Bauman'ın Özgürlüğe Bakışına Dair Kısa Bir Değerlendirme

Bauman'ın Özgürlüğe Bakışına Dair Kısa Bir Değerlendirme

Bauman'ın Özgürlüğe Bakışına Dair Kısa Bir Değerlendirme

14.08.2017 - Yusuf Fettahzade
Bauman'ın  Özgürlüğe Bakışına Dair Kısa Bir Değerlendirme

"Özgürlük, kişinin öteki insanların herhangi bir müdahalesine maruz kalmadan, kendi eylem biçimini seçebilme imkânına sahip olmasıdır." Genel ve en çok kabul gören tanım bu şekilde yapılsa da, geçmişten bugüne nerdeyse insanlık kadar eski bir meseledir özgürlük. Nitekim felsefe tarihine baktığımızda Platon'dan Aristoteles'e, Spinoza'dan Hume'a, Kant'tan Marx'a, Farabi'den İbn-i Sina'ya kadar birçok düşünür 'özgürlük' sorunu üzerinde durmuştur.

Özgürlük, köleliğin toplumun ve politik yapının temelinde yer aldığı tarihi süreçlerde özellikle baskın bir etki oluşturmuştur. Buna bağlı olarak özgürlüğün tanımı ve anlamı da zamana ve zemine göre değişiklik göstermiş ve yapılan tartışmalarda bu doğrultuda olmuştur. Özgürlük, insanlık tecrübesi içerisinde kendisine felsefik bir problem olarak yer bulmuş olsa da, insanın özgürlüğü sadece felsefik bir mesele değil, bilimsel disiplinlerin de problemidir. Psikolojik ve sosyolojik etkileri düşünüldüğünde, özgürlüğü sadece düşünsel bir tartışma olarak görmek doğru olmaz. Çok yönlü bir varlık olan insanın etkilenmesi ve etkilemesi de çok yönlü olacaktır.

Özellikle günümüzde, geçmişe nazaran failin eylemlerine çizilen sınırların gittikçe aşınması ve muğlâk hale gelmesi, 'özgürlük' kavramına yapılan tanımların sınırlarının da değişmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda, sayısız uyarıcının etkisiyle çok yönlü ve çeşitli davranışlar ortaya çıkmış, bu saiklerin sosyolojik sebepleri ve sonuçları da çeşitlenmiştir. Fail ve uyaran arasında meydana gelen bu süreci belirleyen ve faili 'bireyleştiren' temel itici güç göz önünde olmasa da, her zaman etkin ve belirlenip gösterilmesi gereken asıl mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tam bu noktada Zygmunt Bauman'ın 'Özgürlük' adlı beş bölümden oluşan ve Türkçeye yeni çevrilen eseri, bu probleme sosyolojik bir analizle yaklaşmaktadır. Eser, temelde toplum üyelerinin çoğunluğu için kullanılan 'baskılama' yönteminin, yerini nasıl 'baştan çıkarma'ya bıraktığı sorunu üzerinde duruyor. Bauman, beş bölümden oluşan 'Özgürlük'ün birinci bölümünde, Panoptikon ya da Toplumsal İlişki Olarak Özgürlük başlığı altında, Michel Foucault'un, İngiliz filozof Jeremy Bentham'ın tasarladığı hapishane olan Pan/opticon (bütünü gözlemlemek) örneği ile modern gücün ıslah edici doğasını tartışmaya açmaktadır. Panoptikon özgürlük ile tutsaklık, özerk ile güdümlü eylem arasında bir kavrayıştır ve aynı zamanda evrensel kontrol makinesidir. Panoptikon mahkûmların ne düşündükleriyle ilgilenmez, sadece ne yaptıklarıyla ilgilenir. Panoptikon, denetçileri aracılığıyla sisteme kusursuz bir şekilde bağlanan ve dâhil olan mahkûmlar üretir. 'Görülmeden görme' denetçileri mahkûmlar karşısında özgür yapar. Bu durum, mahkûmların eylemlerini etkileme ve değiştirme, onların iradelerinin yerine kendi iradelerini koyabilme yetisi sağlar. Panoptikon, toplumda arızalara sebep olan faillerin her zaman denetçiler tarafından izlendiği ve bu faillerin zararlı eylemlerinin cezai sonuçlarını bilerek kendilerine sınır çizdiği, yararlı kabul edilmiş bir hapishane projesidir. Denetçilerin mahkûmları sürekli izlediği fakat mahkûmların izlendiğini bildiği halde izleyeni göremediği bu projede, sürekli izleme eylemi ile baskı altında kalarak zararlı davranışlardan tedricen sıyrılan faydalı bireyler oluşturmak ve toplum inşası amaçlanır. Bauman'ın, Bentham'ın tespiti üzerinden görülmesini istediği asıl referans noktası şudur: 'Yönetenler özgürdür, özgür olanlar yönetir. Yönetilenler özgür değildir, özgür olmayanlar yönetilir.'

Eserin bu bölümünde, tartışmanın odak noktasında yer alan ve çözümlenmesi gereken asıl problem, 'gözetleyenleri kimin gözetleyeceğidir?' Bauman, bu soruna Bentham'ın yaptığı hiyerarşik yapısından bahsederek çözüm sunar elbette, fakat onun asıl tartışmak istediği sorunda budur. Zira görülmeden görenlerin kontrolünün, bu durumda mümkün olamayacağı onun bize göstermek istediği asıl mesele olarak kaşımıza çıkar. Günümüzde buna örnek olarak her tarafa yerleştirilen kameralar örnek verilebilir. Aynı fikrin en geniş ölçekte, iş yerlerinden tutunda tüm dünyaya yayılan ve görünmeyen bir gözün insanlığı sürekli gözetleyen kameralar ile nasıl bir kontrol ağı oluşturduğu herksin malumudur.

Özgürlüğün Toplumsal Kökeni Üzerine başlıklı ikinci bölümde Bauman, dini ve felsefik özgürlük tanımları ile tartışmaya giriş yapar. Tarihsel bir arka plan analizi yaparken ilk dönem özgürlük tartışmalarının sapkın ilan edilen ismi Pelagius'un özgürlük anlayışı üzerinde durur. Köle ve efendi karşılaştırması ile vardığı sonuç, topluma tehdit olarak algılanmadan uyum sağlayabildiği şartlar altında özgürlük, daima kişiye bağışlanan ve bağışlama eylemi içinde başlangıcından beri sıkıca kontrol edilen bir şey olmasıdır. Bauman, Ortaçağ da özgürlüğü Magna Carta üzerinden örneklendirir ve modern dönemlerin şafağına ulaşana kadar, bu dönem içerisindeki gelişmelere değinir. Modern özgürlük olgusunu sosyolojik bakımdan ve bireysellikle yakın ilişkisi üzerinden tanımlar. Ona göre birey, özünde sosyal olmayan ya da en azından toplumun dışında var olan bir varlıktır. Bireyin aynı zamanda özgürlüğü devredilemez ve sadece ona aittir, fakat diğer yandan bütün toplumun menfaati adına hareket eden otoriteler tarafından oluşturulan, yetiştirilen, yasası çıkarılan ve uygulanan bir şeydir.

Bauman, Özgürlüğün Getirileri ve Bedelleri başlıklı üçüncü bölüme özgürlük arzusu ve bu arzunun temelinde yatan baskılama etkisinin karşılaştırmasına odaklanır. Ona göre toplum, işlevsel farklılaşması sayesinde bireye çok fazla seçenek bırakıp onu gerçekten özgür bir birey yaparken, aynı toplum büyük ölçekte baskı deneyiminden de sorumludur. Baskı deneyimi yaygınlaştığında özgürlük dürtüsü de onunla birlikte yaygınlaşır. Özgürlüğün anlamı, baskının karşılığı olarak düşünüldüğü sürece nettir. Tam özgürlük yalnızca tek başınalık durumunda, yani diğer insanlarla iletişime geçmekten bütünüyle kaçınma yoluyla hayal edilebilir. Kişinin amaçları ne kadar kişisel görünürse görünsün, onlar her seferinde yeni baştan icat edilmek yerine basitçe ödünç alınır ya da en azından bazı toplumsal gruplaşmaların rızasıyla geçmişe bakarak anlamlandırılır. Kişi kendi özgürlük dürtülerinde başka çıkış yolu aramak ve bulmak mecburiyetindedir. Özgürce tercih yapma anlayışını dayatan bir kapitalizm ve sürekli bir rekabet piyasası olduğu sürece kişinin kesin bir başarı elde etmesi mümkün değildir.

Dördüncü bölüm, Özgürlük, Toplum ve Toplumsal Sistem başlığını taşıyor. Bauman, bu bölümde işi, bireyin yaşamının merkezine alarak zenginlik ile yoksulluk, özerklik ile bağımlılık, yüksek toplumsal statü ile düşük toplumsal statü, özgüvenin varlığı ile yokluğu arasındaki farkı yaratan sebep olarak gösterir. İş, ona göre bireyin kendi yaşam kalitesine etki etmesinin kabul gören tek yolu, bireysel davranışı yönlendiren başlıca ahlaki norm, bireyin yaşamını bir bütün olarak gördüğü, planlayıp modellediği başlıca bakış açısıdır. Kapitalist tüketim toplumunda, hayatının büyük bir bölümünü işyerinde harcayan biri, doğal olarak özgürce seçme anlayışının, tüketimin bir öğesi olacaktır. Tüketici özgürlüğü, tüketicinin gerçekliği değildir. Tüketicinin gerçekliği bir haz arayışıdır. Tüketime yönlendiren her durum ve haz arayışı politik özneyi ortadan kaldıracağından, politik örgütlenmenin de önüne geçecektir. Tüketim ve ifade özgürlükleri, politik açıdan etkisiz kaldıkları sürece politikanın müdahalesine uğramaz.

Özgürlüğün Geleceği başlığı, beşinci ve son bölüm olarak kitabın sonuç kısmını da oluşturmaktadır. Bauman, soruşturma boyunca özgürlük üzerine varılan birtakım sonuçları dile getirir ve 'sosyolojinin görevi geleceğin başladığı noktada biter' der. O, sosyologu kâhinliğin modern versiyonu olarak kabul etmez. Bir sosyologun yapabileceği en iyi şey mevcut durumdan yola çıkarak tahmin yürütmektir. Sosyoloji, bize geleceğin nasıl olacağını söyleyemez. Yalnızca seçim bağlamında, geleceğe dair düşünmemizi sağlayabilir. Tersi bir durumda başladığımız yere geri döneriz. Kişisel özgürlük ve özerkliğe yönelik tüm kişisel talepler, tüketici pazarı tarafından emilip kendi ticari mallar diline çevrildiğinden, tüketim özgürlüğü bireyin yaşamındaki başka bir yaşam kaynağı haline gelmektedir. Sonuç olarak baktığımızda Bauman'ın şu sözü eseri özetlemektedir: 'Özgür birey, insanoğlunun evrensel bir durumu olmaktan çok uzaktır; o tarihsel ve toplumsal bir yaratımdır.

Özgürlük
Zygmunt Bauman
Çev. Kübra Eren
Ayrıntı Yayınları
İstanbul 2015
141 s.

Yusuf Fettahzade - 14.08.2017

,

680

Yusuf Fettahzade Hakkında

Yusuf Fettahzade
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin