Bir Hayal-Gerçek İkileminde George Orwell: 1984

Bir Hayal-Gerçek İkileminde George Orwell: 1984

Bir Hayal-Gerçek İkileminde George Orwell: 1984

26.09.2018 - Mustafa Atalay
Bir Hayal-Gerçek İkileminde George Orwell: 1984

Çılgınca bir gelecek hayalin yoksa yaşadığın hayatın tam ortasında nefes alıyorsun demektir. Bir gelecek tasavvuru kurmak ancak yaşadığın zamanın kenarında kalabilmekle mümkündür. Aslında kenarda kalmak; yeri gelince uzaktan izlemek, yeri gelince müdahale edebilecek bir imkâna sahip olmak demektir. George Orwell hayatı kenardan izleyenlerden. Ve yeri geldiğinde hayatın tam ortasında da olmaktan kaçınmayan bir yazar.

Önce George Orwell

George Orwell Hindistan’da dünyaya gelir. Aristokrat bir aile ortamında büyür. Burslu okuduğu kolejde Cesur Yeni Dünya kitabının yazarı Aldous Huxley’in öğrencisi olur. İngiliz sömürüsü altındaki Burma’da Polis Teşkilatında görev alır. Buradaki acımasız gelişen olaylar emperyalizme karşı içinde derin bir öfke oluşturur.

Sonra Londra günleri başlar. Sefalet dolu bu günler aslında yazacakları için aynı zamanda bir alt yapı oluşturur. Sonra muhabir olarak bir gazete adına İspanya’daki iç savaşı izlemeye gider. Daha sonra burada Cumhuriyetçilere katılarak teğmenliğe kadar yükselir ve bir keskin nişancının gırtlağından vurmasıyla ölümden kıl payı kurtulur. BBC’de bir dönem çalıştıktan sonra Tribune gazetesinde edebiyat sayfası yönetmeye başlar. Çok içtiği sigara sayesinde yaşamını verem hastalığının pençelerine teslim eder.

1984 adlı eserine geçmeden kısaca hayatına değinmemiz, yazarının kurduğu bu distopyanın neresinde olduğunu göstermek içindir. Yaşamının her safhasında bir izin acısıyla büyüyen yüreği, yazarın anlatım metodunu betimlemeler üzerine kurmasına yol açar. Bir yeri işaret ederken geleceğe dönük boyutuyla soyut kavramlar veya olgular kullanır. Kırk yedi yıla sığan onca şeyi, kurguladığı sade dil ve gözlemlerini aktarmadaki ustalığı ile eserleriyle net bir şekilde ortaya koyar.

1984 Adlı Eseri

1984 Gerçeklik Bakanlığında çalışan Winston etrafında şekillenir. Winston’un kendi içindeki vicdani sızıntıyı eser bitene kadar siz de içinizde taşırsınız. Ayağındaki çıbandan içtiği sigaraya kadar bir Winston empatisi kuşatır etrafınızı. Gerçeklikle olan bağını koparmadan, toplumdaki sahteciliğe boyun eğemeyeceğini geç de olsa fark eden Winston’un hikayesini anlatır romanımız.

Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya blokları arasında bölünmüş bir dünyanın içinde Winston, lider Büyük Birader ve Partinin geçmişte yaptığı yanlış açıklamaları sürekli güncelleyerek doğru bir duruma getirme pozisyonunda çalışır. Bu bölümde eskinin izleri bütün eserlerden silinir ve bir şekilde geçmişte söylenilenler ve yazılanlar arşivlerden yok edilir. Büyük Birader ve Parti sürekli doğru konuşan ve doğru söyleyen, hiçbir şekilde yanlışı olmayan bir boyuta dönüşür.

Winston dahil herkes Tele-ekran ile kontrol altındadır. Bazı yerlerde tele-ekran bulunmasa da genelde tele-ekran sürekli aktiftir ve herkesi izlemektedir. Halk bilgiyi radyolardan edinir ve bu da devlet eliyle gerçekleşir. Bu yüzden manipüle edilen gerçeklerle aldatılan ve partinin propagandasının/ilkelerinin kıskacında kalmış bir toplum resmi ortaya çıkar.

Cinsellik baskı altındadır bu toplumda. Seks Karşıtı Gençlik Birliği adında bir gençlik kuruluşu ile cinsellik sadece çoğalma üzerine indirgenir. Cinselliğin baskılanması iki dakikalık nefret seansları ile daha büyük bir öfkeye dönüşmüştür. Bu da toplumun sözsel dışa vurumla, daha çok öfke daha çok rahatlama seanslarına dönüştürülmüştür.

Bu durumun ortasında Winston cinselliği fark eder ki, bu aslında cehennem içinde cennet demektir onun için. Evli ve cinselliği sadece parti ilkeleri doğrultusunda çoğalma boyutuyla gerçekleştiren Winston, bir kızdan aldığı seni seviyorum notu ile yeni bir hayatın içinde bulur kendisini. Yasak ağaç ve ilk günah boyutuyla ele aldığımızda, burada tam tersi bir kurguyla karşılaşırız. Cennette yasak ağaçtan yenilen meyve ile fark edilen cinsellikle cennetten dünyaya inişin gerçekleşmesini, bu eserde kızın gönderdiği nota kendini kaptıran Winston’un( zaten kıskacında olan bu kızın bir Parti ajanı değil kendisini seven birisi olarak görerek) cehennemde nefeslenecek bir cennete kavuşması olarak niteleyebiliriz. Fakat eserin ilerleyen bölümünde aslında dünyaya inişin ve burada gerçeklerden kurulu bir düzenin tüm ayrıntılarını net bir şekilde göreceğini de eklemeliyiz.

Winston’un içindeki gerçekliğin bitmek bilmeyen sızısı kendisini ele vermesine neden olur. Büyük düşman Goldstein’in öğretilerine kadar giden sorgulamacı tavır kendisini ele verir ve yakalanmasına neden olur. Bu toplumda aykırı düşünmek yasaktır. Geçmişin geçmişte kaldığı bilinmeli ve ona göre yaşanmalıdır. Geçmişin zihinde yaşaması değil, zihinde öldürülebilmesi gerekmektedir. İşin garibi buna aykırı kişiler, bu gerçeklere inandırılmadan öldürülmemektedir.

Bu toplumda herkes Büyük Birader’e ve Partiye itaat ediyor ve siz etmiyorsanız burada sorun sizdedir. Herkesin izlendiği ve gerçeklerin sürekli değiştiği bu topluma adapte olamıyorsanız yok olmanız gerekmektedir. George Orwell karakteri Winston’un değişimini çeşitli aşamalarla okuyucuya yansıtır ve düşüncenin nasıl olması gerekiyorsa o şekilde olmasını öğretildikten sonra Winston’un ölümünü bize sunar.

Başa Dönüş

George Orwell totaliter ve katı bir tutum sergileyen dönemin yönetimlerini bu şekilde resmederken aslında komünizm, sosyalizm, totalitarizm ve faşizmin türlü yönlerini ortaya serer. Aslında salt anti-sosyalist bir çizgi değildir onunki. Fakat kötünün iyisini tercih etme mecburiyetindedir ve güçlü bir kötü karşısında daha zayıf bir başka kötüyü tercih edebilmenin gerekliliğinden bahsetmektedir. Burada iyiye yer yok mudur? Bu cevabı belli bir sorudur. Gerçekleri gördükçe iyiye olan eğilim, yerini kötüye teslim etmektedir.

Geroge Orwell her şeyi yaşayan fakat hiçbir şeyi sorgulamayan proleterlere tüm umudu yükler eserinde. Bu ezilmiş toplum aslında iyiyi yansıtır fakat iyiliği fark edip, iyiliği temsil edemez. Buna rağmen bir açık kapı bırakır Orwell. Günün birinde ezilen ve gerçeklikle belki de karşı konulmaz tek bağı olan bu insanların bir gün gerçek dünyaya bir iz bırakabileceklerine olan inancını ortaya koyar.

Son İzlenimler Ve Çeviri

Can Yayınlarından Celal Üster çevirisi ile eseri ele alıyoruz. Eseri orijinal diliyle okumadığımız için çok net bir şey diyememekle birlikte, sorunsuz ve akıcı bir dokusunun olduğunu belirtmeliyiz. Çevirmenin son bölümde eseri değerlendirmesinin, subjektif bir eksene çok da kaymadan genel bir boyutta olduğunu belirtmeliyim. Bu arada son zamanlarda eserin çok satanlar listesinde olması yeni çıktığını düşündürmemeli. İlk baskısı 1984 yılında yapılmıştır. Eser ise 1948 yılında çıkmıştır. İsminin 48-84 değişikliğinde olması bile bir mesajdır okuyana. Bunu da hatırlatmalıyız…

George Orwell

1984(Nineteen eighty- four)

Can Yayınları

350 sayfa

Mustafa Atalay - 26.09.2018

,

530

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin