Bibliyomani, Babaannem ve Kütüphane

Bibliyomani, Babaannem ve Kütüphane

Bibliyomani, Babaannem ve Kütüphane

28.03.2011 - Büşra Nur Karaarslan
Bibliyomani, Babaannem ve Kütüphane
Dişten tırnaktan değilse de teknolojik masraflarımdan artırıp aldığım, az sayıdaki kitaptan oluşan kütüphanemin önündeyim. Birkaç boş raf canımı sıkıyor, Köse İmam’ın beyitleri dolanıyor dilime:

“Dest-i gadri müstairândan ziyânım bihessab,
Ahdim olsun, âriyet hiç kimseye vermem kitab”

(Ödünç olarak alanların zulmünden hesapsız zararlara uğradım, onun için ant içtim artık kimseye vermem kitap.)

Gülümsüyorum. Aklıma bir kıssa düşüveriyor hemen: Ünlü bir kitapsever, yakın dostunu kütüphanesinde gezdirirken; hayran kaldığı kitabı birkaç günlüğüne ödünç isteyivermiş dostu. Vermemiş bizimki: “Yağma yok azizim, ben bu kütüphaneyi zaten bir günlüğüne ödünç aldığım kitaplarla kurdum.”

Tebessümün sadakalığını düşündükçe yüzümdeki kaslar geriliyor, babaannemin odama gelişini bile fark etmiyorum. “Ne oldu, yine kitapların başındasın. Kime çektin sen böyle!” diye usançla bağırıyor. Düşünüyorum, sahi kime çektim ben böyle?

Kime çektiğimi bulmalıyım. Bir yerlerden başlamalı, peki ama nerden? ‘Ben kimim?’den başlıyorum sorgulamaya. İsmim mi, cismimi mi bu sorunun cevabı? Hayır, aradığım şey bu değil. Çağın sorunu, kimlik kaygılarımı bir kenara bırakıp; İslam kisvesi içinde oluşum çörekleniyor zihnime, öyle ya ben İslam’ım. Ne zaman en çok İslam’dayım, o zaman en çok kendimdeyim. O halde orda aramalı cevabı.

Kütüphanedeyim. “İslam’da kitap” konulu makaleleri, tabiri caizse linç ediyor zihnim. Elime kalemi kondurana ant olsun ki şaşırmıyorum sonuçlara.

Orta Asya Türkleri, henüz İslam’ı tanımazlıklarından önce Çinlilerden kâğıdı alıp, eklemişler kültürlerine. Sonrası, sayfalardan kitabi bilgi olarak akıyor zihnimin boş ceplerine. Önce Mekke ve Mısır, savaşlarla öğreniyorlar atalarımdan kâğıdı, sonra Sicilya, İspanya ve diğerleri. Tabii atalarım da dinimizi öğreniyorlar, İslam’ı seçiyorlar kendilerine din yerine. “Kültürel kıskançlık krizlerimiz yok elhamdülillah, iyi ki etkilemişiz birbirimizi” deyip; tarihin sarı sayfalarında ille de bir kütüphanenin tozlu rafları arasında yolculuğuma devam ediyorum.

Kitaba saygıyı okuyorum Ebu’l Ferec’in Kitab’ul Fihriste’sinde. Dönemin halifesi nahoş yazılarla kötü derilere yazılmış kitapları temize çektiriyor; alkış tutuyorum ben de. İlk kitap çarşılarını kuruyor Abbasiler, Avrupa’dan tam 800 yıl önce. Atalarımla gurur duyma hislerim zirve yapıyor. İlim ve fikir mahfilleri (meclis) açılıyor sonra. Çay yerine fikir demleyip; şerbet yerine düşünce içiyorum bu meclislerden birinde.

Kütüphane memuru teknolojiye ayak uydurmuş olmalı, mekanik bir ses bugüne çağırıyor beni: “Yarım saat içinde kütüphanemiz kapanacaktır, lütfen hazırlanın.” İstemsizce “measselameh” deyip meclisten ayrılıyorum, yarını iple çekiyorum.



Kütüphane kelimesi sabah saatlerinde irdeleniyor makaleler arasında. Arapça kitabın çoğulu “kütüb” ile Farsça ev manasındaki “hane” birleşiveriyor mahir sözlükçülerin elinde amiyane tabirle: “kütüphane” doğuyor. İlk kütüphaneleri merak ediyorum ve sonuç camilerin halini düşününce şaşırtıyor beni. Bilinen ilk kütüphaneler mescidlermiş, kâğıt masrafı, cahillikle savaş gibi sebeplerle; “eşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen bir peygamberin ümmetine yakışanı yapıyor eskiler. Camiler irfan yuvası oluveriyor, ödünç kitaplar veriliyor halka. Bir müddet sonra naif, ince ruhlu, hisli adamlar; hat, cilt ve tezhiplerle, en sevdiklerini gelin gibi süsleyiveriyorlar. Görücüye çıkmaya hazır kitaplar, varakan (bilgin) sıfatlı kitapçılar tarafından itinayla raflara diziliyor, arz-ı endam ediyorlar artık. Dükkânlar ilk akademik tartışma mekânları olurken; tartışmalarda bilinmeyeni bilmek isteyenler artıyor, seyyah kitapçılar türüyor bir müddet sonra. Yazarların tüm masrafları devrin hükümdarlarınca karşılanıyor, camilerden sokaklara taşıyor kütüphaneler, hayranlıkla dolaşıyorum sokak aralarında.

Hadis ilmi kurucularından birinin menkıbesini okuyorum, karısı şöyle diyor âlime: “3 ortaktan daha çok öfkelendiriyor beni şu elindekiler” tebessüm ediyorum. Bibliyomani (kitap deliliği) kavramını görünce, semptomlarını yokluyorum bedenimde; “başladı mı yoksa” vesveselerine kulak tıkıyor, yolculuğuma devam ediyorum.

Hayır, yine o mekanik ses… Kütüphane memurunu kandırıp geceyi burada geçirme hain planlarımla, karanlıktan korkularım savaşıyor; savaşı annem kazanıyor. Çalan telefonumu istemsizce açıp : “Yarım saate evde olacağım inşallah anne” diyorum. Oysa öğrenecek daha çok şey var! Büşra Nur Karaarslan - 28.03.2011

,

2995

Büşra Nur Karaarslan Hakkında

Büşra Nur Karaarslan

Sakarya Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu; çalışıyor. Öğrencileri ve kitapları ile mutlu. Büyüyünce yazar olacak sanıyorlar; bakalım kısmet diyor; sınavı kazanırsam...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin