Bilal Can yazdı: Topluma Çevrilen Ayna: Edebiyat

Bilal Can yazdı: Topluma Çevrilen Ayna: Edebiyat

Bilal Can yazdı: Topluma Çevrilen Ayna: Edebiyat

16.01.2017 - Bilal Can
Bilal Can yazdı: Topluma Çevrilen Ayna: Edebiyat

Kültürler ve medeniyetler ortaya koydukları eserlerle değerlendirilir, konuşulur ve etki alanlarını genişletirler. Bir kültürde ortaya konulan eserler ne kadar çoksa o kültürün konuşacağı konu da o kadar çoktur. Kültürlerin okuması bir nevi ortaya konulan eserler üzerinden yapılabilmektedir. Edebi eserler de ortaya çıktığı kültürün doneleriyle yoğrulmuş, bir tür harmanlanmış yapıtlardır. İçerisine aldığı unsurlar onu ortaya çıkartan kültürün sesi, nefesi, rengi, dili, özlemi, kısacası hayatıdır.

Edebi eserlerin Cemil Meriç’in ifade ettiği üzere “bir tür sosyal olgu” oluşu edebi eserleri farklı boyutlarda da inceleme imkânının mümkünlüğüne işaret etmektedir. İçerisine dâhil ettiği unsurlar kültürel sürekliliğe katkı sağlamakla birlikte kalıcı olmasına da imkân sunmaktadır. Elbette edebi eserleri sadece kültürel bağlamda ele almak eksik olacaktır. Edebi eserler estetik unsurlar başta olmak üzere dil, imla, anlatım biçimi, anlatılanın kapsamı, özgünlük, yetkinlik vs. gibi unsurlar da dikkate alınarak ortaya konulur ve değerlendirilir.

Terry Eagleton’un dilimize Edebiyat Kuramı olarak çevrilen eserinin sunuş yazısında Jale Parla edebiyatın sadece kelimelerle kurulan bir anlamlar bütünü olmadığını onun ayrıca imgesel bir yanının olduğu şu şekilde özetler: “Bana bir bardak su getir” cümlesi, bir bardak suyun kullanılmak üzere getirilmesini amaçlarken, “Bir yudum su ver bana billur pınarlarından” cümlesinde pınarın gerçekten bir yudum su uzatacağı düşünülmez. Aynı şekilde, “Su, hidrojenden ve oksijenden oluşur” cümlesi “Su, hidrojen ve oksijenin tutkulu birlikteliğiyle vardır” biçiminde söylenmez. Bir bardak su isterken kastettiğimiz su bellidir; hidrojen ve oksijenden oluşan su da. Ama billur pınarların suyu zihnimizdeki bir imgeye yöneliktir; beli bir billur pınarın belirli bir yudum suyuna değil” (s.10). Eaglaton ise edebiyatın kapsamı alanına dair şunları aktarır: “Neyin edebiyat olduğu veya olmadığının belirlenmesinde değer yargıları büyük ölçüde etkilidir, yazının edebi olması için “güzel” olması gerekmez, güzel olarak değerlendirilen türden olması gerekir: Yapıt genel olarak değerli bulunan bir tarzın kötü örneği de olabilir” (s.34). Tüm bunlarla değerlendirildiğinde edebiyat bir karışıklıklar bütünlüğü, tematik bir yapıt, imgesel bir tür, çok sesli bir enstrüman olarak değerlendirilebilir.

Edebi eserlerin sesine muhatap bulması için onun alınıp okunulması, değerlendirilmesi gerekmektedir. Okunmayan eser sessizce okurunu bekler. Konuşulmayan eser ise tarihin tozlu raflarında unutulmaya mahkûm bırakılır. Bu bakımdan eleştirmenlere büyük işler düşmektedir. Kitaplar eleştirmenlerle mahkûmiyetinden kurtulabilir, konuşulup okunması arttırılıp yine eleştirmenler tarafından azaltılabilir.

Eleştirmenlik kurumu kitapların belirli kriterlere göre değerlendirildiği, çözümlendiği, incelenip ortaya konulduğu bir kurumdur. Eleştirmenler yayın dünyasının nabzının tutarak iyi eserlerin gün yüzüne çıkmasına, kötü eserlerin ise neden kötü olduğuna dair çözümlemeleriyle okur adına iş tutan insanlardır. Eserlerin dikkatli ve tarafsız bir biçimde değerlendirilmesi gerekliliği her ne kadar çok zor olsa da eleştirmenler bir eseri değerlendirirken belli başlı bazı kriterlere göre bunu yaparlar. Meşakkatli bir iş olan eleştirmenlik nesnel ölçütler bağlamında, ideolojik kamplaşmalara boğmadan yapıldığı vakit yayın dünyasının gelişmesine, eserlerin daha çok konuşulmasına katkı sağlamaktadır.

Türk Edebiyatına Ayna Tutan Adam: Hasan Öztürk

Hasan Öztürk ismiyle ilk karşılaşmamız Okur Yayınlarından çıkan Aynadaki Rüya adlı eseriyle gerçekleşti. Aynadaki Rüya adlı eseri daha sonra yayımlanan Kendine Bakan Edebiyat gibi Türk Edebiyatına tutulmuş bir ayna vazifesi görmektedir. Yazı ve iktidar sorgusu üzerinden bir tür Edebiyat arkeolojisi yapan Öztürk kitaplar arasındaki ilişkileri, çeşitli sorunsallarla birlikte çözümlemeye çalışarak Türk Edebiyatı’nın nabzını tutmaya ve bunu sunmaya çalışmaktadır. Bir tür tezi olan bu eleştirel kitaplar, yazının arka planında duran ve onu ortaya çıkartan sosyolojik nüanslarını yansıtması bakımından bir tür “edebiyat sosyolojisi” çalışmaları olarak da değerlendirilebilir. Hasan Öztürk’ün ortaya koyduğu bu eserler bir bütünsellik sağladığı için ayrı ayrı olarak ele alınabildiği gibi bir bütünün farklı zamanlarda sonuçlanan ve gittikçe genişleyen çalışmaları olarak okunabilmektedir.

Öztürk, Kendine Bakan Edebiyat eserinin sunuşunda da aktardığı gibi eserin birinci bölümü siyasal ve sosyal erklerin edebiyatı nasıl yönlendirdiği, bu erklerin edebi ortama düşen gölgelerinin yansımalarını çözümleyen yazılar mevcuttur. İkinci bölümde genel bir çerçeve içerisinde insanoğlunun “içerisinde yaşadığı çerçeveyi tanımak amaçlı” ortaya konulan eserlerin çözümleriyle belirli bir duruş ortaya koyan yazılarıyla Öztürk, bir nevi farkındalığı arttırmak için eserler üzerinden farklı okuma biçimlerini okurlara göstermektedir.
Üçüncü bölümde ise edebiyatın dünyadaki farklı biçimlerinin bir tür okuma denemesi ve aslında edebiyatın evrensel bir dil olarak dünya vatandaşlığıyla eklemlenme süreci olduğunun bir nevi göstergesi olduğu ifade edilebilir.

Kendine Bakan Edebiyat

Hasan Öztürk

Erdem Yayınları

221 Sayfa

Bilal Can - 16.01.2017

,

1422

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin