Aşina Yüzlerle - Ali Şeriati

Aşina Yüzlerle - Ali Şeriati

Aşina Yüzlerle - Ali Şeriati

31.01.2011 - Esra Şen
Aşina Yüzlerle - Ali Şeriati
Ali Şeriati’nin Aşina Yüzlerle adlı kitabı ailesine ve dostlarına yazdığı mektupların bir derlemesidir.Bu sebeple kitabın içeriği oldukça şümullü diyebiliriz.Farklı zamanlarda ve farklı şartlarda kaleme alınmış bu mektuplar genel manada dini hassasiyetlerin irdelendiği satırlardan oluşmakta.Ayrıca kitabın her sayfasında tenefüs ettiğimiz “sorumluluk bilinci” Şeriati’nin hakiki davaya “DAVA” dediğinide gözler önüne sermekte.

Rahatsız olduğu toplumsal problemlere,dünyanın duyarsızlığına,fiiliyatsız ve şuursuz İslâmi topluluklara veryansınlarını okurken onurlu ve duyarlı bir aydının nasıl olması gerektiğine dair düşünceler etrafınızı saracak.

Şeriati’nin deyimiyle kalem sahibi bir aydın “sözünü doğru söylerse ve doğru söz söylerse;artık söz söylemiş olmaz amel etmiş olur” İşte bu söz bir ömür boyunca savunduğu fikirler ve söylediği sözlerin yükünü taşıyan,eleştirilen,ötekileştirilen hatta sürgüne gönderilen Şeriati’nin hayat felsefesini aşina etmiştir bizlere.

Kaldı ki bir insan ömrümün bir çok döneminde eşinden çocuğuna, babasından dostlarına yazdığı her mektupta bir sorumluluk bilinci sergiliyorsa,inançlarının özgürlüğü için kendi tutsaklığını seçebiliyorsa bu zaten onun “yazmayı amel edindiğini” göstermektedir.

İslam’ın hakim olduğu bir toplum için birilerinin anlatması gerek diyor Şeriati ve bir çok dostunun aksine bir güne bir kaç gün sığdırarak, ne kadar zamanı olduğunu bilmemenin telaşesiyle muttasıl bir çaba içerisinde geçiriyor ömrünü.Bu yükünün ağırlığı ile ezilmek korkusuyla yok olmak yerine,ağırlığın altında ezilerek yok olmayı tercih etmiş bir hayatın ceremesi.

Şeriati’nin mektuplarında bâriz iki özellik var.

Bunlardan biri onun uzaktan da olsa etrafında ki insanlara sürekli bir güç takviyesi yapmasıdır.Hatta bazen kendinde olmayan gücü onlarda görme isteğini dillendirdiğini görüyoruz.Yılmadan,vazgeçmeden savunulması gereken doğruların ardından da öksüz kalmamasını istiyor ve buna zemin hazırlıyor.

Bir diğeri ise onun ideolojik anlamdaki netliği.Bu kitap zaten Şeriati’nin diğer kitaplarına nazaran çok daha ideolojik bir kitap.Yani bir şeyleri anlatmaktan ziyade bir şeyleri anlatmayı anlatıyor.”Söz söylemenin gücünü/güçlüğünü/sorumluluğunu ve gerekliliğini” anlatıyor. Dolayısıyla Ali Şeriati’nin bu netlik uğruna nelerden vazgeçtiğine,eşine ve çocuklarına zaman ayıramamaktan tutunda,etrafında kimse kalmayacak kadar dostları(!) tarafından yalnızlaştırıldığına şahit oluyorsunuz.
İdeolojide netlik belkide bu anlama geliyor.Kimi zaman kendisine hem taassup ehli Şii dünyasından hemde seküler batı dünyasından yöneltilen eleştirilere (hatta karalama kampanyalarına) bir kalemde cevap verirken.Kimi zaman üstâdım dediği babasını dahi sorguluyor.

Kitaptaki mektuplarında yansıttığı gibi Şeriati batının da doğunun da kabullenemediği bir şahsiyet!
Bu yüzden kör bir döngüye kapılmış Şii dünyasıylada İslam karşıtı batı dünyasıylada arasına büyük mesafeler koymuş.Hatta kitabın bâzı bölümlerinde Sünni câmianında hoşlanmıyacağı şeylerle karşılaştım.Şeriati her ne kadarda klasik Şii ekolünden uzak olsada kimi itikadi farklılıklar göze çarpıyor.Lakin bizim okuyucu olarak değerlendirmemiz gerekenin şu olduğunu düşünüyorum. Ali Şeriati İslam davasını kendisine “derd” edinmiş ve kalemini kılıç bilip cihad etmiş bir önder.İnandıklarını savunmayanlara bu yüzden düşman! Bildiklerini söylemeyenlere bu yüzden kızgın!
Uslûbu ve fikirlerinin etkisi ise tartışılamaz.
Şimdi biz tüm bunların bilincindeyken ve inancı ile uzaktan yakından hiç bir ilgimiz olmadığı halde batı menşei yazarların fikirlerini dahi göğsümüzü gere gere dillendirirken Şeriati gibi bir ummandan yararlanmamak insanlığın kendi aydınlığına indirdiği perdelerden biridir sanıyorum.
Zaten insan okuduğunu akıl süzgecinden geçiremiyorsa hakiki bir okuyucu değil, sadece katılımcıdır.
Bu katılımcı bir kitap süresince bir yazara katılmış ve okuduklarını olduğu gibi bünyesine almıştır.
Oysaki okumak taklidi bir anlayışı değil tahkiki bir anlayışı geliştirmek için vardır.
Bu pradoksa düşmeden elimize aldığımız her sâife emin olun bize şuur olarak geri dönecektir.

Aşina Yüzlerle kitabından ne beklemeliyiz sorusunu yanıtlayacak olursak.
Bir çok konuda düşünmek için iç dünyanıza kapılar açıldığına şahit olacaksınız.Bazen bir “kavram”ın derinliğine dalarkan bazen “insanın mı çevreyi yoksa çevrenin mi insanı şekillendirdiği gerçektir!” sorusunu müzâkere ederken bulacaksınız kendinizi.
Ve tüm sorular tek bir yola çıkacak…
Tüm cevaplar aynı şeyi dillendirecek…
Zihninizin törpülenmiş sosyal kısımları sivrilmeye/kuytuda köşede bıraktığınız sorumluluklarınız günyüzüne çıkmaya başlıyacak.

Bir vicdanın,hemde sürdüğü bilinçli hayatın getirileriyle çokça rahat olmasını bekliyeceğiniz bir vicdanın rahatsızlıkları dönüp dolaşacak sizin rahatsızlığınız olacak! Esra Şen - 31.01.2011

,

2716

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin