Beş Şehir ve Kıymetli Özelliklerine Dair

Beş Şehir ve Kıymetli Özelliklerine Dair

Beş Şehir ve Kıymetli Özelliklerine Dair

21.12.2020 - Ülker Gündoğdu
Beş Şehir ve Kıymetli Özelliklerine Dair

Düşünürler, teorileri ile şehirleri ve toplumları asırlar boyu etkilemişlerdir. Bu teorileri, kitaplar üzerinden insana ve şehre tesir etmiştir. Şehirler üzerinden geçen medeniyetlerin geride bıraktığı eserler ile kıymetli özelliklere donanmıştır. Bu donanma durumu kitaplarla bir aktarımı sağlamış, kitaplar kuşaklar arası medeniyetin köprüleri olma vazifesini üstlenmiştir. Şehirlerin bağrında yetiştirdiği anlamlarla hayat bulan Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, okura şehrin anlamını öğretmekttiği bir monografik eserdir.

Medeniyetler beşiğinde yaşamış olan Ahmet Hamdi Tanpınar, bulunduğu coğrafyadan kültürel anlamda zenginleşmiştir. Mesleki başarıları ile birçok şehir ve ülke görmesiyle de zenginleşen düşünce dünyası, Tanpınar’ın, eserleri aracılığıyla zenginliğini okurla paylaşma imkânı sunmuştur.

Şehir sosyolojisinin meselesi, disiplini, toplumların yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışmaktır. Şehir ve insanlar arasındaki ilişki, etkileşim ve çatışmalar, kurumlar ve sosyal bağlarıyla birlikte irdeler. Gelenekselden modern topluma geçişin parçası olan şehirler, ruhuyla kendini hissettirerek aktarır.

Hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen özlemin temsilini dile getirir Beş Şehir. Üzüntü ve özlem yaşadığın şehire olan sevginle birleşir. Sevginin çerçevesi olan şehirler hayatın ve vatanın manevi kültür simasıdır. Nesiller, medeniyet değişmesiyle, yaşam ümitlerinin bağlı olduğu, tecrübenin dönemeçlerinden manzarayı seyretmektedir Tanpınar. Tenkit, inkâr, kabul ve red, ümit ve hülya ikilemlerinde yaşanan gerçek mana Türk cemiyetinin hakiki macerasıdır. Selçuk ile Osmanlı arasındaki farkı adaptan, üsluba, insan ve zevke kadar derinleştiğini şehirler üzerinden gösterir. İki ayrı üslup Rumeli coğrafyası ve Akdeniz terbiyesi yoğrulmuş olan Osmanlı’nın Rönesans’ının neler olduğuna dikkat çeker. Selçuklu eserlerinin harap durumuna, iktisadi buhranlar ve önemli düşünce farklılığının payı olduğunu gözler önüne sermektedir. Beş Şehir’de okur, her devire tanıklık eder.

Ankara

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Eski bir garpçıyım fakat canlı hayata, yaşayan ve duyan insana, cansız madde karşısındaki bir mühendis gibi değil, bir kalp adamı olarak yaklaşmayı istedim. Zaten başka türlüsü de elimden gelmez. Ancak sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar.” (s.11) ifadesini kullanır. Bu durum, eserin derinlerine nüfuz eden düşünceyi anlamamızda faydalı olacaktır.

Ankara daima dasitani ve muharip görünür. Bütün arazi terkiplerini kendinde toplayan ufka hep aynı sükûnetle hâkim. Orta Anadolu’ya iç kale olmuş. Etilerin, Frigyalıların, Lidyalıların, Roma ve Bizans’ın, Selçuk ve Osmanlı Türkleri’nin zamanlarından beri tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanmıştır. Mağrur sükûtundan sızan düşünce ve duygular bilebilseydik ne iyi olurdu. Şehrin mazisiyle yaşadığı saati birleştiren gezintiler zevk olur.

Erzurum

Mazı Ağaçları, Botan Suyu’nun kolları, Murat Suyu köprüsü, Yıldız Dağı, Süphan Dağı, insanda acayip etkisiyle yüce bir tesir bırakır. Bakır, kuyumcu dükkânlarıyla, otuz sekiz medresesi, elli dört camisi, İran transitin beslediği refahlı ve mağrur Erzurum, sonra harap şehir arasında ilişki memleketin hiçbir yerinde birinci Dünya Savaşı’nda geçirdiği tecrübenin acılığı Erzurum’da olduğu kadar açıklıkla görülemezdi. Erzurum’un, Sivas’ın, Kayseri’nin, Konya’nın camileri, medreseleri, kervansarayları, bir yay gibi, yeni kuruluşun ilk noktasını, hazırlamak için unsurlar senfoninin ana teminini verir. Dilimiz ve kılıcımız gibi ata yurdundan getirdiğimiz biçimleri, özellikleriyle yükseldikçe, etrafındaki bütün hayat değişir. İnsan ömrü, unutmanın şerbetine yiyecek kadar muhtaçtır. Hür müstakil yaşam iradesini Atatürk, Erzurum’dan Anadolu’nun içine doğru başlattığı mücadelesiyle milletimizin tarihi haklarını fethederiz.

Konya

Esrarlı güzelliği, bozkırın serabındandır. Ova, ışığın ufukta rüyaya daldığı anda susuzluğuna kanaat eder. Ruhu sağlam kendi başınadır. Gösterişsiz, içten Anadolu insanının aynıdır. Mevsimlerine karışman, çeşmelerinden, Çarbağ sularını içmen, işlenmiş kapılarından geçmen, sırmalı çarşaflarında uyuman lazımdır. Konya tıpkı Mevlevilik gibi initiation (kabul töreni) ister senden. Sonrası her şeyini verir. Güzel ve sevmesini bilen bir kadın gibi mazisini açar. Bu maziyi ve onun kudretini iyice tanıdığınız için bütün bütün sizin olacağına bir türlü inanmayarak sever tanırsınız.

Alaeddin Keykubad’ı şehir parlak şekilde karşıladı. Bu büyük padişah her biri bir ihtiyacı karşılayan o mühim seferlerini, çok hesaplı ve daima sağlam politikasını, hep Konya’da hazırlandı. Kamaştırıcı aydınlığında hiçbir şeyi olduğu gibi görmenin mümkün olmadığı Divan-ı Kebir içinde yaşadığı aşk Konya’nın payıdır. Onun dünyası hareket halinde bir dünyadır. Burada her şey yaratıcı aydınlığın ve aşkın kendisi olan Allah’ın etrafında döner, ona doğru yükselir onda kaybolur, ondan doğar ve ayrılır, tekrar onunla ve birbiriyle birleşir. Her şey burda birbirini özler, birbirinin aynıdır, birbirine cevap verir. Bu mahşerde ne öldüren, ne seven ne sevilen birbirinden fark edilir. Mevlana gibi hiç kimse Aşk’ını tanrının dini olduğundan bahsetmemiştir. Konya cami ve medreselerinin 1. Alaeddin’in altın kakmalı sırma işlemeli, saltanat çadırı, Selçuk destanının, Mesnevi ve Divan-ı Kebir’in doğmasını, ince kibar musikinin kolaylaştırdığı hayat insanlarının sevinç ve acılarla beraber olur Konya.

Bursa

“Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu.” Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil’de dua eder. Hasretlerimiz, ıstıraplarımız, sevinçlerimiz, ümitlerimiz kendi hususiyetlerini yapan renklere mevcuttur. Yeşil’in kapısında nöbet bekleyen taze serviler gösterişsizliğin aynasında nöbet bekleyen taze serviler gösterişsizliğin aynasında el ele, yan yana, yaşıyorlar Bursa’da.

İstanbul

İstanbul’un suları Çırçır, Karakulak, Şifa Suyu, Hünkâr Suyu, Taşdelen, Sırmakeş… Bir gül gibi yaprak yaprak açılan bir İstanbul doğar. İstanbul’un iklim özelliği, lodos poyraz mücadelesi, değişik toprakların üzerine kurulan semtlerin farklılıkları başka yerde görülemez. İstanbul hayalimizi işletme sihriyle insana tesir eder. Zevk inceliği, sanatkârca yaşayış tarzı, sağlam bir kültür olur. Nisan’da erguvanlar açar Boğaza. Yaşadığımız an efsaneleşir İstanbul’da bu masal içinde mevsimler, günler, renk, koku semti büyüler. En büyük meselemiz, mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağımız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranlarının çocuklarıyız, hepimiz hayatımıza ve eserlerimize yakından sahip olacağız. Aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir. Daha kendimiz olan bir bugünü yaşamamız kabildir. Tabiatın sahnesinde aktör kadar tesirli Türk cemiyetinin yeni bir eşiğinde olduğu bizzat İstanbul’un kendisi bu hayatın en kıymetli şehri.

Sonuç olarak toprak kendine ruh, nizam alır şehirlerde. Üzerine bastığımız taşlara değen başlar kader uğrunda yoruldukları şeylerin mirasının büyüklüğünü göremeseler de yaşayan görmektedir. İnsan kaderinin büyük taraflarından biri de, bugün attığı adımın kaderini nereye götüreceğini bilmemesidir…

Beş Şehir

Ahmet Hamdi Tanpınar

Dergah Yayınları

224 sayfa

Ülker Gündoğdu - 21.12.2020

,

4059

Ülker Gündoğdu Hakkında

Ülker Gündoğdu

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin