Asıl Vahşet Çağrısı?

Asıl Vahşet Çağrısı?

Asıl Vahşet Çağrısı?

15.07.2019 - Mustafa Atalay
Asıl Vahşet Çağrısı?

Tarihi gerçeklerin yerine algıların tek gerçek olarak üzerinde durulduğu mekân ve zeminlerde, yer yer hakiki fikirlerin ağırlığı kaldırılamamıştır. Böylesi dönemlerin sancıları, yazarlara, düşündüklerini farklı yöntemlerle anlatabilmenin sınırsız olabileceğini gösteren bir yol oluşturmuştur.

Kişiselleştirme boyutu da böyle bir serencamı takip ederek yazarların gönlüne yerleşmiş bir anlatım çeşididir. Kısaca insan dışındaki canlı/cansız varlıklara insan özelliği kazandırmak demektir. Elimizdeki eser de bunun bir nüvesidir.

Jack London (1876-1916) Kimdir?

1876 'da San Francisco'da doğmuştur. ABD'li gazeteci ve roman yazarıdır. Özellikle yerel kütüphanede kitap okuyarak kendi kendisini eğitmiştir. Bir süre denizcilik deneyimlerinden sonra Oakland'a döndü ve Oakland Lisesi'ne kaydoldu. Burada Aegis isimli okul dergisine birkaç yazısıyla katkıda bulunmuştur. Daha sonra umutsuzca Berkeley Üniversitesi'ne katılmayı istedi ve 1896 yılında yoğun bir yaz dönemi ders çalışmasından sonra başardı; fakat maddi zorluklar yüzünden 1897 yılında ayrılmak zorunda kaldı ve bu yüzden hiçbir zaman diploması olmadı.

1897'de London, kayınbiraderi James Shepard ile Klondayk Altın Avı'na katılmak üzere denizlere açıldı. İlk başarılı öykülerini de burada yazacak olan London için Klondayk dönemi sağlığı açısından pek de iyi gitmedi. Diğer birçok kişi gibi o da gıda eksikliğinden iskorbüt hastalığına yakalandı.

Jack London kariyeri boyunca defalarca intihalden suçlandı. Saldırıya açıktı, sırf dikkat çekici ve başarılı bir yazar olmasından değil çalışma yöntemleri nedeniyle de. Elwyn Hoffman'a yazdığı bir mektupta "ifade etme icat etmekten daha kolaydır." demiştir. Ayrıca öykü oluşturmak için gazete küpürlerindeki olayları kullanmıştır.

Vahşetin Çağrısı

Bir köpek ve hikâyesi ile ilgili üzerine defalarca söz söylenmiş bir eseri ele alıyorsanız, yeni bir şey söyleyecek sözünüzün de kısıtlı olması içten bile değildir. Bu gerçeklik ışığında eseri şu üç bölümde ele alabiliriz:

-Bir melez (Çoban köpeği- Sen Bernar) köpek Buck'un kendi doğasını bulma yolculuğu...

-Altın madeni arayan insanların ölüme yürüyen yolculuğu...

-Yaşam, ölüm ve tekrar yaşam üçlemesi...

Derinleştirirsek...

Jack London kendi deneyimlerini, eserine, bir metafor üzerinden sabitlemeyi deniyor.

İnsanın vahşiliği ile hayvanatın vahşiliği arasında doğanın değişen ritmini Buck üzerinden konumlandırıyor...

Buck güneyin sıcak esintisinin hakim olduğu evcillikte bir Yargıç’ın evinde kendisini kendisi olduğu için seven insanların içindeki bir köpektir. Bir gün zaman tersi yönünde akar ve kendisini para karşılığı kuzeyin soğuk ve vahşi yönünde bulur.

Hikaye işte bu soğuk ve vahşi topraklarda, hayatta kalabilmek için vahşi doğasına dönmek zorunda kalan bir köpeğin hikayesidir.

Önce bir devletin hâkimiyetinde çevre koşullarına vakıf olan Buck, yaşamın sertliğini tattığı ilk satış yerindeki kırmızı adamın sopasını hiç unutamaz. Ayakta kalmanın olmazsa olmaz şart olduğu bir iklimde, kimseye zarar vermeyen Buck büyük bir değişimle diğer köpekler üzerinde otoriter bir pozisyona doğru gelmiştir.

Devletin hâkimiyetinde uzun ve yorucu yolculuklarla birlikte güçleri azalan ekip kendisini bir anda yeni sahiplerinin elinde bulurlar. Bunlar hem köpekleri tanımayan hem de yolculuk bilincinden uzak insanlardır. Bunların elinde uzun bir süre hırpalandıktan sonra yolunun kesiştiği Thornton ile yeni bir kırılma yaşar.

Bundan sonra hayatını Thornton üzerinde kurgulayan Buck, onun iyiliği için her şeyi göze alan bir köpek olur. Ta ki o büyük vahşetin gerçekleşmesine kadar. Ve bu büyük vahşette kaybettiği Thornton İle birlikte kendi doğasına dönme imkanı bulur ve insanlarla bağı tamamen kopar.

Eserin Arka Planı?

Eser, evcil düşüncelerin şartlar değiştiğinde vahşileştiğini, hayatta kalmanın her türlü şeyden üstün olduğunu öğrenmenin, sevgi ve iyi niyet eksenindeki hazzı/hüznü ve böylece ikilemi oluşturmasını gösteriyor...

İnsanın yine insanı öldürecek kadar sınır tanımaz boyutuna karşı, hayvan bilincinin sadakat örnekliğini hatırlatıyor... Kısaca değişen inançlarımızı, tutku ve hayallerimizi değişen köpek sahipleri üzerinden anlatıyor...

Buck kendi doğasını bulduğunda rahat ve huzura eriyor... İnsanlıkla ilişkisi koptuğunda, özüne dönecek bir çağrıya bırakıyor ruhunu...

Ya biz insanlar...

Yeehatlar gibi vahşice kardeşlerimizin boğazına, hem de karnımızı doyurmak pahasına çökerken, bir boşluktan gelen gözü dönmüş vahşet çağrısını yaşamamız mı gerekiyor?

Bu çağrı bizi kendimizde yitirdiğimiz bir çağrı değil mi?

İnsan ancak kendisini yitirince mi varlığıyla yüzleşebiliyor?

Bu soruların cevabını bilmiyorum ama bildiğim tek şey, Jack London bunu felsefik bir kafayla yazmadıysa biz bunları boşuna mı düşünmüş olacağız?

Kim bilir, belki de asıl vahşet çağrısı budur!!!

Vahşetin Çağrısı

Jack London

İş Bankası Kültür Yayınları

108 Sayfa

Mustafa Atalay - 15.07.2019

,

336

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin