Bilal CAN yazdı: Edebiyat Gözlüğüyle Hayatı Okumak

Bilal CAN yazdı: Edebiyat Gözlüğüyle Hayatı Okumak

Bilal CAN yazdı: Edebiyat Gözlüğüyle Hayatı Okumak

23.03.2020 - Bilal Can
Bilal CAN yazdı: Edebiyat Gözlüğüyle Hayatı Okumak

Dilimizde edebiyat, klişeleşmiş bir açıklama ile “edeb” ile açıklanan bir olgu halinde sunulmuş batı dillerinde ise “litareture” kavramıyla kavramsallaştırılmıştır. Bunun anlamı da “yazın, kelime, yazılı eser, mektup” anlamlarına gelmektedir. Türkçede sözün anlamına ve önemine dair biriktirilmiş anlamların çoğu sözü az ve öz, susu çok ve uzun tutmak elzem kılınmıştır. Bu bakımdan şifahi kültür ile oluşmuş edebiyatımız, batılı anlamda “yazın” biçimine girmesi uzun bir zaman almıştır. Fakat “okumak” ise önemsenmiş, yüceltilmiştir. Okumak eylemi, emir telakki edilmiş, okumayan kişi yerilmiştir.

Okumak; neyi ve kimi, nasıl ve ne için? Tüm bu sorular insanların bir şekilde bir şeyleri okumak ve anlamak, hakikat ile olan temasını sıkılaştırma zorunluluğuna dâhil ettirilmiştir. Bir şeyleri okumak gerekliliği insanı, hayatı, toplumu, mekânı ve kitapları vs. şeklinde çeşitlenebilir bir özellik sergilemektedir. Okumaya bir kutsiyet arz edilmiş, sürekli bir eylem haline getirilmesi istenmiştir.

Okumak, yazın sürecinin bir sonucu olarak yazanın yazdığı kişilerden beklediği bir eylem biçimidir. Her yazar, yazın olarak ortaya koyduğu eserin okunmasını ister. Bu içten bir temennidir. Yazın türü ne olursa olsa harfler, semboller, kelimeler ve cümlelerden oluşur. Bu da bu yazının ilkin edebiyatın bir alanı olduğu gerçekliğine götürür bizleri. Edebiyat, hayatın kendisi, hayatla şekillenen ve kimi zaman da hayattan etkilenen bir olgu olarak insanoğlunun dünya ile olan temasının bir sonucu. Okumak ise hayatı anlamak ve hayatı yorumlayıp hakikate vasıl olma durumu.

Okumak, insanî bir eylemdir. Andı’ya göre “okumamak ise “iblisâne”dir. Çünkü elest bezminde iblis, bu “büyük okuma”yı yapamadığı için merdûd cahillerden olmuştur”[1]. Okumanın bir amaç doğrultusunda yapılması gerekmektedir. Salt vakit geçirmek, hobi olarak okumak ise amaçsız bir okuma hükmüne girmekte, bu durumda bu da amaçsız bir okuma hükmüne girmektedir. Andı ise bu tür okumanın israf olduğunun altını çizmekte, amacın belirginliği okumanın anlamını belirleyeceğini ifade etmektedir[2].

Okumanın Sahife Hali

Kitaplar bir tür hafıza mekânları olarak insana dair tüm olguları içerisinde barındıran yazının vücut bulmuş halidir. İnsan aklığının unutkanlığı kitap sayfalarının unutmazlığına ihtiyaç duymuştur. Yazının keşfiyle başlayan bu unutmazlık süreci sayfaların birleşip kitapları vücuda getirmesiyle insanoğlunun dünya ile olan temasının kalıcı hale getirilip unutulmaz hale bürünmesiyle neticelenmiştir. Bu bakımdan insanlar kitapları bir tür hafıza saklama kutusu haline getirmiştir. Kitaba başvurmayı, kitaba bakmayı bir tür gelenek haline getirmiştir.

Kitaplar başvurulan bir kaynak olarak her daim bir usul olarak kabul görmüş, dedelerden, atalardan kalan kitaplar bir tür zenginlik, bir tür miras olarak kabul görmüş ve saklanmıştır [3]. Bu durum aile için kültür aktarımı konusunda devamlılık, nesiller arasındaki aksaklığın giderilmesi için bir çözüm olagelmiştir. Günümüzde bu durumun elektronikleşmesi ve sosyal ve siyasal olaylar neticesinde kitapların yakılması/saklanması neticesinde kültürel aktarım aksamaya uğramıştır, Kültürel aktarımının tam olarak yapılamamasının sonuçları ise zamanla anlaşılacaktır. Bu bakımdan şöyle denilebilir: çocuklarınıza, torunlarınıza bırakacağınız en büyük miras kitaplardır, kitap sevgisidir.

Kitaba dönmenin eve dönmek olduğu, eve dönmenin ise insanın kalbine yani içine dönmenin olduğunu aktaran büyükler kitabı önemsemiş, kitap sayfalarının yerlerde olmasına gönülleri razı gelmemiş, kitabı her daim yukarlarda tutmuşlardır. Kültürümüzdeki kitap sevgisi eşine az rastlanır güzelliklerin doğmasına da katkı sağlamıştır. Kitap sanatları olarak isimlendirilen hüsn-i hat, tezhip, minyatür, ebru, ciltçilik kitapla hemhal olan bir toplumun kitaba olan ihtimamlarının bir göstergesi olarak okunabilir. Bu göstergelerle kitaplar zaten içerikleriyle bir sanat iken bir sanat harikası haline dönüşmüşlerdir.

Kültür endüstrisi kitabı ve kitabî olanı da gittikçe tüketilen bir unsur olarak görmüş ve tüketim bandına bunları da koyarak değersizleşmesine neden olmuştur. Kitaba olan ihtimam gittikçe azalmış, kıymeti sadece muhibban-ı kütübanlarda gizli kalmış bir unsur olarak kalmıştır. Endüstriyel boyutun yayın sektörünü devasa bir sektör haline getirmesi, kitaba olan erişimi kolaylaştırsa da kitaba olan değeri azaltmıştır. Yayınevleri, ilkeli yayıncılıktan satış kaygısı nedeniyle gittikçe vazgeçmiş, çok satanlar listelerine girebilmek için çeşitli desiselere başvurmak zorunda kalmıştır. Piyasanın arz ve talep eğrisi, kâr marjı, yapılan tüm masraflar yayıncılığın handikapları her yayınevinin halletmesi gereken unsurlar haline gelmiş, dolayısıyla da basım ve yayım konusunda da bazı ilkelerin yumuşatılmasına neden olmuştur. Çok satanların başlı başına bir olgu olmadığı muhakkak, birçok olguyu içerisinde barındıran sosyolojik bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Kitaba ve kitabî olana ihtiyacımız gün geçtikçe artarken tüketim endüstrisinin önümüze sunduğu hatta dayattığı “fast food” yaklaşımı yayın dünyasında da kendini göstermektedir. Hayata Edebiyatla Bakmak adlı eserinde M. Fatih Andı tüm bunları değerlendirerek edebiyat dolayısıyla kitaba ve kitabî olana yönelimin ayrıntılarını okurlarla paylaşmaktadır. Bir M.Fatih Andı tarafından okurların ilgisine sunulan eser, kitaba olan bakışı genişletecek ve kitaba olan hürmeti arttıracağı kanaatindeyim. Toplumun kültür havuzuna kova kova su taşıyan kitapların okurlar nezdinde bu yaklaşımla ele alınması ve okunması gerekir. Her kitaba, kıymeti kendinde menkul bir yapıda okurların ilgisine sunulur. Her yazar, yaşadığı toplumun kodlarıyla eserini ortaya koyar, dolayısıyla kitaplar Cemil Meriç’in ifadesiyle sosyal bir olgu olarak değerlendirilir.

Hayata Edebiyatla Bakmak

M. Fatih Andı

Ketebe Yayınları

[1] s.11

[2] s.13

[3] s.15

Bilal Can - 23.03.2020

,

1566

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Yorumlar
  • Necla Dursun 2020.03.23 17:04

    "Kitaplar toplumun kültür havuzuna kova kova su taşır."

    Yazının tamamı enfes bilgilerle/tespitlerle bezenmiş. Ne var ki beni kalbimden yakalayan yukarıdaki betimleme oldu.

    Feminen duyarlılığa sahip kelimelerin sizin incelikli kaleminizden dökülmesi tamamen sizin farkınız...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin