Başka Göklerin Altında - Selahattin Yusuf

Başka Göklerin Altında - Selahattin Yusuf

Başka Göklerin Altında - Selahattin Yusuf

25.03.2011 - Büşra Nur Karaarslan
Başka Göklerin Altında - Selahattin Yusuf
“Bize… Ölmelisiniz diyorlar. Ölmelisiniz. Niçin diye sormayın işte, ölmelisiniz! Siz insan değilsiniz diyorlar. Niçin? Niçin diye sormayın yasalar böyle. Peki, bütün suç, o yasalarda mı acaba? Halkımın içinden bazı savaşçılara anlatamıyorum bunu. Beyaz adamın büyük çadırında, buradan çok uzaklarda oturan ve bizden her nedense nefret eden o yasaya karşı savaşmak istiyorlar. Yasa çıktı diyorlar! Yasa çadırından her çıktığında niçin binlerce savaşçıyı buraya gönderiyor! Biz yasayı tanımayız, ona ne yapmış olabiliriz?” diye soruyor Aziz Jerome bizden birine, asrımızdan kim bilir kaç zaman önce. Aynı soruyu kendine soran, yasa bilmezler içinde uyutulmuş(!) sonra büyütülmüş çocukluklarımızı bir kenara bırakarak okuyoruz elimize ne geçerse biz doksanların çocukları.

“Kar sevgili sargı bezimiz bizim. Örtüyor dünyamızı. Kocaman yassı yaramızı. Şaşkın. Hafızasız.” Kar yaralarımızı sararken ya da Aziz Jerome bu sözleri sarf ederken tabi ki altında yaşadığımız gökyüzünü yeterince tanımıyor. Oysa biz şu anda, ben bu satırları yazarken dahi onun altında mecburen yaşıyoruz! Bazen gitme isteklerimiz had safhaya ulaşıyor, bilmediğimiz, ait olmayı bir türlü beceremediğimiz bu gökyüzünün altından kaçıp; başka gökler altına sığınma taleplerimizi yeniliyoruz yine ellerimizi şu anda altında bulunduğumuz gökyüzüne yönelterek ninelerimizden öğrendiğimiz eski usullerle. Aidiyet hislerimizin köşe taşları yerini bulup, ruhumuz birazcık oturaklaşsın, dinginleşsin istiyoruz. Takas etmek istiyoruz bu çalıntı yağmurları, bu karanlık gökyüzünü gerçekleri ile. Cennete sarılıyor kimimiz böyle anlarda, kimimiz aşka, kimimiz kitaba. Evet, sahi biz kitaba inanıyoruz! Koşumları tam küheylanlar gibi, dik ve mağrur bakışlı oluveriyor elimizin altındaki kitaplar sonra. Sonra bir kitaba düşüveriyor peçemiz, biz de bir bakıyoruz ki ordayız işte, ait olduğumuz yerde: “Başka Göklerin Altında!”

Selahattin Yusuf. 74’lü. Yeşil postallı bol gürültülü çocukluklardan zor kurtulanlardan, kıl payı derler ya hani öyle işte. Yazar, televizyonda kafa dengini sunuyor şimdilerde Tarık Tufan’la birlikte. Bir zamanlar Meksika Sınırı’nda da O vardı yine Tufan’la birlikte… Zaman hakikaten ne de çabuk geçiyor! 5 kitabından 3.sü olan “Başka Göklerin Altında” şimdi elimde duran. Seneler değişik sınavlarla geçse de farklı çocukluklarımızın aynı postallı devrim heceleri bir türlü düşmek bilmiyor dilimizden, gizli saklı korkuyu okuyoruz aslında bütün kitaplarda: “Korkmayacağım (korkmuştum). Hayır. Korkmayacağım! (korkuyordum.)” (bkz: sy.55)

Doğruyu söylemek gerekirse kitapta ne devrimden ne yeşil üniformalardan ne de yıkılmış ülkelerden bahsediyor, tek bir kelime dahi yok buna dair aslına bakarsanız. Okuyunca göreceksiniz. Neden buna değinme ihtiyacı hissettiğimi bilmiyorum, algıda seçicilik diyor çağın bilginleri, kulak tıkıyorum hepsine.

Kitaba dönelim. “Etiket önemlidir. Bir yere ilk girdiğinizde kıyafetinizle içeri alınıp; sözlerinizle uğurlanırsınız dikkatli olun yavrum” derdi babaannem her zaman bize. Kitabın da kıyafeti kapağı ise bence bu kitap ortalama 65 yıllık ömrümüzün sınırlı okuma saatlerini harcamak için pek de uygun bir kitap gibi durmuyor dedim içimden, fakat tavsiye edilmişti bir kere, içimize kurt düşürülmüştü. Okumasak olmayacaktı. Aldık elimize. Egoist, hasta ruhlu bir adamı görmeniz işten bile değil kapağa bakıp aldananlardansanız siz de. Zira mat kahverengi kapakta sadece kitabın ve yazarının ismi var BÜYÜK puntolarla yazılmış olan, ha bir de küçük harflerle alt köşede duran “hikâye” yazısı.

Şeklen incelemeyi bir kenara bırakıp ruhen incelemeye dalarsanız kitabın 112 sayfadan oluştuğunu ve şair Ali Ural’ın editörlüğünü yaptığını göreceksiniz. Önsözü olmadan besmelesiz bir giriş olmuş kitaba 8 hikâyeden ilki olan “tembel mezar taşları” ile birlikte. Hafızamı yoklamaya çalışıyorum da acaba önsöze gerek mi duyulmadı, yoksa zaten hikâye kitaplarına önsöz yazılmaz mıydı? Bulamıyorum bu sorunun cevabını, çok da önemli değil aslında. Kitabın ruhuna geçmiştik sahi, değil mi?

Önceki paragraftaki hikâye kelimesi sizi yanıltmasın. Kitapta bulunan hikâyelerin hiçbiri bizim bildiğimiz “klasik hikâye” tanımına uymuyor çünkü. Çocuklarınızı uyutmak için seremoni taktiği uyguluyorsanız bu kitabı almayın, hezimete uğrayabilir ve hatta çocukların rüyalarındaki öcülerle mücadele etmek zorunda kalabilirsiniz, üzgünüm.

Öyleyse kitap kime göre? Tabi ya. Bu sorunun cevabını vermek lazım şimdi de. Araf halinde bulunan, hafif deli, biraz kaçık, bolca hayta, entel tayfaya ait ve anlamadığımız heceleri ile kendini yalnızlaştırmış şahsı muhteremlere pek bi hitap edecek tarzda bu kitap. Ne yalan söyleyeyim biraz bunaldım okurken, kendimi ait hissedeceğim bir dünya bulduğumu sanmıştım şu cümleleri okurken oysa ben: “Burada gökyüzünü kendi kafalarının eciş bücüş ölçülerine uydurabilmek için sonsuzca küçültmüş, uğursuzca alçaltmışlar. Böyle tavan mı olur?” Ve yine bir itiraf, kitaptaki bütün hikâyelerin aslında bir olmadığını hepsinin birbirinden bağımsız ve ilgisiz olduğunu son hikâyeye geldiğimde anladım.

Altını üstünü çizdiğim, yakınına yöresine değişik matematiksel semboller kondurup oradan geçtiğime dair izler bıraktığım onca satır da var içerisinde kitabın, üstünü karalayıp keşke okumasaydım dediğim saçma sapan yerler de.

Sadece içimden şu birkaç cümleyi söyleyip, bir türlü toparlayamadığım yazımda yani tam da burada susmak geliyor. Gerisine siz okurken karar verin olmaz mı?

“Bence başka sebepleri de var yalnız olmamızın. Biz kendimizi gerçekten tanımadan bir şeyi, hiçbir şeyi kabul edemeyiz, hiçbir şeyi.”

“Dua etmeyi seviyorum, sığınmak ve yakarmak. Bu tabiatımda var.”

“Unutulmuş bir çuval gibi herhalde bir camın kenarına yığılmışım. Bu emekli Anadolu Ekspresi’nin kımıldamasını bekliyorum. Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Elimden sadece bu geliyor.” Büşra Nur Karaarslan - 25.03.2011

,

3075

Büşra Nur Karaarslan Hakkında

Büşra Nur Karaarslan

Sakarya Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu; çalışıyor. Öğrencileri ve kitapları ile mutlu. Büyüyünce yazar olacak sanıyorlar; bakalım kısmet diyor; sınavı kazanırsam...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin