Benim Dengemi Bozmayınız!*

Benim Dengemi Bozmayınız!*

Benim Dengemi Bozmayınız!*

02.05.2016 - Fatih Çetinkaya
Benim Dengemi Bozmayınız!*

“Hayatınızda en önemli iki gün: doğduğunuz gün ve neden doğduğunuzu anladığınız gündür.”

Mark Twain

Şahit olduğumuz herhangi bir haksızlık ya da zulüm karşısında ne kadar sessiz kalabiliriz? Gerçekten sessiz kalabilir miyiz ya da? Kalabiliyorsak eğer, yaratılışımızdan uzaklaştığımızın farkına varıp fabrika ayarlarına geri dönmenin zamanı gelmiş olmaz mı? Çünkü fıtratımız gereği dengesiz ya da uyumsuz olan her şey bizi rahatsız eder. Tam bu noktada dengeli ve nizamlı olan her şeyin de bizde nasıl mükemmel bir his bıraktığından söz etmek istiyorum. Eski Mısır ve Yunanlıların bulduğu düşünülen altın oran, bir bütünün parçaları arasındaki en mükemmel oranı ifade ediyor. Örneğin bir insan yüzünün yüksekliği ile genişliği arasında, gözlerinin duruşu ve dudakları arasında 1,618’lik bir altın oran varsa, o kişinin yüzü bize kusursuz görünür. Çünkü yüz hatlarındaki altın oran sağlanmıştır. İnsanlar bu mükemmel estetiğe karşı nasıl ki duyarsız kalamıyorsa; haksızlık, zülüm, katliam, cinayet, hırsızlık ve daha ne kadar dengeleri alt üst eden hamle varsa, bunlara karşı da duyarsız kalamaz. Artık bundan sonrası kişiliğimiz ve karakterimiz ile ilgilidir. Yapacağımız ya da yapmayacağımız her hamle, bizim fıtratımız ile olan bağımızı da gösterir.

Orijinal adı The Equalizer olan ve Türkiye’de iki yıl önce Adalet ismi ile gösterime giren film de, insan fıtratının dengeleyiciliğini, düzenleyiciliğini sorguluyor. Hatta gözler önüne seriyor. Bu nokta da filmin adının Türkçeye aktarılırken, içeriğini tam da karşılayamadığını düşünüyorum. Çünkü filmin başkahramanı olan Robert McCall (Danzel Washington) sadece karşılaştığı adalet ilişkilerini düzenlemiyor. Filmin daha ilk dakikalarından itibaren sürekli zamanı kontrol eden, zamanını düzenlemeye çalışan bir karakterdir. Hayatı tam bir disiplin içerisinde yaşayan Robert, kitabını okurken, uyurken, çayını içerken şaşmayan bir titizlikle yaşar.

Robert’in her akşam aynı saatte gittiği, çayını içip kitabını okuduğu kafeteryada sürekli karşılaştığı ve ufak tefek konuştuğu bir kız vardır: Alina (Chloë Grace Moretz). Birbirlerinin isimlerini dahi bilmeden her akşam karşılaşan bu iki insan, yalnızca Robert’in okuduğu kitaplardaki hikâyelerden söz ediyorlardı. Robert’in insanın kendisi olma fikirleri burada gün yüzüne çıkmaya başlıyor.

Alina bir gün Robert’in masasına oturmak ister. Onun her akşamki gelişinde, masayı düzeltişine, evinden getirdiği sallama çayı peçetenin içerisinden çıkarışına, masanın hemen soluna bıraktığı kitabı düzeltişine, masa üzerindeki çatal ve kaşıklardan çatalı sağ tarafa kaldırıp peçete üzerinde yalnızca kaşığı bırakışına şahit olan Alina, tereddüt eder ve “özür dilerim, protokole uymuyorum değil mi” diyerek geri çekilir. Filmin daha bu ilk dakikalarından itibaren seyircilerin Robert hakkında düşündükleri şey, muhtemelen onun tam bir düzen abidesi ya da yaşayan bir terazi olduğudur. Hayatının her saniyesini müthiş bir düzen ve denge içerisinde yaşayan bir terazi…

Robert, gizemli geçmişi olan ancak hayatını sıfırlamış ve sakince yaşamaya çalışan yaşlıca bir karakterdir. Ne kadar sakin bir hayat istese de etrafına karşı kayıtsız kalamaz. Hele de bu kadar düzen psikopatı bir karakter olunca…

İlk önce çalıştığı marketten mesai arkadaşı Ralphie’nin hayatını düzene sokmaya çalışır Robert. Ralphie güvenlik görevlisi olmak için hazırlandığı sınav için ondan yardım ister. Fazla kilolarından kurtulması için yediklerine karışır örneğin. Ralphie’nin her vazgeçmek istediğinde onu motive eder: “Kendinden şüphe etme evlat, şüphe öldürür.”

Daha sonra da kafeteryada sürekli karşılaştığı Alina’nın düzenini korumak ister. Daha doğrusu Alina’nın dengeden uzaklaşmış hayatını tekrar dengeye getirmek ister. Alina, bir Rus mafyası tarafından zorla çalıştırılan ve bedeninden para kazanılan bir hayat kadınıdır. Ama henüz çok küçüktür ve bu işe zorlanan bir bireydir. Robert bu duruma da sessiz kalamaz ve bir şeyler yapmaya çalışır. Bu hamlesi onu Rusya’nın en büyük mafya liderlerinden biri ile karşı karşıya bırakır.

Film, düzene âşık bir adamın tüm düzensizliklere karşı açtığı savaşın bir yansıması olan Adalet filmi, bize aslında nasıl duyarsız olmamamız gerektiğini öğretiyor. Yani fıtratımızdan uzaklaşan bize, fıtratımızı hatırlatıyor. Mark Wahlberg’in oynadığı Shooter filminin de yönetmeni olan Antoine Fuqua’dan başarılarının devamını diliyor, filmi de izlemenizi tavsiye ediyorum.

*Turgut Uyar’ın “Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir” adlı şiirinden.

Fatih Çetinkaya - 02.05.2016

,

1110

Fatih Çetinkaya Hakkında

Fatih Çetinkaya

Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı yüksek lisans öğrencisi

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin