Benim İki Dedem Vardı

Benim İki Dedem Vardı

Benim İki Dedem Vardı

24.07.2013 - Fatmanur Demir
Benim İki Dedem Vardı

 

Her olay romanlaştırılabilir.

Her hüzne ağıt yakılabilir.

Her sevincin bir çığlığı vardır.

Ancak her söylenenin doğruluğu belgelerle sabit olmayabilir. Bazen vicdan en iyi delildir anlayan için. Bazen de bir kağıt, bir imza hüküm sürer zihinlerde. Anlatılanların gerçekliği kesin olmasa bile dinlerken etkilenir insan. Çünkü insan budur ve böyle olmalıdır.

Bu kitap 1915-1938 yıllarında yaşayan birçok aşiretin sesini duyuruyor okuyucularına. Atma jorı’dan başlıyor, Goçaryonlu İbrahim’le kasap Artin’in dostluğuyla devam ediyor. Yazar bir belgeye dayanarak yazmadığını, bilakis kitabının kaynağının söylenceler olduğunu en başta belirtiyor.

Roman, içinde birçok aşireti ve kollarını barındırması nedeniyle ilk bakışta biraz karışık gelebilir. Kısacası sağlam bir kafayla okunması gereken bir kitap var elimizde. Yani birçok romanda bulduğumuz akıcılığı, anlaşılabilirliği bu kitapta göremiyoruz. Çünkü konu itibariyle olması gereken bu. Ayrıca, o zamanın şartları itibariyle eşyalara verilen isimler, kullanılan kelimeler dahi çok farklı.

Yazar, sadece Dersim olayından, Şex Said isyanı gibi siyasi olaylardan bahsetmez. Bunlarla birlikte o zamanın koşullarından, gelenek-göreneklerinden hatta komşuluk-akrabalık ilişkilerinden bile bahseder. Bu yönüyle de okuyucuda merak uyandırmıyor değil. Kitabı okurken oyun çeşitlerinden Çallig’i, Çusig’i dahi öğreniyoruz. Hatta kimilerinin aşkına şahit oluyoruz. Bu aşkın sonucunda evlenenleri ve dolayısıyla o zamanın düğünleriyle ilgili çok farklı detayları öğrenme imkanımız doğmuş oluyor. Mesela evine ilk kez giren her gelinin eşiğe konmuş ermeni yapımı saca sağ ayağıyla basıp girdiğini, damadın bir günlük de olsa bey ünvanıyla anıldığını… Bunlar gibi şeyler kitabı daha çok dikkat çekici kılmış.   

Hiçbir ressam bu durumu işleyemez. Kaldı ki bu dünyada o renkleri bulamaz. Hangi müzisyen durumun ağıtını yakabilir ki, hangi enstrüman o inilti, çığlık, haykırış, saldırı narasını çıkarabilir? O sesi çıkarsa bile hangi müzisyen, o sesleri bir kalıba sokarak sunabilir ki? Hadi çıktı böyle bir müzisyen diyelim. Ürettiğini hangi cinnet ötesi insana dinletebilir? ( sf. 35)

Zazaların Tertele adını verdiği Ermeni Tehciri Kanunu 1915 yılında meydana geldi. Arapgir’deki Ermeni’ler bu kanuna tabi tutulmuşlar ve köye askerler gelmişti. Yazar Tertele’yi milletin diliyle anlatırken “Onlar dedi, ben yazdım. Halk şahidimdir.” demeyi de ihmal etmiyor. Çünkü kitapta bu olayın anlatıldığı bölüm fazlasıyla dikkat çekecek şekilde yazılmış. Bu durum, yazarın cesaretini de ortaya koyuyor.

Tertele’den sonra o bölgedeki kürt aşiretlerinin birleşerek özerklik için mücadele etmelerinden ve Dersim Olayının vuku bulmasından, Şex Said İsyanı’ndan, sonrasında yaşanan kıtlıktan bahsediyor yazar. Birbirini takip eden olayların halkı nasıl güçsüz hale getirdiğini adım adım anlatıyor. İki kılıçlı kürt Sülo’nun önceleri gittiği her köyde “ağam ne istersin?” sorusuna “kılıçlarıma sorayım” deyişinin hemen ardından “kırk yumurtalı kaygana” cevabıyla milleti sömürüşünün son buluşunu tahkiye ediyor.

Bu kitap belki siyasi ya da sosyal açıdan birçok şey öğretebilir okuyucuya. Unutulanları hatırlatabilir. Ancak bunlardan öte Kasap Artin’le Goçaryon’lu İbrahim’in dostluğu, değerlerimizi yeniden hatırlatıyor bize. Tüm varlığını gözünü kırpmadan arkadaşına feda etmenin güzelliğini en berrak haliyle İbrahim’de görüyoruz. Bence en çok da bunun için okunmalı bu kitap.

 

İki Dedem Vardı

Mehmet Ali Çabuk

Değirmen Yayınları

Sayfa 256    

 

 

Fatmanur Demir - 24.07.2013

,

3286

Fatmanur Demir Hakkında

Fatmanur Demir

Zamanının çoğunu hizmete ve kalem-kağıda vermeye çalışan biri... Yazıyı ihtiyaçtan öte bir sevda, kalemi de İnce belli yarim olarak adlandıran ve zamanın cihadının da kalemle yapılması gerektiğini düşünen bir mücahide...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin