Ben Hep Terk Edip Giden Kadınları Sevdim

Ben Hep Terk Edip Giden Kadınları Sevdim

Ben Hep Terk Edip Giden Kadınları Sevdim

14.04.2011 - Ferit Genç
Ben Hep Terk Edip Giden Kadınları Sevdim

Yolculukların benim için en zevkli yanı, her yolculuğumun bana maceralar sunmasıdır. Bu maceralarım genelde otobüs molalarında gerçekleşir. Kitap raflarına olan hayranlığım bazen açlığımın önüne geçmektedir. Öyle ki, dinlenme tesislerinde veya terminallerde bulunan kitap reyonları her zaman beni büyülemiştir. Kitap fiyatlarının ucuz olmasının yanı sıra bazen kitapların kapak resimleri ya da kitaplara verilen isimler benim o kitabı almam için yeterlidir.

"Ben hep terk edip giden kadınları sevdim" adlı eseri, bu hayranlığımın sonuçlarından sadece biridir. Eser, yazarın geçmişinde yaşamış olduğu iyi-kötü ve acı-tatlı olaylarının kaleme aldığı bir deneme çalışmasıdır. Konu bütünlüğünün olmadığı eserde yazar, yer yer aşk temasına vurgu yaparken yer yer de sosyal çevreden yaptığı gözlemlere yer vermiş, bunun yanı sıra ölüm, yaşam, sevinç, hüzün, nefret, savaş, barış, sevgi, yalnızlık gibi gündelik yaşamdaki temalara da yer vermeyi ihmal etmemiştir.

Deneme türünün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde deneme için şöyle demektedir: "Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum". Buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insanın doğal oluşuna dayanan eserlerdir. "Ben hep terk edip giden kadınları sevdim" eseri de Yıldız’ın daha çok gündelik yaşamından kesitler verdiği, bilgi kapsamında donelerin az olduğu, iç dünyasından diline uzanan, oradan da kalemine dökülen cümlelerden müteşekkil, sade dille yazılan bir eserdir. Edebî görüntüsü silik olan eserin "değer" olma anlamında bir kaygısı da yok gibidir.

Kar Tanelerinin İsyanı

Zaman geçtikçe önceki yüzyıllardaki düşünürlerin, fikirlerine hayranlığım artmaktadır. Şimdiki zamanın nasıl olacağını yüzyıllar öncesinden tahmin etmeleri, onların dolayısıyla da eserlerinin kalıcı oluşlarını sağlamış, her dönem irdelenmelerine sebebiyet vermiştir.

"Bir kenarda kalıp yaşamak yerine, toplumların içine girmeyi kabul ettiğiniz andan itibaren, onu yaratan kuralların da iyi olduğunu kabul etmek zorundasınız." (Henriette'den Felix'e). Balzac’ın, Vadideki Zambak adlı eserinde Henriette adlı kahramana yaşattığı acılar, günümüzde artık sıradanlaşmış bir vaka olarak tanımlanır. Henriette, acılarını 18. yüzyılda yaşarken, aradan geçen iki yüzyıl gibi bir süre, bu acıları günümüzde sıradan bir aşk acısı olarak gösteriyor bize. Artık etrafımızda bir değil, iki değil, yüzlerce Henriette’nin olduğunu görmekteyiz. Nasıl mı? Evlenmek istemeyip de aile baskısı yüzünden evlenmek zorunda kalan kızlar... Onlar sevgi hapishanelerine hapsedilmiş kızlardır ve yeni hayatlarında Henriette gibi, geriye kalan ömürlerini, sevdiklerinin hayaliyle u/mutsuz bir şekilde geçirmek zorunda kalacaklardır.

Erkeklerin aile içerisinde hep baskın rol üstlenmeleri, günümüzde aşina olduğumuz bir durumdur; çünkü onlar kadınların kendi istekleri doğrultusunda hareket etmelerini isterler. Kadınların hayatta hayallerinin olup olmaması ya da nasıl bir hayat yaşamak istedikleri aile fertlerinin umurlarında değildir.

Pembe pamuk helva için ağlayabilirim

İnsanlar büyüdükçe istekleri ve yapmak istedikleri şeyler de değişmektedir. Küçükken gözümüzün iliştiği bir şey oldu mu, onu almak için her türlü şeyi yapardık. Türlü hınzırlıklar bizi emelimize kavuşturmayınca en son çare olarak ağlama yolunu seçerdik. Büyüdük, hala aynı şeyleri yapıyoruz, ağlamak dışında...

Hikâye, küçük bir çocuğun annesinin sırtında usul usul dururken, bir anda gördüğü pembe pamuk bir helva için ortalığı velveleye vermesini anlatır. Çocuk gördüğü helva için adeta isyan çıkartır ta ki annesi isteğini yerine getirinceye kadar. İsteği yerine getirilen asi çocuğun isyanından, ağlamasından şimdi eser kalmamıştır.

Bunlar küçükken herkesin başından geçen olaylardır. En ufak bir şeyi elde etmek için son çare olarak ağlamak. Ama nedense büyüyünce unuturuz geçmişimizi, ta ki küçük bir çocuğun ağlayışını işittiğimiz zamana kadar. Çünkü büyüdükçe istek ve arzularımız değişir. Küçükken en ufak bir isteğimiz, biz büyüyünce yerini başka isteklere bırakır. Mesela babasını kaybeden birisini ya da televizyonda bir savaşta hayatını kaybeden mazlum insanları görünce ağlardım. Şimdi ise tanık olduğum olaylar karşısında metanetli olmaya çalışırım, en azından denerim...

İsteklerimiz de değişir. Küçükken bir odamız ya da bisikletimiz olması hususundaki isteklerimiz, biz büyüyünce, yerini büyük bir eve, konforlu bir arabaya ya da çok güzel bir tatile ve bunun gibi isteklere bırakır.

Herkes, hayatında küçüklük yıllarına özlem duyar ve çoğu zaman bir pembe pamuk helva için ağlayamayanlar, artık ağlamak isterler. O helvayı yedikten sonra- dünya o zaman belki daha mutlu bir yaşama tanık olur diye-dünyanın bütün sıkıntılarından kurtulup mutlu olmak için de her şeylerinden vazgeçmek isterler.

Ferit Genç - 14.04.2011

,

2593

Ferit Genç Hakkında

Ferit Genç

89 yılında temmuz ayında dünyaya geldi. Bitlis doğumlu. Sosyoloji öğrencisi. 43 numaralı ayakkabısıyla 43 plakalı Kütahya sokaklarını arşınlayıp parmak uçlarıyla üşütür dünyayı. Soğuk espirilerin en hayır kısmında sağanak yağmurun ıslaklığıyla dokunur kancık bir klavyeye.

Neden hayallerinizi sürekli erteliyorsunuz diye iddalı düşünceleri sağlam bir temele oturduğunda ve iyi bir sigara içicisi durumuna geldiğinde ciğerlerinden bir himalaya fışkırtmaya çalışacak.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin