Asumanlaşma Akımı

Asumanlaşma Akımı

Asumanlaşma Akımı

22.08.2016 - Gülnaz Eliaçık
Asumanlaşma Akımı

Gel Asuman, otur şöyle karşıma. İki lafın belini kıralım. Ben anlarım seni belki, anlat. Formüllediğin tüm matematik problemleri, koşturduğun okul koridorları, girip çıktığın sınavlar, işsizliğin ve belki biraz kimsesizliğin tanıdık gelir. Hadi diyelim ben tanımadım, okuyanlardan tanıyan çıkar elbet seni. Biraz Ayşe’ye benziyorsun, biraz komşu kızı Feride’ye, biraz bana. Hatunluğunu unutacak olursak az ileride mülakattan mülakata koşan Özgür’e ya da her bayram evliliği, ataması, okuduğu kitapları sorulan Veli’ye… Yani çok içimizdensin Asuman, öyle böyle değil hani! Şimdi seninle ontolojik bir mevzunun ortasına düşebilir, o su birikintisi üzerimize sıçramasın diye, neredeyse ayaklarımızı omzumuza alıp yürüme sanatını icra etmek derdindeyken, doksan dokuz model bir Brodway’in çamur banyosunda bulabiliriz kendimizi. Sövülecek yerle övülecek yeri karıştırıp sonra aklımıza hanım efendiliğimizi getirip, dilimizi mühürleyebiliriz…

Evet, Asuman’la her şey yapılabilir aslında. Hani kaba tabirle tarif edecek olursak çok kafa kız şu Asuman. Bülent Ata kaleminden Erdem yayınları etiketiyle hayatımıza girdi. Somurtkan bir yüze bile tebessümün âlâsını bırakabilir ve siz “Aaa bende gamze de varmış meğer” diyebilirsiniz. Ya da benim gibi bir otobüs yolculuğunda dişlerinizi sıka sıka gülebilirsiniz. Yolcular muhtemelen kaçık olduğunuza dair senaryolarını, kafalarında hazır etmişlerdir. Biraz meraklıları eğilip ne okuduğunuza dair bir spoiler peşine düşmüştür. Sormaya çekinir bizim insanımız. Sorularla aramız -işimize gelmeyen konularda- iyi değil bence Türk toplumu olarak. Olsun, en azından merak duygumuzu muhafaza ediyoruz! Komşu kızını dert edindiğimiz kadar, kendi hayatımızdaki eksikleri merak etmesek de birini deli gibi güldüren bir kitaba dair ilgimiz, istenilen düzeye yakın derecede iyi!

Yoksa Siz de Asumanlaştırdıklarımızdan mısınız?

Asuman, bahtsız bir bedevinin çölde gördüğü serapla bile göz göze gelemeyen bir şanssız. Önce annesi tutuyor yakasından, tavuğu Çilli’ye gösterdiği özeni Asuman’ın ruhuna gösteremiyor bence,kızının başını etini yiyen annegillerden bir tür olarak göz göze geliyoruz hanım teyzeyleve ardından kulaklarımda bir paylama senfonisi duyuyorum:

-Dur kızım, dur! Öyle okuyup yazması kolay, Bülent Bey’de Çilli’me üç cümlede bir laf etti zaten ne kızımı ne Çilli mi yedirmem size, amma yazarken hakkaniyetten ayrılmayın azıcık! Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik, okuttuk eee daha ne yapalım biz, hadi söyle! Duyamadım ne, ne? Sevemedik mi? Sevmeyip kapıya mı attık biz Asuman’ı yapma allasen! “… İş desen yok, ha bire sınava gir çık gir çık. Evlen desek evlenmez görücüleri kapıdan kovmalar. Kursa git, ebru öğren, kursa git minyatür öğren, rejim yap, kilo ver, ot yiye yiye kendi minyatür oldu.”1 Haberi yok, Asuman’ı normalleştirme çabaları içerisindeyim ben anne olarak, siz oradan hariçten gazel okumaya devam edin bakalım!

Normalleşme mi? Affedersiniz sayın okur, hanım teyze ile kitapta da yıldızlarımızın pek barışamadığı doğru, haliyle kafasını uzatma ihtiyacı hissetti kelimeler arasından, mani olamadım. Pek tabi okurun da bir kitap üzerinde kahramanlara kendini savunma hakkı tanıması gerekiyor. En azından Asuman’ı okurken karakterlerin pençesinden kurtulamadığımız aşikâr. Görüyorsunuz ya çat kapı gelen görücü kadınlar gibi pat diye yazının ortasına dalabiliyor herhangi biri!

Bülent Ata’da yazarken bu durumun farkında olduğundan, tüm kitap bir klasiğin dışında tamamıyla karşılıklı diyaloglardan meydana gelmiş. Akıcılığı bu şekilde yakalamış. Bu durum kitabın sonlarına doğru yazara irtifa kaybettirse de Asuman’ın nazar boncuğu niyetine saklayabiliriz.

Toplumsal bağlamda Asuman’ı ele alacak olursak klasik bir “bize benzemeyen bizden değildir.” Lakırdısını ortaya atabiliriz. Farklı olana uzaklığımız ya da kabullenmiş gibi görünme çabalarımızla örttüğümüz isteksizliğimiz, ön yargılarımızın bir sonucu. Asuman kendini yetiştirmeye çalışmış, öğrenmeye meraklı bir kız ama tüm bunların yanında gelenekçi bir tavrı var kesinlikle. Henüz başını örtemese de namaza uzak değil. Bir aile sıcaklığına uzak değil. El öpmeyi, misafirliği, komşuluk duygularını ötelemiş bir entelektüel hanım kızyok karşımızda. Ancak toplumda özellikle taşra kesimlerde, yer yer hâlâ okumuş kız korkaklığı mevcuttur. Asuman bir taşra parodisi olmasa da metropollerintaşralaştığıyerdeAsumanlaşan kızlara fazlası ile rastlamak mümkündür. Hanımlar bugün beylerden daha fazla kalbini, aklını ve ruhunu yoruyor. Ya da bu yorgunluğu fazla ortada yaşadıkları için böyle gözüküyor en azından. Örneğin Asuman gibilere her erkek talip olamaz. Çokbilmiş kadın sevilmez toplumda,hâlbuki komplekslerinden sıyrılan erkek tarafının, ılımlı yaklaşımı esasında çok bilinen bir şey olmadığını ortaya koyar. Mesele karşılıklı ritimlerin ve elbette kisosyo kültürel meselelerin benzer uyumudur. Bazen çok farklı görünen ailelerde bile yüksek bir uyum seviyesi yakalanabilir. Bu nedenle ben toplumda Asumanlaşan kadın yüzdesini önemsiyorum açıkçası. Bir kadın tümüyle kendini yetiştirme çabası içerisindeyken geleneksel bağlarını koparmadan yeni düğümler atabilir hayatına. Bir kadının attığı düğüm gemici düğümüdür ve yalnızca kendisi çözebilir bunu.

Realist ve kariyerist kadının mantıksal iz düşümü toplumda mesleki kavramların öne çıkması ile daha popüler oldu şüphesiz. Ancak Asuman’ı pek tabi minibüs Şoförü Talip’e ilgi duyarken okuyabiliyoruz. Talip’in Asuman’dan kaçar tavırları, Asuman’ın kaçanı kovalayışı mizah duygusunun kitaba kıvam kattığı bölümler şüphesiz. Talip’in de aslında göründüğü gibi olmadığını kitabın sonlarına doğru kavrıyorsunuz. Burada da toplumsal erkek modeline vurgular var yer yer.

Sıkıştığı yaşamsal sorunlarla Talipleşen erkek modeli ile Asumanlaşan kadın modelinin uyumsuz uyumunu kitapta keyifle okuyacağınıza eminim.

Çok beğenilirse devamını yazacaklarmış!

Bülent Ata’nın deli kızı Asuman hanenizin bir bireyi gibi konuşacak sizinle hiç şüphesiz. Onu seveceksiniz, güleceksiniz ama daha çok anlamaya çalışacaksınız. Aile bireylerinin hayatını merak edecek, abileriyle olan bağını, psikoloğu Jale Hanım’a iç döküşlerini kimi zaman gülerek kimi zaman içlenerek dinlerken kendinizi Jale Hanım’ın yerine koyacaksınız. Talip’in ailesi ile olan macerasını okurken Âh Asuman sen nasıl bir hanım kızımızdın öyle diye iç geçireceksiniz!

Bülent Ata okuru güneşte bırakmayıp diyaloglarla ördüğü bu kurguda gölgeliği eksik etmiyor bizden. Ucu açık bir sonla bitiriyor kitabı bu da çok beğenilirse devamı yazılır mesajını veriyor okura. Asuman’ın Talipleşebildiği bir ikinci kitap okumayı arzu ediyor gönül kesinlikle. Taliplerinin başına düzenli olarak açmadığı iş kalmayan Asuman’ın sakarlığını, ya da gelin biz şansızlık diyelim buna, okurken gülsem mi ağlasam mı diye düşündüğünüz yerlerde şu cümle gelecek aklınıza: Bazıları çeker; acıyı, hüznü, mutluluğu, belayı…

Bu arada Asuman’ın, 1997 yılında çekilen ve okutulmamış ama kendini eğitmiş bir ev kızını anlatan, senaryosu Ali Atalay’ın kaleminden çıkmış Sıdıka dizine epeyce benzer yanları olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Bülent Ata komşu kızlardan ilham almamışsa, kendisinin mesleki olarak tv ile alakalı yönünün bu konuda ilham olabileceği gerçeği de ortada. Yani bu kitapta doksanların ev kızı modeli,yerini iki binlerin üniversiteli entelektüel kız modeline bırakmakta ama sanılanın aksine bazı gerçeklerle örülmüş bir model olarak önümüzde durmakta.

Son olarak Asuman demişken:

-Müsaadenizle adımın anıldığı yerde bitme gibi bir özelliğimde var, bilmem Bülent Bey söyledi mi size. Okudunuz, güldünüz kimi zaman üzüldünüz belki halime. İnsanlarda iyi niyetli bir acıma düğmesi var ben gibileri görünce otomatik olarak elleri o düğmeye gidiyor. Herkes yüzüme şu hayatta çok zor şeyler istiyormuşum da ondan hiçbir şey olmuyormuş gibi bakıyor. Hâlbuki öyle değil, hiç öyle değil hem de! “…Neden kimse beni kebapçıya götürmez? Neden salep içmeye gidemeyiz? Neden instagram profilinde sevdiğim bir oğlanın silueti gözükmez? Facebook’ta ilişki durumum neden hiç değişmez? Akşam kafede oturup nargile içerken, omuzuma şal getirecek bir garson olmasın. “Benimki” olsun ve öyle uzatmadan da evlenelim. Kendi evim olsun, kira olsa da olur. Kendi Çilli’im olsun. Allah’ım bunları mı istiyorum ben? Hayır ya, istiyor olamam. İstiyor olamam değil mi?” 2

-Bence istiyorsun Asuman’cığım, gerçekler acıdır ama seni okurken gördüğüm en gerçek şey Taliplenmek istediğindir!

1-Asuman Bir Deli Kız Erdem Yayınları Syf.8

2-Asuman Bir Deli Kız Erdem Yayınları Syf.37

Not: Bu yazı Ayraç dergisinin 81. Sayısında yayımlanmıştır.

Asuman Bir Deli Kız

Bülent Ata

Erdem Yayınları

110 sayfa

Gülnaz Eliaçık - 22.08.2016

,

1952

Gülnaz Eliaçık Hakkında

Gülnaz Eliaçık
1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'
Yorumlar
  • Mustafa 2016.09.17 01:54

    :) Kitaba göre tanıtım yazısı yazılmış. Çok güzeldi, eseri tanırken eserin sizdeki dilsel ve tasarımsal yansımalarını da görmüş bulunduk. Gülmeye ne çok ihtiyacımız var... Bu arada 99 model yerine 93 orta kasa bir brodway ile çamura boyanmak benim için daha bir trajikomik olurdu :)

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin