Başka Semtin Çocuklarından Öyküler

Başka Semtin Çocuklarından Öyküler

Başka Semtin Çocuklarından Öyküler

01.12.2014 - Kitaphaber
Başka Semtin Çocuklarından Öyküler

Yazarımız Serkan Parlak Öğrencileriyle bir kitaba imza attı. Kitaphaber olarak yazarımız Serkan Parlak'ı ve öğrencilerini tebrik ederiz. 

 

SUNUŞ

SERKAN PARLAK

Yazmak teslim olmaktır, bunu daha önce hiç düşündün mü? Teslimiyeti kabul et. Çelişkiler ve dil sürçmelerine karşı hazırlıklı ol. Bildiklerin senin önünde dikiliyor, seni engelliyor. Onları sindirmeye çalış, dokularına al, içselleştir. Zamanla yeniden doğabilir, canlanabilirler. Kararlı ol. Hata yapmaktan korkma. Bağlanma ve kopma ilişkisinin mecazı göbek deliğinden, annene bağlandığın ve ondan koptuğun yer, karnından yazmaya başla.

Ben niye yazıyorum ki, benim yazacaklarım zaten mükemmel bir biçimde yazıldı, benden niye böyle bir beklenti olsun ki diye düşünebilirsin. Unut gitsin. Varoluşumuzdan kaynaklanan kendimize özgü bir dilimiz, tarzımız var. Dünyada hâlâ yan yana gelmemiş sözcükler olduğu için hemen yazmaya başlamalısın. Öyküler iç evrenimizin, kozmik yapımızın yansımaları olarak dünyayı daha katlanılabilir hale getirebilirler. " Annemin ölümü benim için sadece benim hissedebileceğim bir felaket olacak." "Arkadaşlık krizlerde, kavşaklarda, zor durumlarda belli olur, imtihanlardan geçerek olgunlaşır." Bu gibi dertleri tüm özgünlüğüyle yalnızca sen yazabilirsin.

Yazıyla kendimize has bir ilişkimiz, sevme biçimimiz olmalı. Öyküler başkalarına yazılıyor, öznel alana hitap ediyor, okuyana tesir etmeleri gerekiyor. Günlük hayatta katlanamayacağımız gerçekler öyküde katlanılır hale geliyor. Tehlikesiz bir özdeşim alanı kuruyoruz. Roman da öyküde kurmacadır sonuçta. Ancak öykü romanın kısası asla değildir. Öykü bir durum, bir ışık çakımı, aydınlanmadan ortaya çıkar. İçinde olaydan ziyade eylem var, durum var, tek bir doruk var.

Öykü her yerde, dikkatle bakarsan görebilirsin. Rüyalardan hareketle metinler kurabilirsin. Ani belirişler, değişimler var. Rüya şiirsel bir alan, gerçek orada mecaza dönüşüyor. Düşler, çağrışımlar, kaçış ve korkular daha kadınsı kavramlarken, yazmak bir şey yapma anlamında daha erkeksi bir kavram olarak gözüküyor, tarlanın etrafına çit çekip burası benim demeye benziyor. Sayıklamaları, rüya parçalarını, şok anları, kekemelikleri yazmalısın. İçindeki ağrıyı, sızıyı, derdi, acıyı, ayakkabının vurduğu yeri yazmalısın.

Göğü yere indirip çoğaltmak, anlamlandırmak lazım, hemen şimdi!

 

EZEL ŞEYMA ÇAKAR

BAZI AYRILIKLAR

O sabah lodos uğultusuyla uyandım. Biraz üzüntü, biraz da anlamsız bir sevinç vardı içimde. Dolabın aynasına vuran güneş gözümü alıyordu. Yarı açık kapı dikkatimi çekti, yataktan yavaşça kalkıp kapıya doğru ilerledim. Aralıktan başımı uzatıp " Günaydın," dedim annemle babama.

Bavullarını hazırlama telaşı sarmıştı ikisini de.

Lavaboya doğru yürüdüm. Yüzüme birkaç avuç soğuk su çarptım. Mutfağa geçtim, masanın üstündeki bardaktan bir yudum su içtim. Yalnız kalma korkusu nasıl da sarmıştı daha şimdiden içimi. Yavaş yavaş yatak odasına doğru yürümeye başladım. Kapıyı sonuna kadar açtım.    

 " Hazır mısınız?" diye sordum,"

Bavullar tamam, birazdan çıkacağız," dedi babam.    

"Evde yalnız kalma, amcanlara in, aklım sende kalmasın," dedi annem kırgın bir sesle. "Aslında inmeyeceğimi çok iyi biliyorsun," diye geçirdim içimden.      

"Tamam, inerim, sen merak etme,"sözleriyle geçiştirdim.   

Annem bir elinde uzun hırkası, öbürkünde küçük bir bavulla yanıma geldi.                                             

"Formalarını ütüledim, dolabına astım,"dedi.

Amcamın seslenişiyle babamın kapıya çıkması bir oldu. Gitmeyi çok istiyordu sanki. Annemle kapıya doğru yavaş yavaş ilerledik. Mantosunu giymesine, bavulları taşımasına yardım ettim. Merdivenlerden inerken gülümsemeye çalışıyordum zoraki de olsa.  "

"Hep ben gidiyordum, bu sefer siz," dedim.                                                                                     

"Aşk olsun kızım, bırakır mıyız hiç, sen bizim bir tanemizsin," dedi babam gülümseyerek. Doğru, bir evin bir kızıydım. Kapıyı açtık, bavulları bagaja yerleştirdik.

Bir an yapayalnız hissettim kendimi.

Annem sıkı tembihlerinden sonra sıkıca sarılıp " Allah'a emanet ol kızım, telefonunu sessize alma, merak etmemeyim sonra, " dedi. Yanağıma sıcak bir öpücük kondurduktan sonra eğilerek arka koltuğa geçti. Arabanın iki kapısı da aynı anda, duygusuz, tok bir tonda kapandı.

Biraz dinlenmek onların da hakkıydı, en çok da babamın. İki yıldır izin kullanamadığı için annem de ne zamandır bir yerlere çıkamıyordu. Sıkılmış görünüyorlardı, özellikle de akşamları televizyonun karşısına geçtiklerinde.

Arabanın köşeyi dönmesiyle birlikte arkamı döndüm. Dış kapıyı açıp merdivenleri ağır ağır çıkmaya başladım. Zili çaldığımda bir zaman sonra annem kapıyı açacak, hoş geldin kızım diyecek, sarılacakmışız gibi hissediyordum. Daha şimdiden gözlerim dolmuş, boğazıma kocaman bir yumruk çoktan yerleşmişti.  

Annemin tembihini unutmadan kapıyı çektim, anahtarı cebime koydum. Oyalanacak, uğraşacak kimse yoktu, kendimi koltuğa attım. Ayak ucumdaki poları üzerime çektim, elimi sehpanın üzerinde duran kumandaya uzattım. Kanalları hızlı hızlı gezmeye başladım. Kafam bir türlü dağılmıyordu.

Evlenmeye çalışan tipler, yemek programları, çizgi filmler, haberler, hep bildik şeyler işte kim bilir kaçıncı kez, bilmem neden dönüp duruyordu. Ötekilerden daha iyi bir seçenek gibi duran haberleri izlemeye başladım. Gözlerimi kapatamıyordum, belki de evde tek başıma kaldığım için tedirgindim, hem de güpegündüz.

"Okul bahçesindeyiz, Serkan Hocayla bankta oturuyoruz. Muhabbet ederken garson kız önümüze iki tabak getiriyor. İçinde balık pilav var. Serkan Hoca iştahla yemeye başlıyor, şaşkın şaşkın bakıyorum. Balıklar canlı, kuyrukları kıpırdayıp duruyor, kırlangıç bunlar hocam kafaları kocaman diyorum."

Telefonun çalmasıyla sıçrayarak fırladım.

"Kalk kahvaltı et, okula geç kalma kızım. Kapıları da kilitlemeyi unutma sakın," dedi annem. " Tamam görüşürüz," diyerek telefonu kapattım.

Battaniyeyi dürdüm. Acıkmıştım iyice, mutfağa geçtim. Kahvaltı hazırlamak zor geliyordu. Bir sağa bir sola gidip gelip durdum. Odama doğru yürüdüm, montumu giydim. Dış kapıyı sertçe çektim. Hem üstten hem alttan üç defa çevirerek kilitledim.

Hiçbir şey düşünemiyordum. Robota dönmüştüm resmen. Merdivenlerden inerken annem arkamdan seslenecek, " Kahvaltı hazır kızım," diyecekti, olmadı ama. Bir kez daha kafamı toparlamaya çalıştım. O da olmadı.

Sokağa çıktım, hızlı hızlı yürümeye başladım.

 Özgürdüm sanki ama korkuyordum.  

                                                                    

Kitaphaber - 01.12.2014

,

2152

Kitaphaber Hakkında

Kitaphaber

Yayınladığımız ajans haberlerini bu profilden paylaşıyoruz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin