Bilim-Kurgu Ekseninde Pandemi

Bilim-Kurgu Ekseninde Pandemi

Bilim-Kurgu Ekseninde Pandemi

13.09.2021 - Mustafa Atalay
Bilim-Kurgu Ekseninde Pandemi

Koronavirüs salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış Destanı’na kadar götürebiliriz.

Albert Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı. Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği görünmemektedir.

Ülkemizde özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan konu olarak ele alınmaktadır.

Bilim-Kurgu türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim iddia edebilir?

Koronavirüs Günlükleri

Kitabın ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri” yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem olmaktadır.

Eser iki bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu öykülerinden oluşmaktadır.

Yazar ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.

Özellikle eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.

İkinci bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken, karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.

Kitap ve Pandemi

Bilim-Kurgu öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.

İkinci öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz. Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek ifade etmeliyiz.

İkinci bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç

Eser, özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak, bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da fazlalaşacaktır.

İçinde bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü kılacağını görmekteyiz.

Koronavirüs Karantina Günlükleri

Polat Onat

Kent Kitap

142 Sayfa

Mustafa Atalay - 13.09.2021

,

207

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin