Bilal Can Yazdı: Bir Düşünme Aracı Olarak Sinema

Bilal Can Yazdı: Bir Düşünme Aracı Olarak Sinema

Bilal Can Yazdı: Bir Düşünme Aracı Olarak Sinema

30.01.2017 - Bilal Can
Bilal Can Yazdı: Bir Düşünme Aracı Olarak Sinema

Platon’un “mağaralar” alegorisi göstermiştir ki sinema sadece görüntülerden oluşan bir bütünlük değil, ayrıca reel ve sanal gerçeklik için ayrımın da yapılacağı sahadır. Görmek ve bakmak arasındaki ince çizgide sinemayı sadece “görme biçimiyle” değerlendirenler onun bir medeniyet meselesi olduğunun ayırtına varamayacak; sadece bakanlar ise düşünce deryasından paylarına düşen hem ontolojik hem de epistomololojik sonuçları elde edemeyeceklerdir. Sinema, bir vakit geçirme aracı olmaktan ziyade vakti değerli kılma, insan için başkası olma sürecidir. Diken’in ifadesiyle:

“Sinema, insanın kendisinden ayrılıp bir başkası olmasını mümkün kılar. Olduğu yerde göçebeye dönüşmesini sağlar. Toplumsal tahayyülü derinleştirir, hatta kimi durumlarda toplumsal gerçekliğin bir adım ilerisinde olmayı, henüz atılmamış adımların sonuçlarını etmeyi mümkün kılar” (Bülent Diken, 2010, s. 19)

“Film yapmak için ille de gözün görmesi gerekmez; hayal edebilmek gerekir” (Mamet, 2007, s. 11) ifadesi bu gün aslında sinemanın gelmiş olduğu yeri de bize gösterir niteliktedir. Sinema, sadece görüntülerden oluşan karelerden değil hayal gücünün de neye tekabül edebileceğinin göstergesi olarak okunabilir. Bu durum farklı film okumalarıyla daha ayrıntılı bir biçimde ortaya konulabilmektedir. Senaristin, oyuncunun, yönetmenin, ışıkçının becerisine göre farklı biçim ve farklı stillerde “bir kare” en az on farklılıkta çekilip yansıtılabilmektedir. Bu bir görüntü yansıması değil, bilakis bir görüntünün aslında ne kadar da çok boyutlu olduğunun durağanlaştırılmasıdır. Evet durağanlaştırma. Sinemanın bize sağladığı imkânlardan biri de budur. Belki de üzerinde durulması gerekli temel unsurların başında bu “durağanlaştırma” gelmektedir. Çünkü sinema, bir kareyi defalarca izleyebilme, geriye alıp tekrar izleme, durdurup tekrardan görme imkânı sağlamaktadır. Bu zaman içerisinde bir zamanın varlığına bizi inandırma eylemidir. Bir tür zaman yolculuğu olarak da okunabilmektedir.

Zaman yolculuğu içerisinde gözümüze değen görüntüler düşüncemize sirayet ederken filmi ortaya koyan yönetmen bize bir düşünce ısmarlamaktadır. Mamet bu durum hakkında şunu aktarır:

“Film yönetmenin görevi, öyküyü müdahale edilmemiş görüntüleri ar arda dizerek anlatmaktır; çünkü kullanılan ortamın doğası bunu gerektirir. Bu ortam, en iyi art arda dizilmiş görüntülerle işler; çünkü insan algısının doğası böyledir. İki olay algılar, bir ilerleme saptar ve ardından ne geleceğini bilmek ister”. (Mamet, 2007, s. 61-62)

İnsan fıtratına dair bilgilerle insanın neye ilgi, neye yönelim sağladığının artık tam belirlenebildiği bu çağda filmlerin de bir ereksellik içerisinde hareket ettiğini söyleyebiliriz. Temanın aşılanması, belki de hegemonya unsuru olarak okunmasına yol açacak bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Buradaki ince çizgi niyettir. Niyet, bir eserin ortaya çıkışında tetikleyici unsurdur. Mamet, filmdeki niyeti şu şekilde açıklar:

“Ne aktör, ne oyun yazarı, ne de film yönetmeni amaçlarını gizleyebilir. Bir insanın amacı, gerçekten kullandığı ortamın özünü anlamaksa-ki bunu alçakgönüllüce yapmanıza gerek yoktur; nasılsa pek kısa sürede burnunuz sürtülecektir-,bu amaç izleyiciye ulaştırılacaktır. Nasıl? Büyü ile. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama öyle. Kesinlikle gizlenemez. Ayrıca kullandığımız araçlar ve ortam hakkında arzunuz aracılığıyla öğrenebildikleriniz ya da öğrenemediklerinizden başka, arzunuzun kendisi de yaptığınız işte görünür hale gelecektir”. (Mamet, 2007, s. 66)

Bu bakımdan niyetin saklanması sinemada kısa sürmekte, niyet eninde sonunda izleyiciyle buluşmaktadır.

Medeniyet ve Hakikat Ekseninde Bir Çaba

Enver Gülşen’in Sinemanın Hakikati isimli eseri sanatın 7. Dalı olan sinemaya hakikat ekseninde bakarak onun bizdeki yansımalarını yaparak bir tür hakikat arkeoloji yapmanın derdinde bir eser olarak Külliyat Yayınları’nca okurların ilgisine sunuldu. Burada Külliyat Yayınları’nın yaptığı çalışmaları övmeden geçmek eksik kalacaktır. Yayınevi olarak hakikate rapt olmuş gönülleri o ışığa eserler üzerinden götürmeyi amaçlayan Külliyat Yayınları, yayınladığı eserlerle büyük bir amaca hizmet etmektedir.

Manifestolarında bildirdikleri üzere “Bütün’ü kavrayamadığımız sürece, hem parça’nın içinde kaybolmaktan, hem de bütün’ü parçalamaktan kurtulabilmemiz, dolayısıyla önümüze yeni koridorlar açabilmemiz zordur” ifadesinden de anlaşılacağı üzere çok ağır bir yükü omuzladıklarının farkındalar. Bu doğrultuda iyi ve sağlam eserlerle zihin dünyamıza faydalı olacak eserler peşinde koşmaktalar. Yine bu doğrultuda yayınlanan eserler, okurlar için bir ışık olma, onlara hakikatin meş’alesinden bir aydınlanma sunma derdiyle hareket etmektedir. Sinemanın Hakikati de bu ışıktan nasiplenmek isteyenlerin başvurması gerekli eserlerden bir tanesidir.

Eserin sunuş yazısını yazan Yusuf Kaplan “sinema, bir medeniyet meselesidir” ifadesiyle aslında esere ortadan başlamıştır. Bu da vakit kaybına gerek olmadığını, teşhisin aceleliği tedaviyi hızlandıracağı için içerisinde bulunduğumuz çağın bir medeniyet krizini aşmamız açısından önem arz etmektedir.

Sinemanın Hakikati Ya da Hakikatin Sinemadaki İzleri

Sinemanın Hakikati adlı eser, 1 prolog ve 3 tekmilli kısımdan oluşmaktadır. Prolog kısmında Gülşen Mantık’t-Tayr ve Stalker arasındaki hakikat benzeşmesini ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Diğer kısımlarda ise roman ve sinemalar üzerinden çeşitli okumalar sonucu elde edilmiş hakikat yansımalarını aktarmaktadır. Gülşen’in bu eserdeki amacı aslında “sinema üzerinden bir tefekkür mümkün mü?” sorusuna cevap aramaktır. Çeşitli romanlar ve filmlerle tefekkür etmenin nasıl olduğunu, bir tür kazı çalışmasıyla perde arkasında olanların öne çıkartılması olarak okunabilen Sinemanın Hakikati, Doğu’nun Hikmeti ile Batı’nın düşüncesini de kıyas ederek sunmaktadır. Özellikle Mantık’t-Tayr ve Stalker okuması bu bağlamda değerlendirilip okunabilmektedir. Ona göre Stalker filmi, birinci katmanındaki yolculuk hikâyesi ile Mantık’t-Tayr’daki yolculuk birbirine benzemektedir. Bu yolculuk sadece zamanda veya mekânda yapılan bir yolculuk değil, bunun çok daha ötesinde, hakikatin katmanları arasında yapılan bir yolculuktur. Yolculuk esnasında çoğu kuşun yaşadığı sıkıntılar ile Stalker’ın çektiği sıkıntılar benzer unsurlar taşımaktadır. Yol bu iki eser bağlamında değerlendirildiği “temizleyici, arındırıcı” bir anlam taşımaktadır. Bunu da tarikat olarak okuduğumuzda, seyr-i sülüğe ulaşmayı hedefleyen bir derviş timsali karşımızda belirginleşecektir. Bunu şu Stalker’dan bir alıntıyla şu şekilde aktarmaktadır:

“Hem Mantık’t-Tayr’da, hem de Stalker’da yola koyulmak ve yolda menzile ulaşmak, aşk acısı ile birlikte zayıflığın, teslimiyetin gücüyle mümkün olabilir ancak. “Zayıflık harika bir şeydir, güç hiçbir şeydir. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir. Kuru ve sert hâle geldiğinde ölür. Sertlik ve güç, ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise varoluş tazeliğinin ifadeleri.” (Gülşen, 2014, s. 65)

Gülşen, Sinemanın Hakikati adlı eseriyle farklı bir tür sinema okuması yapmıştır. Bu eseriyle farklı okumaların nasıl bir araya gelebileceğini göstermiştir. Bunu yine hakikat ekseninde değerlendirdiğimizde “hakikatin aslında bir olduğu, tek olduğu” ibaresi çıkmaktadır. İnsanoğlunun tarihsel serüvenini, tarihini, yaşantısını incelediğimizde yaşadığı, geçirdiği olay ve olgular farklı olsa bile aslında ışığa müptela olan bir pervane kelebeği olduğunu ve o ışığa ulaşma isteği baş gösterdiğinde ona ulaşmak için yılmadan, yıkılmadan, fedakârlıkla, sabırla ilerlediğini göstermektedir.

Kaynakça

Bülent Diken, C. B. (2010). Filmlerle Sosyoloji. İstanbul: Metis Yayınları.

Gülşen, E. (2014). Sinemanın Hakikati. İstanbul: Külliyat Yayınları.

Mamet, D. (2007). Film Yönetmek Üzerine. Hil Yayınları.

Bilal Can - 30.01.2017

,

1369

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin