Başka Türlü Düşünmek Üzerine Düşünmek

Başka Türlü Düşünmek Üzerine Düşünmek

Başka Türlü Düşünmek Üzerine Düşünmek

07.03.2016 - Mustafa Öztürk
Başka Türlü Düşünmek Üzerine Düşünmek

Dünyanın bazı yerlerinde hala sona ermemiş olan o uzun 19. Yüzyıl, hem özgürleşmenin hem de Britanya emperyalizminden Amerikan hegemonyasına geçişin dönemi oldu.

1960’lı yıllardan sonra toplumsal yaşamımızda her şey değişti. Dünyanın her yerinde toplumlar çözülüyor. Hızlı bir biçimde dönüşen bu dünya, aynı zamanda; her türlü ekolojik, biyolojik ya da demografik felaketin tehdidi altında bir kırılganlık duygusuna da kapılıyor. Toplumları yönlendiren hiçbir kuruma güven kalmadı. Adalet kurumu, okullar, partiler, sendikalar ve ideolojiler hiçbir yerde güven vermiyor artık insanlara.

Her biçimiyle işçi hareketi, ulusal kurtuluş hareketleri ve feminizm, tarihin hem dramatik, hem kahramanca, hem de şiddetli bir manzarasını insanlara dayattı. En önemli toplumsal hareketler, siyasal ve toplumsal tarihin, her düzeyden oyuncunun yaşam öyküsünden ayrılamayacağı fikrine dayanıyordu ve bu da toplumsal düşünceyi; emek, kar veya sınıf mücadelesi gibi iktisadi temalar çerçevesinde örgütlenmeye itti.

Kırılganlığın arttığı hızla değişen dünyada düşünce üretimi; küreselleşme ve teknolojinin gerisinde kalmıştır. Yeni fikirler üretemiyor, yeni durumlara eski fikirlerle çözüm arıyoruz. Eski fikirlerin yıkılışının farkına vardık ve birçoğumuz da bunların yenilerini geliştirmek istedi ancak iktidarların şiddet yoluyla ele geçirilmesi, toplumsal yaşam ve demokrasiyle ilgili olgulardan çok daha fazla ilgi uyandırıyordu. Bugüne kadar bir çok kazanım elde edildi ama bu paradigma değişimi karşısında büyük gerilemeler yaşıyoruz.

Tavırda bir alt üst oluş ve farklı bir yorumlayıcı yaklaşım öneriyor yazar. ‘’Tükenmiş bir evrimciliği terk etmemiz gerekiyor. Cemaatten topluma, yani herkesin ne olduğuyla tanımlanmasından, ne yaptığıyla tanımlanmasına geçtiğimizden emindik. Hâlbuki ters yönde harekete geçtik ve en olumlusundan en iğrencine kadar her biçimiyle cemaatçi ruh, her yerde ortaya çıktı’’.

Toplumdan cemaate, farklılaşmadan bağımlılığa, laiklikten kimlik takıntısına doğru kayıyoruz. Bunlar bu güne dek elde edilen kazanımlar karşısındaki gerilemeler.

Toplumlar gittikçe daha fazla bağımlı hale geliyor. Bu, içe kapanışın sebebi; toplumların, küresel kapitalizm karşısında gerilemesi ve insanların tehlikeli biçimde fikirlerinin, cemaatsel aidiyetlerinin ve etnik kökenlerinin içine kapanmasıdır.

En çok arzulanan şey; bireylerin ve grupların kendi içlerinde, kurumların ürettiği hakların ötesinde tanınma ve saygı görme hakkına sahip olduklarının tanınması. Bu gereklilik cemaatçi bir biçim alsa da bireye var olma hakkı istiyor. Buradaki bireycilik; herkesin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinin söylenmesi değil, her bireyin ‘’hak sahibi olma hakkından’’söz etmeye eğilimli olduğunun kabul edilmesidir.

‘’özne’’ fikri; yani kendini gerçekleştirme ve her şeye karşı hak sahibi bir birey olarak var olma hakkının talepçisi olarak da tanınan bir birey fikri. Özne; yalnız başına bir birey değildir. Özne fikri; bir halka, kültüre, tarihe ait olma bilincine sahip bireylerde mevcuttur. Cemaat ruhunu cemaatçilikten, bir kimliğin savunulmasını milliyetçilikten ayırmak gerekir.’’ Özne’’ olmanın sonucu; toplumsalın döneminden, ahlakinin dönemine geçiştir.

Peki, bu yeni durum karşısında ne yapılmalı? İnsanları çevrelerinin bozulmasından, insanlığın biri diğerinden üstünmüş gibi tanımlanan ırklar, uluslar, toplumsal cinsiyetler ve yaşlar arasında bölünmesinden korumak gerekir. Okul artık bir toplumsallaşma aracı olarak değil, özneleşme inşası mekânı olarak tasarlanmalı.

Hiçbir şey yapılamaz saplantısını bir kenara bırakmak gerekir. Küreselleşmesi; teknoloji ve iktisadi şebekelerin dayatmasıyla olan dünyada, bir şeyler yapılamayacağını düşünmek, çözümün önündeki en büyük engeldir.

Toplumsal düşüncede bir ters-yüz olma şart. Değişimi ve yeni üretim biçimlerini anlayıp, toplumu bir düzenin tahakkümünden kurtarmak gerekir. Bu tahakkümden kurtulmak için hedef seçilmesi gereken alanlar bellidir. Kadınların sorunları, ekonomik bağımlılıklar, etnik, dinsel ve kültürel azınlıkların reddi sorunu ve gençlerin sorunları.

İnsan haklarını herkes için savunan bir evrensellik şart. Tüm dünya, girmiş olduğumuz yeni toplumsal ve kültürel yaşamın yaratıldığı ve geliştiği mekândır. Bu ne devletleri, ne ulusları, ne de yerel toplulukları ortadan kaldırır. Ama şunu da anlamak gerekir ki, ‘’küresel’’ denilen çözümleme düzeyinin yerini reddetmek, çözümlememizin yaralılığının büyük bir kısmından yoksun kalması riskini getirir. Aynı zamanda küreselleşmeye hem karşı, hem de taraftar olmalıyız. Tıpkı yeni teknolojilere hem karşı hem taraftar olmamız ya da kendi kendimizdeki, gerek fiziksel, gerek psikolojik, gerekse de ilişkisel dönüşümlere hem karşı hem taraftar olmamız gibi.

Başka Türlü Düşünmek

Alain Touraine

Kırmızı Yayınları (305 Sayfa)

Mustafa Öztürk - 07.03.2016

,

1231

Mustafa Öztürk Hakkında

Mustafa Öztürk

1974 yılında Sivas'da doğdum. İmam hatip lisesi mezunuyum. 20 yıldır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü faaliyetlere katıldım. İstanbul'da yaşıyorum ve üç çocuk babasıyım. Kitap okuma platformlarında okuma faaliyetlerine devam ediyorum. Okumayı bitmeyecek bir arayış çabası olarak değerlendiriyorum.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin