BABAMI ÖLDÜREN HER ŞEYİN BENİ DE ÖLDÜRMESİ

BABAMI ÖLDÜREN HER ŞEYİN BENİ DE ÖLDÜRMESİ

BABAMI ÖLDÜREN HER ŞEYİN BENİ DE ÖLDÜRMESİ

13.10.2021 - Sueda KURT
BABAMI ÖLDÜREN HER ŞEYİN BENİ DE ÖLDÜRMESİ

Dünya, insan kültürünün aktarıldığı bir yerdir. Din, dil, ırk, millet ayrımı yapmaksızın evrensel olan şeylerin başında, insan hâlleri ve duyguları gelmektedir. Acı, neşe, sevinç ve insanın ömürlük imtihanı, insan hâllerinin zamana bağlı kalmayan gerçekleridir. İnsan ömrü; çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık gibi evrelere ayrılabilir. Bilim, bu evreleri çeşitli yönleri ile incelemektedir. Her bir evre, bir sonrakine geçerken büyür ve önceki halinin üzerine katarak ilerler. Bu büyüme, fiziksel olduğu gibi hayata dair tecrübelerin artması ile de devam etmektedir. Tecrübelerin genetiğe aktarımının yapıldığını iddia eden çeşitli bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.

Bilimsel yaklaşımların yanında edebiyat alanındaki tecrübe aktarımı da çok özel ve ilgi çekicidir. Pek çok hikâye ve roman bu gerçeklik üzerine kurgulanır. Atadan devralınan acılar, neşeler ve değerler kuşaktan kuşağa süren bir devinim hâlini aldığı için, zamanı aşan eserler ortaya konmuş olur. Bu uzun girizgâh, Mehmet Kahraman’ın öykülerinin genel konusunu oluşturuyor. Onun kahramanlarını öldüren şeyler; aslında babalarını da zamanında öldüren yahut güldüren gerçeklere dönüşüyor.

Kahraman’ın öykü kesitlerini çeşitli sosyal medya hesaplarında paylaştığımda; dönütlerin büyük çoğunluğu, ne kadar gerçek kesitler olduğu yönündedir. Bu durum aslında öykülerinin çoğunun, insan hâllerindeki gerçek durumlar olduğunu gösteriyor. İnsanın içindeyken anlayamadığı hâller… Bu kişiler bazen baba ile evlât, bazen iki yakın arkadaş, bazen sevdiğine açılamayan ve içine kapanan kişilerden oluşuyor. Hepsi hayatın içinden ve herhangi bir insanın başına gelen ve hep gelecek olan gerçeklikler. Kahramanlar, başına gelen durumları iç dünyalarında anlamaya ve kavramaya çalışırken yaptıkları konuşmalar öyküleri oluşturuyor. Öykülerin isimleri de içerikle ilgili anahtar mahiyetinde bir ipucu sağlıyor. Örneğin “Bitmeyen Yol” öyküsünde:

“Yaklaşmakta olan şeyi düşünüyorum. Açıkçası pek düşünemiyorum. Daha çok ona yaklaşmakta olan şeyi görüyorum. Ayakları aksıyor, buna rağmen yürümek istiyor… Hepsi sizin için, diyor beni duymuş gibi. Biz öldükten sonra satarsınız” (Kahraman, 2019, s. 20).

Öykülerden birkaçı özellikle baba evlat konusunda ağırlık kazanıyor. “Bitmeyen Yol” ve kitaba ismini veren “Babamı Öldüren Şeyler” öyküsünde baskın bir baba evlat ilişkisi inceleme altına alınıyor. Sakince olup biteni izliyor evlat. Babasının kırlaşan saçlarını, aksayan ayağını, iç dünyasında gelişen hadiseleri okuyor. Bunu dillendirmese de aynı etkilerin hafif esintisini kendi bünyesinde de hissetmeye başlıyor. “Babamı Öldüren Şeyler” öyküsünde babanın ölüm halleri çocuğu tarafından bir bir gözlemleniyor. Ölüm halleri mübalağa ile aktarılsa da -tıpkı bir oyunda gibi- fiziken gerçekleşen ölüm, hayattayken tükenen canlarımızın son bulması halidir. Bir tükenme hâlinin toplamı ölümün ta kendisidir. Bu tükeniş hâlleri evlat tarafından sona geldikçe korkuyla karşılanır:

“Az canın kaldı, altıncıda. Canlarını çok çabuk tüketiyorsun. Ölü canlar diyarı oldun. Dokuzuncu canından da olduğunda gerçekten ölecek mi? Kendimi buna hazırlıyor gibiyim” (Kahraman, 2019, s. 26).

Çok etkileyici öykülerinden biri de “Ekmek Bayatlatma Odası” öyküsüdür. Kendi hikâyesini masaya yatıran kişi, şimdiye kadar olduklarını ve olamadıklarını düşünür. Bu sorgulamalar kahraman tarafından oldukça sert yapılır:

“Hafız olduk. Mühendis olduk. Master yaptık. Bir sürü şey olduk. Her şey tamam da… İçimde bir şeyler eksik kalmış… hani pazılın bir parçası yoksa o hiçbir zaman tam olmaz ve sırıtır ya, o misal. Beni bağlayan, esir alan o parça en güzel günümü bile zehir edebiliyor” (Kahraman, 2019, s. 18).

Mehmet Kahraman ile ilgili kuru biyografik bilgi vermeyi doğru bulmadım. Öykü ile ilgili olanların yolu, muhakkak kendisinin öyküleri ile kesişecektir. Üslubu hakkında genel olarak, sade ve anlaşılır bir dil kullandığını söyleyebiliriz. Dili, ağdalı ve peş peşe güzel cümlelerle süslenmiş bir dilin tam aksi istikamette fazlalıktan uzaktır.

Son olarak kitabın güzel ismi ile bitirmek istiyorum. Aslında öykü başlıklarında, çoğunlukla anlamın ipucunu veren isimler seçilmiştir. Aynı durum bence kitap isminde de geçerlidir. Kitabın ismi öykülerin tümünü kapsayan bir çatı özelliği göstermektedir. Bunu test etmek için babalarımızın ömrünü ve o hikâyeyi hatırlamaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Onların kavgası, onların savaşı, onların bir şeylere yüklediği anlamın büyük çoğunluğunu kendi hikâyemizde de aynen bulacağız. Bu durumun ise asla bir tekrar olduğunu düşünmüyorum. Onların kaldığı yerden ama kendi istediğimiz yönde devam etmek… Peki, bizim başımıza neler gelecek seçtiğimiz bu yeni yönlerde? Yokuşlar aynı yokuş mudur? Peki, babamızı öldüren şeyler, bizi de öldürecek mi? Yahut güldüren diyelim. Babamızı güldüren şeyler, bizim de sevincimiz olacak mı?

İnsanın iradesi elbette mevcut olan bir gerçeklik. Ama bu sanıldığı gibi çok şeyi değiştirmeye yetecek bir güç değil bana kalırsa. Yani cevabım evet. Babamızın hikâyesi bizde devam edecek. Onu öldüren şeyler bazen, bir kez de bizi öldürecek. Onu güldüren şeylerin hemen hepsi bizi de güldürecek muhakkak. Yazarına sevgi ve saygılarımla…

Kahraman, M. (2019). Babamı Öldüren Şeyler. Ankara: Hece Yayınları.

Sueda KURT - 13.10.2021

,

160

Sueda KURT Hakkında

Sueda KURT

Fehminaz Sueda KURT. 1993 doğumlu. Mimarlık yapmakta. Yazarken ve çizerken yıllardır ne olduğunu bilmediği bir duygu ile hırpalanmakta. Bunun cevabını bulamayacak olsa da yazarak o şeyi aramakta.

Sueda KURT ismine kayıtlı 19 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin