“AUSGANG” YOLUNDA SERKAN TÜRK PORTRESİ

“AUSGANG” YOLUNDA SERKAN TÜRK PORTRESİ

“AUSGANG” YOLUNDA SERKAN TÜRK PORTRESİ

05.05.2021 - Tuba Yavuz
“AUSGANG” YOLUNDA SERKAN TÜRK PORTRESİ

İki kapılı bir handı Veysel için dünya. Doğup, konup göçeceğimiz. Her şey oldukça sade ve muazzam bir düzen içindeydi ama insan eli kurcaladı toprağı, karıştırdı düzeni, bulandırdı suları. Sadeliği karmaşaya çevirdi, nizamı kaosa. Başımız döndü. Kaybolduk. Bulamadıkça daha da kaybolduk. Kimi aramaya adadı kendini, kimi pes etti, kimi farkına bile varmadı kaybolduğunun. Ama her insan aynı gemide aynı yere giderken aynı göğe bakıyordu başka suretlerde. Serkan Türk de bizlere aynı gemideki farklı suretlerin kayboluşunu anlatmış Ausgang’da.

Almanca “çıkış” manasına gelen Ausgang, bir şekilde kaybolup çıkışı arayan insanın katmanlı macerasının romanı. Hani insan toprağı kazdıkça türlü güzellikler keşfeder ya, sonunda suyu bulur da oh be, der serinler Ausgang’da her katmanında türlü hayatların gizlendiği ve sonunda bir yudum suyun ferahlığını hissettiğiniz bir eser. Romanın başından sonuna kadar çıkışı (ausgangı) arayan farklı kahramanların sesleri duyulurken fonda bir televizyon programında babasını arayan Hacer’in yer yer ortaya çıkışıyla “ausgang” sözcüğü bir leitmotif halini alır.

Daha evvel hikâye ve şiirleri ile tanıdığımız Serkan Türk’ün ilk romanı Ausgang. İlk romanlar, ilk şiirler, ilk öyküler belki de en çok yazarlarını yansıtanlardır. Bu hayata dair denecek ne varsa orada saçılır satırlara. Neil Gaiman Fahrenheit 451’in sunuşunda ”Bir öykü pek çok şeyle ilgilidir. Yazarla ilgilidir; yazarın gördüğü, uğraştığı ve içinde yaşadığı dünya ile ilgilidir; seçilen sözcüklerle ve bu sözcüklerin kullanım tarzıyla ilgilidir.” der. Roman kurgusunun şekli, hikâyenin buğulu atmosferi, seçilen sözcükler, işlenen tema ve daha pek çok veri bir romandan hareketle yazarını anlamaya yardımcıdır şüphesiz. Biz de bundan hareketle Ausgang romanı ekseninde bir Serkan Türk portresi çizmeye çalışacağız.

Çıkış-tezatlık-suskunluk-yalnızlık

Romanın iki paralel kahramanı var. Hami Pazarlı ve Ermeni Onnik Efendi. İki farklı hayatın yazarımız tarafından birbiriyle özdeşim kurulması romanın ana çıtasını oluşturmuş. Eser, Hami Pazarlı’nın Ermeni Onnik’in günlüklerini okuması ile geçmiş zamana ve kendi yaşadıklarını anlattığı bölümlerle şimdiki zamana geçişler yapar. Çift başlı olarak ilerler roman. Onnik’in günlüklerinin işlendiği bölümlerde “ben” dili, ana kahramanımız Hami Pazarlı’da ise “sen” dili hâkimdir. Geriye dönüş, ileri gidiş ve güncel zamanlarla çok boyutlu bir zaman grafiği çizilen romanda bu sayede, kahramanların geçmiş-şimdi-gelecek hâllerini daha iyi çözümlemesine de imkân tanınmış. Romanı oluşturan pek çok seçim esasen bize yazarımız hakkında da ipuçları veriyor. Bu çift kahramanlı ve çift anlatıcılı tercih Serkan Türk’ün bir yanı genç, bir yanı ihtiyar, bir yanı durgun bir yanı coşkulu, bir yanı kentli bir yanı ağaçlara hasret ruhunun da tezahürü.

Az konuşan ama çok konuşmayı gerektiren işlerde gördüğümüz Serkan Türk radyo ve televizyon programcılığı da yapmaktadır. Ruhundaki tezatlık mısralarına, öykülerine ve romanına da sirayet etmiş ve onu edebi bakımdan beslemiştir. Bu tezatlık zamanla suskunluğa dönmüştür Türk’te.

“Her şey gevezeliğe çıkıyorsa dünyada, susmalı”(s.138)

Suskunluğun, hele hele idraki yüksek birinin bakışıyla yaşanan suskunluğun, neticesi elbette yalnızlık olacaktır. Romandaki Hami Pazarlı’nın bu yalnız zamanlarında Serkan Türk’e döndüğüne de sıkça rastlayacağız. Bazen kendini “buz kütlesinin üstüne bırakılmış kadar yalnız hisseder.”(s45) ve “Gözlerini sana dikmiş herhangi birinin içindekileri göreceğinden endişe duyarak oradan uzaklaşıyordun.”(s.46) der ve uzaklaşır.

Serkan Türk her şeyden evvel şairdir, hayır Serkan Türk en önce radyocudur, yok Serkan Türk kesinlikle öykücüdür, iyi de Serkan Türk editördür, olmadı… Hangisi yanlış derseniz hepsi doğru. Farklı işlerle farklı insanlar tanımak, çok dünyaya dokunmak, çok okumak, çok gezmek ve hep gitmek… Kimi zaman ait olamamak, kimi zaman iyi ki dönecek bir evim var, demek. Yol ve yürümek Ausgang’da sıklıkla karşımıza çıkar. Bazen Hami Pazarlı yürür bazen Onnik Efendi ama en çok da Serkan Türk’e “iyi gelir yürümek”(s.34).

Hep gitmek arzusu taşır kahramanlarımız: ”Aklında, yüreğinde, içinde hep bir gitme dürtüsü. Bir bulut gibi havaya karışıp sonra toprağa sızmak”(s.87)

Tabiat ve Serkan Türk

Bu çağda insan tabiatın hâkimi midir yoksa parçası mı? Tabiata hükmetmeye heves edenlerin hüsranı ile tabiatın parçası olduğunu kabul edenlerin teslimiyeti de beşerin zafiyet hallerindendir şüphesiz. Serkan Türk’ün öykülerinde, şiirlerinde ve Ausgang’da da hemen ilk dikkat çeken unsur tabiattır. Trabzonludur. Yağmuru, rüzgârı, ağaçları sevmesi bundandır belki. Yazarımız tabiatla hep birlikte yürür, kapalı mekânların değil ormanların, rüzgârların, denizlerin havası sezilir roman atmosferinde de. Hami Pazarlı içindeki sıkıntılardan kurtulmak için Ada’ya kaçar. Kaçmaktan ziyade kendi çıkışını Ada’da arar. Onnik Efendi ise sıklıkla parklarda görünür. Evlere, binalara, betonlara tahammülü yoktur Serkan Türk’ün. Toprak insanıdır, yeşilin tonlarıdır huzurun rengi onda. Romandaki her kahraman tabiatla özdeşim kurar. Bu özdeşim( einfühlung) sadece empati değil psikolojik bir var olma hâli olarak karşımıza çıkar. Tabiatın bir parçası olarak görür kendini. Kimi zaman bir balık, bazen rüzgâr, kimi zaman da bir ağaç oluverir kahramanlar. Bu tabiat sevgisinden öte tabiatı fark etme, bilme ve anlama noktasıdır. Yaşanılan coğrafyanın şüphesiz insan ruhuna etkisi çoktur. Karadeniz’in yeşilliği, sularının dalgalı maviliği, rüzgârının sertliği, yağmurunun coşkusu Serkan Türk’ün bazen bir mısrasında bazen bir öykü kahramanında kendine yer bulur. Ausgang’da da sıkça bu özdeşimle karşılaşırız:

“Bir ağaç sıkılır mı yaşamaktan? Dalına konacak kuş yoksa sıkılır.”(s.80)

“Nedir kuzum senin bu ağaçlarla yakınlığın, diyor sana arkadaşın. Onlar benim yeryüzündeki tek gerçek akrabalarım, diyorsun”(s.161)

“Köpekle senin hikâyen birbirine benziyor.”(s.17)

Serkan Türk hayatın tanımını da manasını da yine tabiatta bulur:

“Hayat başka neydi ki, diye düşündün. Kumsala çarpıp geri çekilen dalga, yaprakları silkeleyen rüzgâr, biberleri kurutan güneş, bardağa dolan su, gözün gördüğü, yüreğin ışıdığı bir yüz.”(s.173)

Kırmadan, Dökmeden Anlatmak

Coğrafya kader midir, değil midir; tartışıladursun, Anadolu coğrafyasının kederleri bellidir. Çok uluslu bir imparatorluğun minik torunu ülkemizde Kürtler, Ermeniler, Batı Trakya Türkleri, öldürülen kadınlar, çocuk gelinler, işsizlik ve dahi pek çok mesele gündemden düşmemiş, yazılmış, konuşulmuş, anlatılmış ve dinlenmiştir. Ausgang da tüm bu çıkmazların romanıdır. Gözümüze sokmadan, budur doğru diye dayatmadan, incitmeden ama hüzünlü ve çokça kederli bir Türkiye panoraması çizer Serkan Türk. Cumartesi annelerinden sokak dilencilerine, azınlık psikolojisinden, bombalanan güneydoğu sınırlarına dek pek çok mevzu masaya yatırılmadan ince bir ruhla hissettirilir. Serkan Türk tarafsız değildir, taraf olur, kimi haklı gördüğünü okura sezdirir ama söylemez. Metni iyi okuyanların Serkan Türk’ü satır aralarından yakalaması kolaydır.

Hüzünlü Teşbihlerle Şair Serkan Türk

Romanın başından sonuna dek nemli bir hava hisseder okur. Ağlamak değil ama gülmek hiç değildir okurun yüz ifadesi. Durmuş, susmuş ve hisseden bir halde bırakır sizi roman. Hem anlatılan bu meseleler hem iki farklı insanın ruh hâlleri içinize ağırlık çöktürür. İçlenir, durgunlaşırsınız. Son dönem romanlarında sıklıkla karşılaştığımız zekâ oyunlarına, söz cambazlığına, karmaşık olay örgüsüne, avangart tavırlara rastlanmaz bu romanda. İçindeki tüm ”incinmişlik hâlini”(s.120) tabiatla harmanlayıp duru, net ama hisli bir üslupla anlatır “gönlü nemli”(s.18 )yazarımız.

Ausgang’da benzetmelere çok yer verilmiştir. Roman yazarından bu kadar benzetme kullanması beklenmez ama şair bir romancının elbette zaman zaman şiirli tavrı sızmıştır satırlarına:

“Ölüm sözcüğü bir kurşun sekmişçesine kulağında çınlıyor.”(s.20)

“Gözlerindeki o iki siyah kuyuyu görüyorsun…”(s.69)

“Biz çorabı delik misafir çocukları gibi hep mahcup ve utangaçtık.”(s.116)

Nemli bir havada ormanda çıplak ayak yürümek ne hissettiririr ki insana? Birazdan sağanak bastıracak ve koca ormanda gök gürültüsüyle kalakalacağım korkusu mu, mis gibi içimize kadar huzuru taşıyan oksijenin mutluluğu mu, tabiatın insanın bu dünyaya aidiyetini hatırlatmasıyla oluşan tedirginliği mi, ayağına değen taşlarla kesilen derisinin sızısını mı? Bir İnsan nemli bir havada çıplak ayakla yürürken “çok insana” dönüşür. Korkak, acılı, aciz, huzurlu… İnsanlığın pek çok hali zuhur ediverir tek bedende. İşte Ausgang’ı okuyanın yaşadığı da budur. Bu roman Karadeniz’in yeşilini değil toprağın kahverengi tonunu sürer gönlümüze.

Serkan Türk

Ausgang

Yitik Ülke Yayınları

2. Baskı Temmuz 2020, İstanbul

190 sayfa

Tuba Yavuz - 05.05.2021

,

717

Tuba Yavuz Hakkında

Tuba Yavuz

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Yorumlar
  • Sedat Sayın 2021.05.10 17:45

    Eserin değerlendirilmesi içten, akademik dil ile sanatsal dil titiz bir incelikle ic içe gecerek verilmis. Hem esere hem de bu tanitim yazisini yazanin metinlerine okuru isteklendiriyor. Tebrik ediyorum Tuba Yavuz ve eserin sahibi Serkan Türk 'ü...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin