Bir Göbeklitepe Romanı

Bir Göbeklitepe Romanı

Bir Göbeklitepe Romanı

27.04.2020 - Mustafa Atalay
Bir Göbeklitepe Romanı

-Tarih mi Edebiyat mı?

Klasik tarihin veya tarihi gerçeklerin edebiyat alanına aktarımı/uyarlaması her daim çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. Gerçekliğin netleştiği yerlerde bu problemler bir nevi aşılabilse de, belirsiz zeminde oluşturulan edebi kurguların gerçek gibi algılanması ve anlatılması hakikatin çok boyutlu yapısına hep gölge düşürmüştür.

Toplumdaki algıya göre şekillenme mecburiyetinde kalan bir hakikatin, kurgu üzerinde tek etkili otorite olması da elbette sorunun bir başka veçhesidir. Bunun yanında elbette edebiyatın hakikatle bağı yanında, hayal ile bağını da koruyabilmek gerekmektedir. Bütün bu süreci “ahlaki-etik” anlamında Kant’ın tanımlamaları üzerinden ifade edersek; tarih ile edebiyat, kategorik imperatif yani tek/değişmez buyruk olarak değil de, hipotetik imperatif değişkenli/koşullu buyruk olarak sunularak bir araya getirilirse okuyana oldukça fazla şey katabiliyor.

-Göbeklitepe mi Romanı mı?

İskender Pala’nın kaleminden Akşam Yıldızı, “Bir Göbeklitepe Romanı” alt başlığıyla son zamanlarda oldukça gündemde olan ve 2019 yılının ismini aldığı Şanlıurfa’daki Göbeklitepe ekseninde, insanlığın kadim tarihi ile ilgili yorumların oldukça fazla yapıldığı bir zeminde raflardaki yerini aldı.

Son dönem tarih-edebiyat eksenli romanlarında yoğun olarak gördüğümüz kısa bir bugün girizgahı üzerinden tarihi bir perspektifin kapısını aralayan Pala, okuyucularını bu kez derin imgesel anlamlara da sahip Göbeklitepe’ye götürüyor.

İskender Pala, bütün bir geçmiş tarihin dönemecinde yer alan Göbeklitepe ile ilgili bir yanlışa kapı aralamamak adına; şimdiki veriler ışığında eserini oluşturduğunu, bu verilerin değişmesiyle bu yazılanların bir batıl olarak kalabileceği uyarısında da açık yüreklilik ile ifade ediyor.

Yine Göbeklitepe’nin, ilkel insan ve bu insanın evrimsel yaşamı üzerinden yorumlayan batılı kaynakların aksine, kadim insan ve bu insanın evrensel yaşamı boyutuyla da yorumlanabileceğini belirten müellif, bu yüzden böyle bir eser kaleme aldığını sunuş bölümünde belirtiliyor.

-Akşam Yıldızı Parlasın

Eser, yaşam ağacı olarak bilinen en eski ağaçlardan, hatta dünya ile beraber yaratıldığına inanılan Ulu Kayın etrafında, Konuşkan’ın yönettiği bir ayin ile başlıyor. Kızı Çira’nın doğurduğu saçsız ve beyaz kirpik/kaşı olan çocuğun nefilim olduğu, kötü tohumların buna neden olduğu ve öldürülmesi gerektiği üzerine bir giriş ile devam ediyor. Oluşan büyük bir fırtına sonucu bu ayin dağılmış, yaralanan Sarıca, bir bebek ağlaması ile gözlerini açtığında her şeyin dağıldığı ve yok olduğunu görmüş, bebeği kurtarırken bir ses daha duyarak bunun Çira olduğunu görüp ona yardım etmiş ve yaşama tutunmak için bir yürüyüşe başlamışlardır.

Yirmi bölümden oluşan eser, dördüncü bölümde başlayan Çira ile Sarıcanın ayrılık hikayesi perspektifinden, Göbektepe’ye uzanan yolculuğu, bir aşk ayrılığının verdiği sancıya ek olan varoluş sancısının boyutlarını da hikayeye eklemleyerek devam ediyor.

-İyilik ve Kötülüğün Kavgası Bu

Sarıca’nın Göbektepe’ye ulaşması ile birlikte hikaye başka bir boyut almaya ve akıcılığının daha da artmaya başladığını ifade edebiliriz. Sarıca’nın kadim insanlığa ulaşma yolundaki iç yolculuğunun da sergilendiği bu bölümlerde, Sarıca Hafıza’yı bulur ve iç yolculuğunun katmanlarını bir bir açmaya başlar. Hafıza babası İdris’ten öğrendiği bilgilerle bu son öğrenciye merak ettikleri ile ilgili bilgiler sunar. Ömrü sona erirken Sarıca’yı Ferahlık yani Nuh’a teslim eder ve Sarıca öğrendiği bilgilerle kendini ve evreni tanıyarak tekrar Göbektepe’ye döner.

Bu bölümlerden sonra Mande’nin Çira olduğunu öğrenen Sarıca, Çira’nın oğlunun kurduğu yeni bir tapınağı ve burada yalanlarıyla büyülü bir ortam oluşturduğunu öğrenir. Kötülüğün günbegün arttığını duyunca, buna bir son vermek için Çira’nın oğlunu görmeye karar verir. Burada onunla bir oyun (satranç/çiftçi ve avcı) oynayan Sarıca, karşısındaki genci tam da kendi hamleleri ile vurarak, ondan bu oyun sonucu basit bir şey ister: “oyun tablasının bir karesine iki buğday tanesi ve bunun her bir karede katlanması…”

Bu küçük isteğe bir anlam veremeyen oğlu Tırnak, bunu kabul eder. Fakat gerçekle karşılaştığında her şeyinin gittiğini görevliler kendisine bildirirler. Bu durumda buğdayları vermek yerine artık savaş kaçınılmaz olarak kapılarına gelir.

-Savaş Bitince Gerçek Yeniden Başlar

Savaş sonrası Tırnak ölür. Çıra kaybolur ve bulunamaz. Göbektepe toprak ile örtülür. Ve yeni bir yaşam başlar.

Bütün bu hikayenin sonunda yine başa dönmek mi?

Tarih insanlar arasında bir döngü olarak dönüyorsa buna başka bir cevap vermek mümkün değildir…

Akşam Yıldızı

İskender Pala

Kapı Yayınları

250 sayfa

Mustafa Atalay - 27.04.2020

,

3154

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin