlamaktadırlar.

Ashâb döneminde özellikle ilk ihtilafların çatışmaya dönüştüğü dönemde Ashâb’ın önemli bir kısmı o döneme kadar bilinen uygulamalara aykırı olmayacak şekilde çoğunluğun biat ettiği kişilere itaat etmişlerdir.

Ashâb’ın önemli bir kısmı, birinci fitne döneminde Medinelilerin biatiyle halife olan Hz. Ali'ye biat etmeyi tercih etmiştir. Özellikle Ensâr’ın büyük bir kısmı ve Kureyşli Müslümanlardan muhacir statüsünde olanların çoğunluğu tavrını Hz. Ali’den yana koymuşlardır.

Emevîler döneminde meydana gelen bazı olaylarda da o dönemde yaşayan Sahâbîlerin genellikle, eleştiride bulunmalarına rağmen Emevî halifelerine karşı eyleme dönük bir tutum içine girmedikleri müşahede edilmektedir. Örneğin Kerbela olayı meydana geldikten sonra gerek eyalet merkezlerindeki, gerekse Hicâz’daki Ashâb arasında bir isyan teşebbüsü ortaya çıkmamıştır. Ancak muhalif tutum, birkaç yıl sonra Hz. Ali taraftarı bazı Sahâbîlerin de içinde bulunduğu Tevvâbûn gibi bir isyana dönüşmüştür. Bununla birlikte bu isyan, Ashâb’ın genel desteğini alan bir başkaldırıya dönüşmemiş; mevziî bir Ehl-i Beyt taraftarları tepkisi olarak kalmıştır.

Ashâb’ın, Ümeyyeoğulları iktidarına yönelik tutumuna baktığımızda bazı uygulamalarla ilgili kişisel eleştiriler varsa da Ümeyyeoğullarından olan halifelere biat etmişlerdir. İslâm tarihinin ilk döneminden itibaren hilafet Kureyş için bir hak olarak görüldüğü için onlara karşı alternatif bir çıkış söz konusu olmamıştır.

Ashâb arasında Hz. Ali'nin tahkim görüşmelerine hakemini göndermesinden sonra ona karşı çıkan Haricîler ayrı bir imam seçerken bu imamların ciddi bir ağırlıkları olmadığı malumdur. Bunlar arasında Sahâbî arasından bilinen meşhur insanlardan kimse yoktur. Bazı Haricîler, adamları arasında Ashâb’ın saygın isimlerin bulunduğunu söyleseler de bilinen meşhur Sahâbîlerden onları destekleyen kimse yoktur. Bilakis Muâviye’den başlayarak son Sahâbînin vefat ettiği Hişâm b. Abdülmelik dönemine kadar iktidara gelen Ümeyyeoğullarını desteklemişlerdir.

Muhalif Tutum Takınanlar

Ashâb’ın bir kısmı, Hz. Osman'ın şehadeti ile başlayan süreçte tavrını Hz. Ali'nin muhaliflerinden yana koymayı tercih etmiştir. Bunlar arasında Hz. Peygamber'in sevgili eşi Hz. Âişe ile Zübeyr b. el-Avvâm’ı zikretmek gerekir. Mekke'de şekillenen ve Basra'da Hz. Ali ile savaşa tutuşan bu grubun dışında bir de Muâviye'ye destek olan bir grup da vardır. Bunların arasında ilk Müslümanlardan pek kimse yoksa da Amr b. el-Âs gibi Hudeybiye sonrasında Müslüman olup hicret edenler vardır. O halde Ashâb’ın bir kısmı iktidardan yana tavır koyarken bir kısmı halifeye muhalif olanlardan yana tavır koymuştur. Hatta Hz. Ali'ye karşı Cemel ve Sıffîn'de oluşan muhalefetin liderleri Sahâbeydi.

Siyasi Gelişmelerden Uzak Duranlar

Ashâb’ın bir kısmı Müslümanlar arasında ilk dönemlerde meydana gelen görüş ayrılıklarının ümmetin birliğini bozan bir fitne olduğunu savunarak iki tarafa da yandaş olmayı reddedip tarafsız kalmışlardır. Bunlar arasında en dikkat çekici isimlerden biri Sad b. Ebî Vakkâs'tır. İlk Müslümanlardan biri olan Sad, Hz. Ömer döneminde ve Hz. Osman'ın iktidarının ilk yıllarında daha aktif iken sonraki yıllarda yani fitne yıllarında inisiyatif üstlenmeyi reddetmiştir. Bu dönemde meydana gelen gelişmelerin, ümmetin birliğine zarar veren bir fitne olduğu kanaati sadece ona ait değildir. Bu görüşte olan başka birçok insan vardır.

Dönemin siyasal koşulları, beşerî özelliklerve hatta zaaflar, insanların siyasî tutum belirlemelerinde etkili olmuştur. Örneğin Kerbela sürecinde, gerek kişisel tercihler, gerekse gelişmelerin sonunun bilinmemesi Hz. Hüseyin ve ailesi ile diğer Ashâb’ın tutumunun farklı olmasına yol açmıştır. Buradaki tutum farklılığını ele alan İbn Haldun sorunu içtihat farkıyla izah etmeye çalışmıştır. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki siyasî tutum ve pozisyon belirlemede genellikle durum çok net değildir ya da pozisyon belirlemeyi etkileyen birçok etken vardır. Bunların etki oranları farklıdır ve önemleri insanlara göre değişir. En azından şunu rahatlıkla söylememiz mümkündür ki Ashâb dönemi siyasî gelişmeleri ve insanların tutum takınmaları hususundaki bakış açıları ile bugünkü bakış açımız çok farklıdır. Bu konularda buradan Ashâb adına konuşmak, doğru olmaz. Görevimiz, olguyu doğru tespit etmek ve anakronizme düşmeden yorumlamaktır.

Vuslat Dergisi, Sayı: 173

Alıntı - 04.12.2015

,

1530

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin