Batı Notları - Nuri Pakdil

Batı Notları - Nuri Pakdil

Batı Notları - Nuri Pakdil

26.08.2011 - Hüseyin Sultanoğlu
Batı Notları - Nuri Pakdil

Edebiyatımızın yaşayan çınarlarından Nuri Pakdil'in Avrupa'ya yaptığı seyahat sonucu Batı ile ilgili izlenimlerini yazdığı günlüğünü ilk olarak edebiyat dergisinde 'Batı Günlüğü' olarak yayımlamış daha sonra yeni bölümler eklenerek 'Batı Notları' adıyla kitaplaştırılmıştır.

Batı üzerine çok okumalar yaptık bilhassa Tanzimat fermanından sonra Batı hayranlığının aydınlarımız arasında popülerleşmesi akabinde Batıyla ilgili çok yazılıp çizildi. Batıcı aydınlarımız millet olarak bizimde Batıya benzememizi istemişlerdir. Onlara benzemeden hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi bu nedenle hukuktan eğitime tüm kurumlarımızı batıya benzetme çabası gütmüşlerdir. Peki, nasıl bir kişidir batıcı aydın tipi" Nuri Pakdil'in deyimiyle; 'Tarihini yadsımış, uygarlığından kopmuş, bağsız, boşlukta sallanan, hiçbir tutumuyla artık ülkesini insanına benzemeyen biri. Her alanda görüyoruz bu tipleri. Öncelikle de, kültür alanında.' (syf:47)

Paris birçok entelektüel kesimin hayallerini süsler. Batı'nın anahtarı Paris'tir bu yüzden aydınlarımız öğrenim görmek amacıyla bu şehre gitmişlerdir. Nuri Pakdil Paris sokaklarında gezerken ilk izlenimini şöyle ifade eder; 'Sık sık heykel. Taş, taş olmaktan çıkıyor; insan da olmuyor. Taş, insanın yerini tutamaz ki! Anımsamanın, saygı duymanın taşla bir ilgisi yoktur. Heykel, saçmalığın taşlaşmasıdır; ilkelliğinde simgesi. Ama Batılılar, akıl almaz bir bağnazlıkla koruyorlar bu simgeyi. Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içinde. Çünkü saygı taş kesilirse, insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli. Heykel düşüncesinin kökeninde, ne biçimde ve ne oranda olursa olsun, bir put vardır. Put, Tanrı düşüncesinin karşıtıdır. Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimizi aşamayız; kendi kendini aşmadan da bulanımlarından kurtulma olanağı yok insanın.'(syf:25) Hazreti İbrahim'in putları kırmasındaki asıl amaçta buydu; İnsanın düşüncelerini özgür bırakma maksadıyla Tanrı ile arasındaki engelleri kaldırmak. Kur'an da Enbiya Süresinde bunu açıkça görebilirsiniz.

Batı aynı zamanda ruhsal bunalım içinde. İnsanın manevi derinliğinin kaybolması ruhunun yitirilmesine sebebiyet verir. Bir toplumda ruh unutulmuşsa orda sağlıklı insanların bulunmadıklarını hemen anlarız. Yapılan eylemlerde de manevi isteklerden çok maddi istekler ön planda olur. 'Batının bunalımı maddi isteklerin karşılanmadığı noktasında toplanmıyor. Asıl, ruhları aç Batılıların! Şimdi, Batı, tarihinin en yoğun bunalımını yaşıyor. Kapitalizmin eleştirisi olarak ortaya çıkan Marksçılık deneylerinden sonra, Batı, ruhunu iyice, yadsıyan ve onun gereğini duymayan insanların yurdu oldu.'(syf: 92)

Seminer sırasında tanıştığı Afrikalılarla o dönemdeki bağımsızlık hareketlerini konuşma fırsatı bulur. Afrika'daki ulusların bizimki gibi bir tarihleri yoktur. Bağımsızlık adına mücadele ederken geçmişten yol gösterecek bir tarihe sahip olmamak mücadelelerini zorlaştırmaktadır. Yazarımız Paris'te sık sık Filistin'le ilgili toplantılara da katılıyor. Toplantılarda ikinci Abdülhamit aktüalitedir. Ortadoğu'yu 30 yıl boyunca emperyalistlere karşı koruyan Abdülhamit'ti. O Ortadoğu'nun ümmet bilinci içinde birlikte kalmalarını sağlamıştır. Ama ne yazık ki ondan sonra bazı kesimlerin iftiralarla dolu söylemlerle onu halk nezdinde unutturmak istediler. Neyse ki son zamanlarda bilinçli tarihçiler bu gerçekleri ifşa ediyor ve Abdülhamit tekrar tekrar hatırlanıyor.

'Irkçı değiliz; çünkü uygarlığımızın özündeki inanç, ırkçılığı kesinlikle reddeder. Irkçılık, Avrupa'nın, inancımızdaki eşitliğin tüm insanlığa yayılmasını durdurmak; ortak inancın evrensel yurdu içinde birleşmiş ulusumuzu bölmek için yaptığı emperyalist bir girişimdir.' (syf:33) Batılılar yüreklerinin en gizli köşelerinde hala duran 'Ortadoğu korkusu'nu atamamışlardır. Nedir bu korku" Ortadoğuluların İslam uygarlığını yeniden gün yüzüne çıkarma olasılığıdır. Eğer ki İslam uygarlığı uyanırsa emperyalistlerin at koşturacağı bir Ortadoğu pazarı kalmayacaktır. Ortadoğu'nun sürekli karışıklık içinde olmasının en büyük nedenlerinden biri de budur. Çünkü savaşsız bir Amerikan ekonomisi çökebilir. Afrika'ya ve Avrupa'ya ancak Ortadoğu'dan geçilebileceğinin farkında Çin. Rusya etrafındaki engelleri yıkmak için Ortadoğu'ya yüklenmek zorunda. Nuri Pakdil ayriyeten şu hususu da belirtmiş; İkinci dünya savaşı Avrupa topraklarında oldu. Savaşın en büyük yıkımı oralarda yaşandı. Batılılar kendi yaptıkları silahlarla kendi kendilerini vurdular. O halde savaş alanı dışında kalan tüm Ortadoğu ülkelerini etkileyecek bir cadı kazanı kaynatmak (syf:35) yalnız şunu da unutmamalı Ortadoğu halkı savaşa bağışıklık kazanmıştır.

İstanbul'u gezerken sizleri içine çeken büyüleyici bir atmosferi vardır. Bu şehirde koca medeniyetlerin izlerine ulaşırsınız. İslam medeniyetiyle kendi kimliğini bulduğuna şahit olursunuz İstanbul'un. Süleymaniye'ye bakarken bir daha bakma gereği duyarsınız. Oysa Nuri Pakdil Paris'te Notre - Dame'ın duvarlarına bakarken aynı hissiyatı kendisinde uyandırmadığını söyler. Notre - Dame'ın taşları kalıp kalıp sıkıntıdır. Kiliseler Batı dünyasında sadece bir simge olarak hayatiyetini sürdürmektedir. Bir çok Batı ülkesinde Amerika'da dahil, kiliseler kendi işlevlerini görmüyor Pazar günleri sadece birkaç kilisede ayin yapılır duruma gelmişlerdir. İnsanlar kilisenin matlığından ötürü ateizmi tercih eder hale geldiler tabii bundan yukarda belirttiğim gibi heykellerin kalplerini taşlaştırması ve Tanrı düşüncesinin önüne engel teşkil etmesinin etkisi büyüktür. 'Hepside hayattan kovulmuş, yani hepsi de dışında kalmış hayatın. Bir daha hayat çıkmaz buralardan. Zaten, insana son Peygamber aracılığıyla Mutlak Öğreti sunulduktan sonra, bütün kiliseler hayatın dışında kalmıştı.' (syf:50)

Annelere karşı gelinmez. Bizim uygarlığımız annelere övgü uygarlığıdır, anneleri yüceltme uygarlığıdır. Paris'se annesini yitirmiş bir çocuktur. Bu yüzden darmadağınıktır evin içi.(syf:53) İstanbul'da ne kadar güvercin varsa Paris'te o kadar köpek olduğunu söyler yazar. 'Sahiplerinin kolları yoruluyor iplerini tutmaktan. Köpekleri getirip masaların yanında tutmakla bozmuş oluyorlar konumunu doğanın. Kırın ve kentin konumudur bozulan. Çünkü köpek kıra aittir.'(syf:100)

Düşüncenin düş aleminden dil alemine geçişinin tecellisidir kelimeler. Nuri Pakdil, kelimelerin en etkili ve evrensel silah olduğunu göstermiştir bizlere. 'Sınırlı devletler gibi sınırlı ülkeleri de yoktur kelimelerin. Her kelime kendi başına sınırsızlığın bir parçasıdır.'(syf:61)

Batı seyahatini sonlandırıp Türkiye'ye dönerken dört gün kaldığı Roma ile ilgili söylediği cümle ülkemiz de bir tane şehri bana hatırlatır. Kitabı okuduktan sonra bir kere ziyaret amaçlı gitmiştim. O cümle bir kenti ancak bu kadar kısa tasvir edebilirdi. 'Türkiye'ye dönerken dört gün kaldığım Roma: Put kuyusu.'(syf:103) Israrla önerimi yineliyorum; Nuri Pakdil'e geç kalmamanızı diliyorum. İyi okumalar.

Batı Notları
Nuri Pakdil
Edebiyat Dergisi Yayınları

Hüseyin Sultanoğlu - 26.08.2011

,

4616

Hüseyin Sultanoğlu Hakkında

Hüseyin Sultanoğlu

Profesyonel öğrenci ve sosyolog adayı. @hsynsultanoglu adresinden twitter'ı sallamaya devam ediyor.

Yorumlar
  • ayla 2012.02.16 19:20

    Nuri Pakdil' in bu kitabıyla iki gün öncesinde tanışmıştım. Kitabın sayfalarını kaparken nette bu kitap hakkında söylenenlere bir göz atmak istedim. Önüme gelen ilk linke tıkladım ve bu sayfa geldi. Çok güzel ve yerinde tespitler. Çok teşekkürler. Allah razı olsun EBEDEN ve DAİMEN... Dağın ihtiyacı olmasa da buna bizlerin çok ihtiyacı var. Kalbi slm ile...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin