Balık ve Tango

Balık ve Tango

Balık ve Tango

18.03.2015 - Fatma Fidan
Balık ve Tango

Balık ve Tango, Sibel Eraslan’ın ilk hikâye kitabı. Mustafa Kutlu’nun  “mükemmel bir ilk kitap”[1] şeklinde tanımladığı bir kitap. Bu cümleyi fazlasıyla hak ediyor bana kalırsa.Ben Eraslan’ı, hanım sahabeler üzerine yazdığı kitaplardan biliyorum.‘Can Parçası-Hz Fâtıma’ okuduğum ilk kitabı idi. İşin edebî kısmına geçmeden bir değerlendirme yapmak gerekiyor bu tarz kitapları. O vakitlerde yazarla yapılan bir röportajı izlemiş ve bu kitabı hazırlama aşamasında yaptığı çalışmaları, kaynaklık eden eserleri ve Hz. Fâtıma annemizin yaşadığı yerlere ziyaretini dinlemiştim. Keşke benim de böyle bir yolculuğum olsaydı diye iç geçirmiştim.

Ortaya çıkardığı eserden ziyade bir insanın, bir eser ortaya koymak adına yaptığı bu hazırlık ve yolculuğu beni derinden etkilemişti. Ortaya konulan şahsiyetin değeri ise müstesna.Ama Balık ve Tango hikâye kitabı olduğundan tam da edebiyatın konusu olacak nitelikte ve değerlendirmeye çok açık.

“Balık ve Tango”İlk baskısı 2006 yılında yapılmış olan eserde, on yedi farklı hikâye bulunuyor. Birinci tekil (ben) dilinden yazılmış. Her hikâyenin kahramanı farklı olsa da, yazarın gönül filtresinden nasıl süzülerek geçtiğini okudukça fark ediyorsunuz. Ferâye’yi yazarken de, Hakan’ı yazarken de, muhacir kızı tanırken ya da Derya’nın bohçasına bakarken de yazarın hissiyatını görüyorsunuz. Anlatım dili çok bizden, benim gibi, sizin gibi.. Oldukça samimi. Hikâyelerin konusu da bize uzak değil,  eskiye doğru götürüyor insanı. Eski dostluklar, çocukluklar, esnaf kültürü, aile ilişkisi vb. İçli cümlelerle bezenmiş, duygular adeta çözümlenmiş  ve dramatik bir sonla bitirilmiş. Her hikâyede bir kişinin gözünden bakıyorsunuz aslında ama onun gözüyle sürekli çevreyle iletişim halindesiniz. Etraf, bertaraf edilmemiş. Bilhassa “muhacirlik duygusu” nun altı sıkça çizilmiş.

Balık-ve-Tango Zihninizde bir çağrışım yapıyor mu? Benim yapmamıştı açıkçası. Kitabın yayınlandığı dönemde Sibel Hanım’la bir söyleşi yapılmış ve kendisine kitaba ismini veren bu simgeler sorulmuş: “Balık eski-muhafazakâr olanı, tango yenici olanı-değişimi. Balık, sahip olduğunu, mazisini korumayı hedefleyen ürkek ve dibe kaçmış bir dilsizlik. Tango ise aceleci bir yenicilik atağı.”[2]şeklinde açıklamış. Kitabı okuyunca bu simgelerde yerini buluyor zihinde. Eski mefhumları kaybetmeyen kahramanlar, yenileşen bir dünyadalar.    

 “Ünlü Arjantin yazarı J. L. Borges bir gün genç bir Amerikalı eleştirmenle konuşuyormuş. Eleştirmen sormuş: Senyor Borges, söyler misiniz öykülerinizi niçin bunca kısa tuttuğunuzu. En uzunu bile 10-15 sayfayı aşmıyor. Borges kör bir yazar. Karşısındakinin elini aramış, bulduktan sonra da: Bozmaktan korkuyorum da onun için.”Feyyaz Karacan, Türk Dili-Türk Öykücülüğü Özel Sayısında öykü sanatının bundan daha yoğun bir tanımı olamaz diye yazmış.Eraslan’da, tıpkı Borges gibi öykülerini dağıtmadan, bozmadan, tadında bırakıvermiş.İlginçtir, Didem Madak’ın “Ah’lar Ağacı”[3] kitabını okurken duyduğum şeyi, Eraslan’ın “Balık ve Tango” sunu okurken de duydum. Cümlelerin arasından ruhuma karışan büyük bir sızı. Bazı yazarlar kendi acılarını anlatmaktan ya da anlaşılmasından ziyade, hissettiriyorlar. 

Acıları, harflerinden damlıyor adeta. Hayattan, insandan yara almış, incinmiş, incitilmiş kahramanlar arasında dolaşırken Eraslan’ın röportajında şuna rastlıyorum:“Yaralı olmayanları, hayata dair imtihanları tamamlamamış insanlar olarak görüyorum. Hayatı tanımak için kaybetmek gerekiyor. İşte, dostlukta, aşkta. Kaybettiklerimizle büyüyoruz. Her kaybediş içimizde yeni odalar açıyor. Yeni empatik yetenekler kazandırıyor. Ingeborg Bachmann’ın dediği gibi hayat incinmedir.”[4]

Kitabı kadın öyküleri diyerek bir sınırlandırmaya sokmak istemiyorum ama içimden de, kadınsallığı bu kadar hissettiren, bir kadın yazarın elinden çıktığını bu kadar duyuran kitapları belirtme dürtüsüne engel olamıyorum. Öykülerin işleniş biçimi bile bana bunu hissettiriyor. O kadın titizliği, inceliği ve biraz melankoliklik.“Bir putperest gibi içimde seni çoğaltan bütün aynaları bir vuruşta tuzla buz ettikten sonra, seni birleyebilmek için kalbimde, çıplak ayaklarımla yürüyorum bütün o cam kırıklarının üstünde…” [syf. 88]Betimlemeler, kurgu.. her şey oldukça güzel. Kısacası okunulası bir eser.

Sibel Eraslan- Balık ve Tango
Dergâh Yayınları
142 syf.

 [1] Mustafa Kutlu, Yeni Şafak, 2006

Link: http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/mustafakutlu/balik-ve-tango-1849

[2] Gülden Aydın, Hürriyet, 2006

Link: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5259292.asp

[3] Fatma Fidan, Kitap Haber, 2014

Link: http://www.kitaphaber.com.tr/ahlar-agaci-k1750.html

[4] Gülden Aydın, Hürriyet, 2006

Link: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5259292.asp

 

Fatma Fidan - 18.03.2015

,

2667

Fatma Fidan Hakkında

Fatma Fidan

biraz edebiyat, biraz fikir, biraz dua.. | 1985, Ankara

mektup: Van Gogh

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin