Benim Parisim

Benim Parisim

Benim Parisim

24.07.2015 - Serkan Parlak
Benim Parisim

“ Ölümün aslında korkulacak bir şey olmadığını, onun da kendi içinde güzellikleri olduğunu, sonbaharda Paris’in doğasını izleyerek kendinize hatırlatabilir, içinizdeki ölüm korkusundan belki de biraz olsun sıyrılabilirsiniz.”

Geniş bulvarların, tarihi binaların, pek çok müzenin, günden güne azalan sanat galerisi ve kitabevlerinin, kafelerin, lokantaların, her köşeden fırlayan sokak müzisyenlerinin olduğu, aşkla özdeşleşmiş dünya başkentine hoş geldiniz.

Paris’te yaşamak zordur. Gerçekten zordur. Yalnız insanlar bu şehrin sokaklarında birlikte yaşamaktadır. Varsıllar ise villalarında yalnızdır aslında. Onlarında güvenlik kaygıları artmış, yaşadıkları bölgeler etrafı çitlenmiş site mantığıyla düzenlenmeye başlamış. Ne kadar da tanıdık!

Her an ayrılmanın kıyısında duran âşıklar Sen Nehri köprü korkuluklarına asma kilit asmakla meşgul. Paris yalnızlığın başkentidir kelimenin tam anlamıyla. Yılda yaklaşık altmış milyon turist ağırlayan bu kentin meydanları sokak insanlarından, varlıklı olup da evsiz yaşamaya karar vermiş varoşlardan yavaş yavaş temizleniyor, yerleri ise şehrin hemen hemen her yerinde pıtrak gibi bitmeye başlayan masajcılara bırakılıyor. Kent merkezlerini soylulaştırma eğilimi burada da geçerli anlaşılan.

Kitapçılar, sahaflar, eskiciler, antikacılar, bakkallar, dergi ve gazete arşivcileri bütün zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışıyor. Gazete ve dergi meraklısı bir okur olarak bu tarz mekânların Türkiye’de de olması için neler vermezdim. Turizmin baskısıyla her an bir kafe, lokanta, turistik eşya satan bir dükkân ya da AVM’ye dönüşebiliyor. Yazar bu olup bitene hastalıklı bir nostalji duygusuyla değil, kendine özgü bir hüzünle yaklaşıyor. Sorun anıların olduğu mekânların birer birer ortadan kaybolması.

Kitaplar, kitabevleri gibi insanlar da Paris’in yaşamına direnmektedir.

Yaklaşık kırkı yıldan beri Paris’te yaşayan kitabın yazarı Cüneyt Ayral ilk olarak 70’li yılların başlarında gelmiş, o dönemde TRT’ye göçmen işçilerle ilgili söyleşiler hazırlıyormuş. Türkiye’den öğrenciler, darbeden kaçan devrimciler, işçiler varmış önceleri. Faubourg Saint-Denis Sokağı şehrin en eski Türk mahallesi. Zenginleşen Türk ve Kürtler bölgeden ayrıldıkça, yerlerini Uzakdoğulu, Ortadoğulu ve Hint göçmenler almaya başlamış. Nöbetleşe yoksulluk… Şimdi ise ağırlık Türk-Kürt mutfağını sunan lokantalarda ve dönercilerde.

Paris, kültürün “çay şekeri” gibi içinde eridiği ve şehrin kimliğini belirlediği bir yerdir.Etnik çeşitlilik karmaşa ile birlikte canlılığı da getiriyor, yetmiş iki millet bir arada yaşıyor bu şehirde. İşte bu yüzden yapayalnız da kalsanız Paris’ten kopmak çok zordur. Kitaptaki en ilginç insan örneklerinden biri işte bununla bağlantılı. Yıllarca kuaförlük yapan, bir ara inzivaya çekilen, son olarak dayanamayıp geri dönen ve açtığı sanat galerisiyle kentteki graffiti ve sokak sanatçılarının hamisi olan Şebinkarahisarlı Kuaför Celal…

Yazar kentteki değişimi çok iyi gözlemliyor. Keşke bu gözlemlerini daha fazla sosyolojik çözümlemeyle geliştirseydi. Yaşadığı, gezdiği bölgeleri cadde cadde sokak sokak tarihsel köken, kültür, yaşam biçimi, etnik çeşitliliği ve sınıfsal ayrımları da de göz önünde bulundurarak anlatıyor. Kaldığı otelleri, gezdiği müzeleri orayı değerli yapan sanatçılarıyla, gittiği sanat galerilerini oralarda kurduğu dostluklarla, kafe ve lokantaları tadına doyum olmaz sohbetler, oraların müdavimi olan ünlülerle hatırlıyor. Mekânlar ona unutamadığı anıları çağrıştırıyor, ulaşılamayan bir yazar, sohbet edilen bir oyuncuyla, kırık bir aşk hikâyesiyle ilgili hatıralar kimi zaman sevinç kimi zamanda hüzünle paylaşılıyor. Yazarın anılarını paylaşmadaki temel derdinin unutulmamaktan çok yaşananları paylaşmak ve hikâye anlatmaktan kaynaklanan derin bir tatmin duygusu olduğunu düşündüm hep kitabı okurken.

Cüneyt Ayral, kendi seçimlerini okuyucuya dayatmıyor, gezmeyi, denemeyi öneriyor, en iyisini bulmak için en doğru yol bu çünkü.Kitabın yeni baskılarında umarım krokiler de eklenebilir, her ne kadar rehber bir kitap olmadığı iddia edilse de. Kitabın hemen hemen her sayfasında anlatılan yerle bağlantılı çok iyi çekilmiş fotoğraflar var. Fotoğrafları yazarın kızı Dilara Kutay çekmiş. Paris’e gezmeye gideceklere oteller, kafe ve lokantalar, eğlence yerleri hakkında da çok değerli bilgiler veriyor yazar. Şanzelize efsanesini yerle bir ediyor, Eyfel Kulesi’ne laf yok. Bense bu işin bir iki haftalık tur gezileriyle kesinlikle olmayacağına kanaat getirdim, ne yapıp edip yaşamak lazım, ya da Paris’le ilgili kitaplar okumaya devam etmek.

Yazımın sonunda Fransızlarla ilgili bize özgü bir klişeyi alıntılamak istiyorum. Yazarın üslubundaki ironi harika:

“ Paris Belediyesi’nin tek derdi, Fransızların geleneksel pislikleri ile uğraşmaktır. Köpeğinizin kakasını temizlemezseniz, yasalara göre ciddi cezaları olmasına karşın, bununla baş edemeyen belediye, özel sokak yıkama makineleriyle şehri sürekli temiz tutmaya çalışıyor.

Bira içmeyi seven Fransızlar, Paris sokaklarına işemekten kendilerini alamazlar, o yüzden köprü altları, metrolar her zaman iğrenç bir sidik kokusuna teslim olmuştur.

Parfümün Fransız icadı olmasının nedenini, onların bu pisliklerine bağlar çoğu insan; kadınların topuklu ayakkabılarının da, sokaklardaki insan ya da hayvan kakalarına basmamak için Fransa’da icat edildiğini söyleyenleri duydum.

Paris’in geçmişinde insanların dışkılarının sokaklara döküldüğü, evlerde hela olmadığı bilinir. Bugün bile Paris’teki evlerde helalar banyodan ayrı olarak yapılmıştır, yani hela kültürü ve duş yapma alışkanlığı, Parisliler için çok yeni alışkanlıklar arasındadır.

Paris sokaklarını gezerken, bunun istenmeyen örnekleri ile karşılaştığınızda şaşırmayın diye anlattım bunları…”

Benim Paris’im, Cüneyt Ayral, Fotoğraflar: Dilara Kutay, Oğlak Yayıncılık/Edebiyat/Anı, Birinci Baskı:2015, İstanbul

Serkan Parlak - 24.07.2015

,

2796

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin