AYKAĞAN YÜCE ŞİİRİ ÜZERİNE

AYKAĞAN YÜCE ŞİİRİ ÜZERİNE

AYKAĞAN YÜCE ŞİİRİ ÜZERİNE

20.08.2021 - Ethem Erdoğan
AYKAĞAN YÜCE ŞİİRİ ÜZERİNE

Giriş

Bir sanatçıyı / şairi yazmaya-üretmeye, yaratıcılığa yönlendiren, onun hareket ve davranışlarını başlatan içsel güç, üzerinde durulmayı her zaman hak etmiştir. Onun eylemlilik haline ya da bu eylemlilik halini yansıtan davranışına enerji sağlayan, içindeki ve çevresindeki güç, hatta onu zorlayan şey üzerine çokça fikir ileri sürülmüştür. Sahi nedir? “Yazmasam deli olacaktım” (S. Faik) ya da “Behey yunus sana söyleme derler / Ya ben öleyim mi söylemeyince” ifadelerinin esbab-ı mucibesi nedir? Elbette bu kadar değildir mesele. Bir de sanatçıya / şaire, bu yaratıcı eylemliliği için yardım eden faktörler olmalıdır. Bunlardan biri örneğin sanatsal üretim sırasındaki içsel yaşantı durumlarının nasıl olduğudur.

Bazı sanatçıların kendi düşünce ve duygularına ait açıklamaları ve onlara ait bazı bilgiler yolumuzu aydınlatır. Burada sözünü ettiğimiz aydınlatma, bir şiirin anahtarına ulaşmak anlamını içermektedir. Modern psikolojide bir durum var; bildiğiniz en küçük bir bilgi kırıntısından yola çıkarak, bilmediğiniz ama çözmek istediğiniz fenomene doğru yolculuk yapabilirsiniz. Mesela Aykağan Yüce’nin şiirine giriş yaparken, onun hayatına dair, etkilenimlerine dair bazı cümlelere ihtiyaç vardır. Bu cümleden olmak üzere Yedi İklim dergisinde kendisiyle yapılan mülakattan şu alıntıyı yapalım: “Bir dize bütün hayatınızı etkileyebiliyor ya da bir şair size bir kapı aralayabiliyor. Açıkçası şiirin beni diri kılan bir tarafı olduğunu söyleyebilirim. Bunu şunun için söylüyorum. Şiirsel anlam dünyam genişledikçe hayatının anlam dünyası da değişiyor. Şiirin hayatla ve insanla olan bağının güçlü filizleri sizi bir anlamda başka noktalara götürüyor”. (Yüce, AYKAĞAN YÜCE İLE “KİRALIK EV” KİTABI ÜZERİNE…, 2021). Alıntıdan anlaşılacağı üzere şairi “diri tutan” bir gerçekliktir belki onun eylemlilik haline ya da bu eylemlilik halini yansıtan davranışına enerji sağlayan, hatta onu zorlayan güç. Belki de yalnızca bir tanesidir.

Yaratıcılık üzerine düşündüğümüzde aklımızın sürat ettiği şey öncelikli olarak yetenek oluyor. Yaratıcılık, yeni ve bir şekilde değerli bir şey oluşturma olgusudur. Yetenek ise bir şeyi anlama, yapabilme ya da bir etkiyi alabilme yeterliliği. Bu kapsamda her yeteneğin geliştirebilir olduğunu da biliriz. Üstad Sezai Karakoç’un şu cümlesini de hatırlatalım: “Sanat eseri, yaratışın taklididir, yaratılanın değil.” (Karakoç, 1997). Dolayısıyla yeteneğin yukarıda verdiğimiz anlamı çerçevesinde yaratıcılıkla mezc edilmesi gerekir. Biz bu sentez cümleyi kurarken Rollo May’dan “cesareti” almak durumundayız. İnsandaki cesaret buradaki anlamıyla korkaklıkla karşıt anlamlı değildir. May’a göre cesaret; “erdemlerin ve değerlerin altında yatan ve onlara gerçeklik kazandıran temeldir. Aynı zamanda cesaret insan varlığının değişimi ve gelişimi için önemli bir unsurdur”. Yazar insandaki cesaret türlerini de şöyle sınıflandırmaktadır: fiziksel, moral ve toplumsal cesaret... Fiziksel cesaret, duyarlılığın gelişmesi için kullanılmaktadır. Moral cesaret insanın içinde barındırdığı duyarlılığı diğer insanlarla birleştirmesi, toplumsal cesaret ise insanlarla ilişki kurma yetisi olarak tanımlanmaktadır. (May, 2019). Yaratıcılık için yetenek gerekli hatta elzemdir ancak sadece yetenek yaratıcılık için elbette yeterli değildir. Motivasyon, eğitim, fırsat gibi faktörler de lazımdır. Yaratıcılıkla bütünleşmiş ya da yaratıcılığa katkısı olan kişilik özelliklerinden de söz etmek gerekir. Araştırma, ego ve esneklik gibi.

Aykağan Yüce Şiiri

“Şairler hiçbir çağda, metafiziğe yabancı, fizikötesinden vareste olmadılar.../.. Son çağ şiirimiz de, mistik yaşantı ve metafizik arayışı büsbütün yabancı kalmamış, nice güzel örnekler, bu şiir geleneğini büsbütün kaybolmaktan korumuştur” (Karakoç, 1997). Üstadın bu cümleleriyle birlikte, Aykağan Yüce şiirinde yaratıcılık ve metafiziğin bütünleşik olarak izlerine bakmaya çalışacağız.

Aykağan Yüce’nin “Kiralık Oturduğumuz Ev” (Yüce, 2020) kitabı Çıra Yayınlarından 2020 yılı sonlarında çıktı. İki bölüm ve otuz şiirden oluşuyor kitap. Arka kapakta kitaba ad olan şiirden birim var, ön kapakta ise bir ev resmi. Şiiri okuduğumda kiralık oturulan evin bir imge olarak seçildiği, ruhun geçici mekânı olan beden için kullanıldığını anlıyoruz. Ancak kira bedelinden bahsedilmiyor. Belki de benim dikkatimden kaçmıştır, ancak dikkatten kaçan diğer bir husus kapak tasarımında “ev” kelimesinin somut düşünülmüş olması.

Şiirlerde dikkat çekici şekilde ve birbirine geçmiş / mezc olmuş halde; modern yaşam eleştirisi, dünya sosyopolitiği, inançlar, bazı spor dalları, müzik, varlık, nesne vb. izleksel anlatımlara rastlıyoruz. Anlatım kelimesinden kastım, bunların temalar olmadığı halde, temaları besleyen, belirginleştiren; şiirlerde öne çıkan anlam grupları olması. Bu öne çıkan anlam grupları üzerinden de şiirlere yaklaşmak mümkün. Hatta yukarıda belirttiğim üzere (ev imgesi) anlamların yoğun şekilde yüklendiği kelimeler üzerinden de şiirlere yaklaşılabilir. Ancak bu metinde şairin, metafizik ve yaratıcı yönlerine bakmaya çalışacağım.

“Dileyen inanır mucizeye, hayat zaten çok batıl aramızda Batıl çünkü karanlıktan korkuyor insan Pek çok şey doğup ölüyor, derken günler gelip geçiyor Takılmadan kimseye, fark ettirmeden gizli bir mahcubiyet” (S. 12)

Bu örnek metin parçasında görülebileceği üzere, şairin metafizik ürperti üzerinden (batıl, korkuyor, mucize), hayatın olağan seyrini (Pek çok şey doğup ölüyor, derken günler gelip geçiyor), bu seyir içindeki insani durumları ve çoğunlukla kaybettiğimiz incelikleri (fark ettirmeden gizli bir mahcubiyet) şiirize ettiğine şahit oluyoruz. İlk iki mısrada ses efektlerinin kuvveti üzerinden ürperti artırılabilirdi belki. Ancak son iki mısradaki mahcubiyet anlamını tamamlayan kelimelerde de şairin yaptığı gibi düşürülmesi gerekecekti. Sadece “takılmadan” kelimesi için itiraz etmeliyim. Bu kelimenin post modern bir kullanım olduğunu düşünüyorum. Bize “kimseye bulaşma” vb dendi hep. Dilin doğal seyri için “takılmak” doğru gelmiyor.

Boyutu olan bir nesnenin varlığı gibi yaşadığına inanıyorsun hem yokuş hem de aşağı doğru giden arabanın kuvveti boşluk ve de uzaya kaçan bütün nesnelerin bağımsızlığı sorgulanmayacak kadar akıl istiyor her defasında (S.12)

Örnek metin parçasında yaşamak; akıl ve bilim eksenli bir yorumlama ile açılmış. Boyutları olmak somut olmaya, güçten sağlanan harekete, uzaya kaçan nesnelerin ise ‘dünyada geçerli fizik yasaları’ndan bağımsız olduğuna değiniyor şair. Bunları sorgulamanın da akıldan uzaklaşmak olduğuna ulaşıyoruz. “Yaşadığına inanmak” anlamını, bu akli ve bilimsel gerçeklerle, hatta sorgulamamanın bile akılla sağlandığını anlatıyor.

Çıkıp bir gece ansızın perde perde olmuş bir gökyüzünden isteğimizi dile getirir, sabahlara kadar bekleriz

… Acıdır, genzimizin ortasına kadar yakar ve tadı kaçar içimizin Bunun sonucu ya kaybederiz inandığımız şeyi Ya da kazanırız ortasında (S. 13)

Bu örnek metin parçasında duaların nasıl göğün katlarına yükseldiği ve insanların bu metafizik bekleyişi simgesel olarak anlatılıyor. Simge; nesnelerin, duygu ve düşünceleri ifade eden sözel ve görsel imgelerdir. İnsanlar kendilerini anlaşılır kılmak, zaman ve mekânda kendi yerlerini belirlemek, üretilen bilgiyi aktarmak için simgeleri kullanmışlardır. Gökyüzünün bu bağlamda kültür ve medeniyetimiz açısından geniş ve derin anlamda kullanımları vardır. Özgürlük, huzur, kutsallık gibi. “Anadolu kültüründe doğumda anaların tartışılmaz rolü, kadın ile ilgili simgelerin üretilmesine sebep olurken ölüm anında ruhun sıkça göksel bir kuşa emanet edilmesi gökyüzünün kutsal gücüne işaret etmekte ve bu kuş genellikle kartal olarak resmedilmektedir”. (Gümüştekin, 2011). Örnek metindeki son üç mısrada, edilen duaların kabul edilme-edilmeme sürecinde insanın inanç durumuna atıf yapılıyor. Bu inanç ve duaları ötelere, metafizik âleme gönderilen işaretler olarak bir şiir birimi olarak karşımıza çıkarıyor şair.

Kimse olmak zorlaşıyordu günden güne / İlmihaller cevap veremez hale gelmiş Gözler yanılmak için bakıyordu etrafa (S.15)

Düşüncemiz sanki kamustan alıntı / İlmihallerde aradığımız o madde Hani her kafamız karıştığında bilemediğimiz o güncellik Hani biraz daha yaşatacak içerde / Çünkü içerde yaşamak için sızmışız içinize (S. 17)

Bu iki örnek metin parçası “Kutsal Kitapların Söyledikleri Dilden” adlı şiirden alındı. En azından bir temenni mahiyetindeki bu başlığı çok sevdiğimi ifade etmeliyim öncelikle. Öncelikle kimse olmak modernizmin ürettiği hatta dayattığı bir mesele. Kültür ve medeniyet havzamızda birey olmak yerine diğerkâm olmak var örneğin. Modernizm üretmiş olduğu birey-bireyleşme-bireyselleşme kavramlarının geldiğimiz noktada tamamen “ben merkezli” bir sistemin çıktısına dönüşmesi, postmodern dönemde dönüştüğü ve artık bir canavar olarak görüldüğü malumdur. Şiirde sözü edilen ilmihallerin konuya cevap vermemesini; bu büyük yanılgının zaten geleneksel medeniyet havzasına karşı üretildiğini dikkate alarak okumalıyız. Geleneksel kültürde böyle bir hastalık olmadığı için, o kültürün bileşenlerinden ve temel dini bilgiler olarak değerlendirebileceğimiz ilmihallerin buna cevabı yoktur. Gözlerin yanılmak için etrafa bakıyor olması şiirsel ve yaratıcı bir mısra. Ters bir mantık hüsn-i talil.

Güncellik hiç durmayan ve durulmayan akışkan bir gerçekliktir. Bu elbette şairi de diğer insanlar gibi zorlayan bir ikilem. Şair bunu değerlendirirken bir taraftan içimize bizden olmayan değer ya da kişilerin sızması olarak değerlendiriyor. Diğer yandan yaşanan sosyal gerçekliklere de gönderme yapıyor.

Hülasa; Aykağan Yüce’nin Kiralık Oturduğumuz Ev adlı şiir kitabından aldığımız örnek metin parçaları üzerine kurduğumuz cümleler kitaptaki bütün şiirlere teşmil edilebilir. Öncelikle bu şiirlerin yapma-sentetik olmadığını aksine şairin iyi şiir için yola çıktığını, okurda iz ve karşılığı olacak kendine özgü, sıcak, yetkin bir şiire doğru gittiğini söylemeliyim. Bu yolculuğu da şöyle yapıyor: Günceli alıp şiir terazisine bırakıyor şair ama o terazinin ölçtüğü değeri açıklamıyor ki o da eleştirmene kalsın. Terazinin bir kefesinde dil, sembol, imge, anlam var, diğer kefede bunların metafizik gerilim ve değerleri. Bu kompoze yapı şairi sahih şiire götürecek olan bağlamdır. Diğer yandan, anlam genişliğinin, göstergelerden ziyade, çok anlamlılık ve yoğunlukla sağlanacağını hatırlatmak isterim. İlave olarak, sesletme üzerine bir çaba-ses işçiliği, şiirin ritmi için temel gerekliliktir. Aykağan Yüce’nin şiir adına gereken çok şeyi şiiriyetinde taşıdığını düşünüyor ve bu iki hususu sonraki metinlerinde aşacağını umuyorum.

Kaynakça

Gümüştekin, N. (2011). https://dergipark.org.tr. 2021 tarihinde alındı

Karakoç, S. (1997). Edebiyat Yazıları.

May, R. (2019). Yaratma Cesareti. Metis.

Yüce, A. (2020). İstanbul: Çıra.

Yüce, A. (2021). AYKAĞAN YÜCE İLE “KİRALIK EV” KİTABI ÜZERİNE….

Ethem Erdoğan - 20.08.2021

,

285

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin