Bilal CAN yazdı: Mekânın Zorla Değişimi Yahut Tahakkümü: Endül

Bilal CAN yazdı: Mekânın Zorla Değişimi Yahut Tahakkümü: Endülüs

Bilal CAN yazdı: Mekânın Zorla Değişimi Yahut Tahakkümü: Endülüs

19.11.2020 - Bilal Can
Bilal CAN yazdı: Mekânın Zorla Değişimi Yahut Tahakkümü: Endülüs

“Şehrin yapılarına bakarak o şehrin hangi medeniyete ait olduğuna karar verebiliriz. Yapılar bizim hayatla kurduğumuz ilişkiyi, dünya görüşümüzü belirler” (Emre, 2019, s. 140) ifadesini kullanır Akif Emre, Çizgisiz Defter adlı eserinde. Mekâna sinen, mekânla hayat bulan ve mekâna kimlik kazandıran temel olgu, insanın o mekâna dair bıraktığı izdir. Hangi iz, nasıl ve ne şekilde bırakılmışsa, mekân o iz ve şekil ile anılır. Çünkü insanoğlu mekânı etkileyendir. Bu bakımdan mekânın insandan etkilenen yanı sürekli bir biçimde değişim ve dönüşüme uğramış, çeşitli aşamalardan geçerek kendini sürdürülebilir kılmıştır. İnsanoğlu bu sürdürülebilir olanı kurguladığı gibi ona karşı yıkıcı yaklaşımları da mevcuttur. Çünkü mekâna bırakılan her iz bir imza niteliği taşır ve o imza daha sonradan gelecek topluluklar için bir tür hasetlik olarak görülecek yaklaşımları doğurabilir.

Medine’de şekillenip Orta Asya’da yorumlanıp Horasan’da mayalanıp Türkî, Arabî, Farsî medeniyet havzalarında gelişip dünyaya yayılan İslam düşüncesinin son kalesi Endülüs olmuştur. 800 yıllık bir hükümdarlık süreci, 800 yıllık bir birikimin yansıması olmuştur. Endülüs Emevi Devleti yetiştiği havza bakımından bir kültür ve medeniyet menbaı olmuş, Avrupa’nın en zengin bilim ve kültür merkezi haline gelmiştir. 400 bin el yazması kitabıyla kurulmuş kütüphanesiyle bilime ve öğrenmeye odaklı bir ışık ülkesi haline dönüşmüştür.

Yeterince Anlaşılamayan Bir Yer: Endülüs

Akif Emre, Çizgisiz Defter adlı eserinde bir Endülüs serencâmı ortaya koyar. Hatta bu durum benim için küçük yaşlarımdan itibaren bir hatıranın canlanmasıdır. Benim için Endülüs, Akif Emre ile birlikte bilinir olmuştur. Daha çok küçükken televizyon ekranlarında bir adam Endülüs üzerine aşırı detaycı, aşırı naif ve aşırı güzel görüntülerle aktarımda bulunuyordu. Babamın “Ah Granada” anlatımının bu coğrafyada yansımalarını izlediğim Endülüs bu yüzden benim için en çok Akif Emre olmuştur. Endülüs’ü dünyaya duyurmaya çabalayan bir insandır Akif Emre. Hayatıyla bir mekânı birleştiren çok az insan vardır. Akif Emre, Endülüs ile bütünleşmiş, onda soluk alıp vermiştir. Bu bakımdan Emre’nin Endülüs anlatımı önemli dikkatler barındırır. Endülüs, onun için bir mekândan çok bir hasret, bir acı, bir dikkatler bloğu, bir tür serencam, bir tür çığlıktır. Endülüs’ü anlatırken Endülüs’ün yeterince kavranamadığı ifade eder, yeterinde kavranamadığı için de Endülüs’ün yıkılışından sonraki sürecin yansımalarının tam olarak okunamadığını ifade eder (Emre, 2019, s. 16). 1492 yılı Endülüs için hem bir yıkılışın hem de bir unutuluşun adı olmuştur.

Kalbi o coğrafyada atanlar için çok acı bir durum olan bu tarih, sanki bir şekilde unutturulmak istenmiş gibidir. Ama bu tarihi tekrar tekrar önümüze çıkartanların Yahudiler sebebiyle olduğunu ifade eder Emre. Çünkü Endülüs yıkıldığında orada duran Müslümanlar ve Yahudiler Osmanlı Devletine gemilerle taşınmış, yapılan işkencelerden ve baskılardan bu sayede kurtulmuşlardır. 500 yıldan fazla sürenin geçtiği “acı yıkılış”tan bu yana halen Endülüs Müslümanlarının mekânlarında önce işkencelere maruz kalması arından sürülmesinin detaylı bir okuması yapılmaktadır ve İspanya, yapılan bu katliamı halen kabul etmemekte fakat Yahudilere karşı yaptıklarından dolayı ise özrünü dünya kamuoyuyla paylaşmaktadır. Büyük Sürgün olarak adlandırılan yıkılıştan sonraki göç hareketine katılmayıp mekânını terk etmeyenlerin varlığı ise her daim bir sır olarak kalmış ve kalmaya da devam etmektedir. Fakat bu kalma durumunun izlekleri gündelik hayata, kültür ve sanat alanına sirayet etmiş, çeşitli biçimlerde yansımaları olmuştur. Akif Emre’nin aktarımıyla İspanya’nın dünyaya duyurduğu bir çeşit folk kültürel olgu olan “Flamenko”nun Mağrip mevlidinden alıntılardan oluşması (Emre, 2019, s. 22) Endülüslü Müslümanların mekân içerisinde kurguladıkları kültürel unsurun bir yansıması olarak devam etmektedir.

Endülüs: Haritada Nereye Tekabül Etmektedir?

Endülüs, bu gün İspanya’da özerk bir bölge olup başkenti Sevilla olan İspanyolca’ya Andalucia (Özdemir, 1995) olarak geçmiş yerin adıdır. Emre ise Endülüs’ün İspanyollar için İspanya’nın güney bölgesini oluşturan bölgenin adı olduğunu ifade etmektedir (Emre, 2019, s. 23)

İspanyollar, Katolikliği hayatlarına yoğun olarak dâhil etmiş ve bunun üzerine bir kimlik kurgusu içerisine girmiş Avrupalı bir millettir. Bu bakımdan Endülüs, barındırdığı farklı dinsel unsurlar bakımdan İspanyolların garezle baktıkları yerin de adı olmuş, o coğrafyayı işgal edebilmek için var güçleriyle çabalamışlar ve bunda da başarılı olmuşlardır. İspanyolların garezi sadece hâkim din olan Müslümanlığa değil aynı şekilde Yahudilere de olmuştur.

Dinsel garezle bir yıkıma uğratılan mekân olan Endülüs, İspanyolların hunharca katliamlarına ve yıkımlarına da sahne olmuştur. Bu katliamlar ve yıkımlarda yedi yüzyıl bölgeye hâkim olan Endülüs yapıları da nasibini almıştır. Bu bölgelerdeki dinî mekânlar başta olmak üzere birçok mekân, İspanyolların işgali dolayısıyla ya yakılmış, ya yıkılmış ya da dönüştürülmüştür. Akif Emre, bu durumu bir İspanyolun aktarımıyla yansıtırken durumun vahameti gözler önüne serilmektedir: “Müslümanlar burada yedi yüzyıl kaldı, oysa İspanyol hâkimiyeti henüz beş yüzyıl oldu. Kültürel anlamda fiziki miras tüm acımasızlığıyla yok edilirken farklı biçimlerde de olsa geleneğin devam etmesinin en iyi örneği” (Emre, 2019, s. 24). Fakat İspanyolların gözden kaçırdıkları bir noktada İslam’ın bazı olgu ve unsurları Britanyalı Marksist düşünür Hobsbawm’ın kitabında kavramsallaştırdığı “Geleneğin İcadı” bağlamında gelenekselleşerek yeniden bir üretime girişmiş, farklı bir din ve kültürün içinde tekrardan neşet etmiştir. Moriskolar olarak adlandırılan “Büyük Sürgün”de göç etmeyen ve gizli kana Müslümanlar, bu değişim ve dönüşümün mimarları olarak halen varlıklarını sürdürmektedirler. Endülüs Milliyetçileri olarak da bilinen Moriskolar, ötekileştirmeye maruz kalan yerli Müslümanlar olarak İspanya’nın yaptıklarına büyük direniş göstererek varlıklarını sürdürdüler. Emre, Moriskolar’ın izini sürerek bunların tarihsel durumlarını da gözler önüne sermekte, göç edenlerin bir kısmının Mağrip ülkelerine, bir kısmının ise Fransa üzerinden kara yoluyla Bosna topraklarına sığındıklarını ifade etmektedir (Emre, 2019, s. 27)

Sonuç Olarak; Uygarlığın Sürekliliği

Endülüs özelinde ve uygarlık genelinde; insanoğlunun dünya macerası çeşitli olay ve olgular bağlamında değerlendirilerek anlaşılabilir. Ortaya koyduğu eserler, mekânla sınırlı ve fakat tarihî sayfalara kayıtlıdır. Mekân ve eşya ile kurduğumuz bağ, bizim dünya üzerindeki izlerimizin bir yansıması. Mekâna dokunurken, beslendiğimiz duygu, düşünce ve değerler bunu dönüştürerek “biz”im olmasını sağlar. Dışa, dönük bir kimlik oluşumuna katkıda bulunur.

Kültür ve uygarlıklar, dünya üzerinde bir savaşım haline büründüklerinde galip olan mağlup olanın bıraktığı tüm izleri silme gereği duyar. Bunun birçok sebebi olabilir. Elde ettiği bölgeyi elinde tutabilmek için yahut o uygarlığa olan garez nedeniyle onlardan bir şey görmek istememe, tahakküm altına alarak mekânlar kurgulayıp istediği yaşam biçimine büründürme gibi çeşitli düşünceler dolayısıyla kalıcı olmayı dilemektedir. Mekânlara olan barbarca bu yaklaşımlar, insanlığın ortak mirası olan sanatın mekânlar üzerindeki izlerini de silerek bir köksüzleşmeye neden olmaktadır. Mekânı zorla değiştirmek, onu tahakküm altına alarak kendi ideolojik doğruları bağlamında dönüştürmek, yerleşik olan ve süregiden bir akışı durdurmak anlamlarına da gelmektedir. Çünkü insan yaşadığı mekâna benzer. Mekânla kurduğu ünsiyet onun dünya görüşünün bir yansımasıdır.

Başvurular

Emre, A. (2019). Çizgisiz Defter. İstanbul: Büyüyenay Yayınları.

Özdemir, M. (1995). Endülüs. Kollektif içinde, TDV Diyanet Ansiklopedi (s. 225-232). Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

Bilal Can - 19.11.2020

,

1340

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Yorumlar
  • Halil Kutahyavi 2020.11.19 12:19

    Teşekkürler Bilal kardeşim Endülüs/Granada, bize unutturulmak istenilen tarihimiz. Bu tür çalışmalarla Endülüs'ü ve oradaki Müslümanlara yapılanları unutmayacağız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin