Bilal Can yazdı: Yusuf ve Kardeşleri Üzerine Bir Aktarım

Bilal Can yazdı: Yusuf ve Kardeşleri Üzerine Bir Aktarım

Bilal Can yazdı: Yusuf ve Kardeşleri Üzerine Bir Aktarım

11.08.2020 - Bilal Can
Bilal Can yazdı: Yusuf ve Kardeşleri Üzerine Bir Aktarım

Thomas Mann’ın Yusuf ve Kardeşleri 1. Cilt Üzerine

Yusuf Peygamberin kıssası, 4 kutsal kitabın içerdiği bir hikâye olarak insanlığa öğüt verici bir anlatılar silsilesi olarak aktarılagelmiştir. İnsanlık tarihinin görüp göreceği en ibret verici olaylar silsilesini içerisinde barındıran bu kıssa, insanlık var oldukça yankısını sürdürecek bir biçimde var olacaktır.

Kutsal kitapların bir değinisi olan Yusuf Peygamberin kıssası, Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’de yer edinmesi, onun insanlık için nasihat/öğüt verici olmasından, insanların ders çıkartmasının istenmesinden dolayıdır. Kısaca denilebilir ki; makro âlemde yaşanacak olay ve olgulara Allah c.c. ‘nun mikro âlemde bir örnekle bunun insanlığa vahyedilmesi durumudur bu. Çünkü insanoğlu binlerce yıl öncesinde ne ise binlerce yıl sonrasın da aynı yönelim, sorunsal ve imtihanlarla karşı karşıya kalacaktır.

Yusuf Kıssası, Tevrat, İncil ve Kuran’da farklı bölümlerle, bazen tek başına, bazen diğer olay ve olgularla aktarılmıştır. Tevrat’ın Tekvin bölümünde, İncil’in Elçilerin İşleri, Kuran-ı Kerim’de 12. Sure olarak Yusuf Suresi’nde anlatılmıştır. Daha geniş açıklama için bknz[1] (KOÇİN, 2016).

1929 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan Thomas Mann, Yahudi asıllı Alman bir romancı olarak ünü dünyaya yayılan Mann’ın ismini duyuran Büyülü Dağ adlı eser ve ardından gelen diğer romanları genellikle kişi eksenli detaylı ve olumsuz karakterler üzerinden şekillenen eserler olarak ortaya konulurken Yusuf ve Kardeşleri adlı eseri, olumsama üzerinden rol model şeklinde ortaya konulmakta ve detaylı bir aktarım yapılmaktadır.

Mann’ın ayrıntıcı anlatımı ve israiliyatla yoğun bir şekilde işlenmiş eseri olan Yusuf ve Kardeşleri adlı eseri onun bir anlatım ve aktarım dehası olduğunu gözler önüne sermektedir. Kur’an-ı Kerim’de “ahsen’ül kasas” olarak aktarılan Yusuf Peygamberin hikâyesinin ayrıntılı bir anlatımını ortaya koyan Mann, bu eserinde detaylı, fakat istikametinin nereye varacağını bilen bir kalem edasında büyük bir serüvene çağırır okurları. 4 ciltlik romanın ilk cildi Yakup’un Hikâyeleri adıyla yayınlanmıştır. Bu ilk ciltte Yakup Peygamber üzerinden bir anlatım sergileyen Mann, romanın temeline bir dayanak oluşması için hikayeyi daha eskilere götürür.

Ön Oyun/Cehenneme İniş başlığı altında mekân, karakter ve olaylar silsilesini bir anlatıcı edasıyla aktarır. Bu durum romanın arkaik zeminde bir temele oturtulmasını sağlamaktadır. Romanın düşünsel temeline bir vurgu taşıyan bu 64 sayfalık girişte Mann, ilahi emir ve yasaklar dahilinde içsel bir serüvenin de kapılarını aralar. Bu aralayış, bir nevi iç dökme, ontik bir çaba olarak gözlemlenir. Mezopotamya’nın genel hatları ile buraya komşu olan, sınırları net olarak belli olmayan mekânlar/şehirlerle dinsel unsurları bağdaştırır. Avesta’ya, Yahudiliğe İslam’a, Maniheizm’e, Gnosis’e ve Helenizm’e dair tanrısal buyrukların felsefik bir açılımla sunumu kendini gösterir.

Thomas Mann’ın etkileyici aktarımına bir örnek olması açısından bir ağaç tasviri şu uzun alıntıyla kendini göstermektedir:

“Hebron’un kuzeyinde tepenin öte tarafında Urusalim’den gelen yolun bir parça doğusunda, Adar ayında, yazıların kolayca okunabileceği kadar aydınlık mehtaplı bir ilkbahar akşamında, buralarda seyrek görülen, oldukça kısa gövdeli ama çok dallı ve muhteşem yaprakları olan, ışık altında son derece titiz bir elle işlenerek meydana gelmiş bir eser gibi, üzüm salkımı şeklinde açmış çiçekleriyle ışıl ışıl bir görüntü sergileyen asırlık ve muhteşem bir çitlembik ağacı vardı. Bu güzel ağaç kutsaldı: Onun gölgesinde, hem Yüce Makamdan gelen hem de insan ağzıyla sunulan çeşitli derslerden feyiz alınırdı (çünkü İlahî Dünya ile ilgili konular hakkında kişisel deneyimlerinden bir şeyler bildirmek isteyen kişiyle dinleyenler bu ağacın dalları altında toplanırlardı). Bu ağacın gövdesine başlarını yaslayıp uykuya dalmış insanların birçoğu, rüyalarında kendilerine ilahî bir haberin veya buyruğun ulaştırıldığını söylemişlerdi ve yine burada bulunan isli bir tavayla üstünde küçük ve hafif isli bir alevin yandığı taştan bir kurban masası vardı, burada kurban yakılma âdeti yerine getirilir, zamanın akışı içinde sık sık bu isim hareketine, bir kuşun mânâlı bir şekilde uçuşuna hatta gökyüzündeki burçlara bakılarak özel bir olguya dikkatler çekiliyor, bütün bu tür ilahî olaylar hep bu ağacın altında insanlara ayan oluyormuş” (Mann, 2019, s. 65-66)

“Bu çevrede böylesine saygı gösterilen, ayrıcalıklı bir yerde bulunan, pek ağaç yok: Hem bu türden, hem de iri yapraklı incir ağaçlarından ve gövdelerinden çıkıp sert toprak üstünde gözüken ve tekrar toprağa giren kökleriyle, ay ışığından solgunlaşan yeşilliğiyle, yaprak ve diken arası bir görünümü olan dikenli yelpaze şeklinde açılmış palamut ağaçları. Ağaçların arkasında, öğleye doğru, şehrin görünmesini engelleyen şu tepe yönünde, biraz yukarıda eğimli bir yerde, evler ve hayvan ahırları bulunmaktadır ve oralardan bu tarafa doğru zaman zaman bir sığırın böğürmesi, bir devenin burnunu temizleme sesi veya bir eşeğin anırması gecenin sakinliğinde bu taraf doğru geliyordu. Gece yarısına doğru görüş daha da açılmıştı. Bu kutsal ağacın etrafındaki bölge, alçak çitle bir teras gibi gösteren ve ham taşlardan kesilerek çepeçevre yapılan iki sıralı, üstü yosunlanmış bir duvarın arkasında uzun dalgalı tepelerle dolu, bu geniş topraklar gökyüzündeki dörtte üçü aydınlanmış ay ışığı huzmeleri altında ufuk çizgisine kadar uzanıyordu; zeytin ve ılgın ağaçlarıyla kaplı ve içinde tarla yollarının bulunduğu bu bölgenin devamında, arkalarda hayvan otlatmaya elverişli meralar vardı; oralarda ötede beride bir çobanın yaktığı ateşin yükselen alevleri görülüyordu. Çit duvar üzerinde ay ışığının solgun görünüm verdiği pembe ve mor siklaman çiçekleri açmıştı, bu ağacın eteklerindeki yosunlanmış yerlerde ve çimenler içinde beyaz safran çiçekleri ve kırmızı gelincikleri vardı. Ağaçların nemli havası, odun isi ve tezek kokusundan sonra, çiçek ve baharlı otların kokuları doldurmuştu etrafı” (Mann, 2019, s. 66)

Ağaç konusundaki bu detaylı betimlemesi, ağacı bütün yönleriyle ortaya koymakla birlikte, zihinlerde o ağaca dair sembollerin de oluşmasını sağlamıştır. Ağacı, salt bir ağaç olarak değil, onu mekânsal bir zemine yayarak karakterli bir olguya dönüştürmesi, ağaç ekseninde mekânı tasvir etmesi, Mann’ın aktarımındaki ustalığını ortaya koymaktadır. Thomas Mann, bir ağaç üzerinden ağacı odak noktası seçerek etrafı ağaca bağlamıştır. Ağaç, temel odak noktası, diğer yerler ayrıntıdır. Diğer yerlerin belirginleşmesini ağaca bağlamış, ağacın olmaması durumunda da bu yerlerin anlamsızlaşabileceğini ortaya koymuştur.

Başvurular

KOÇİN, A. (2016). İnsanlığın Ortak Romanı Yusuf Hikâyesi: Hamdullah Hamdi’nin Yusuf Ve Zeliha Mesnevisi İle Thomas Mann’ın Yusuf Ve Kardeşleri Adlı Eserlerinin Karşılaştırılması. Turkish Studies(11/17), 1-34.

Mann, T. (2019). Yusuf ve Kardeşleri/Yakup'un Hikayeleri (2 b., Cilt 1). (Z. C. Arda, Çev.) Ankara: Hece Yayınları.

[1] Tevrat’ta geniş bir şekilde (Kitab-ı Mukaddes (Eski Ahit), Tekvin, Bab-37: 1-36; Bab-39: 1- 23; Bab-40: 1-23; Bab-41: 1-57; 42: 1-38; 43: 1-34; 44: 1-34; 45: 1-28; 46: 1-34; 47: 1-31; 48: 1- 22; 49: 1- 33; 50: 1- 26); İncil’de bütünü değil, özet halinde bazı epizotları anlatılan (İncil, Elçilerin İşleri, 7: 8-18) Yusuf hikâyesinin en güzel anlatımı, Halide Cemil Dolu’nun da belirttiği gibi (Dolu, 1952: 419), Kur’an-ı Kerîm’de mevcuttur (Kur’an-ı Kerim, Yusuf suresi (12): 1-111). Bu yüzden aşağıda kutsal metinlere göre Yusuf hikâyesini naklederken Kur’an-ı Kerîm’i esas aldık ve bunun için de güvenilir bir meal olan Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı Kur’an-ı Kerîm ve Türkçe Meâl (Özek ve arkd., 1993)’ini diline ve imlasına dokunmadan aynen kullandık. İncil’de hikâye çok kısa bir şekilde yer almıştır ve Kur’an’daki anlatımdan çok farklı değildir. (KOÇİN, 2016)

Bilal Can - 11.08.2020

,

3039

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin