Bir Kitabın Notları 3, İlahiyat, Ferhat ÖZBADEM

Bir Kitabın Notları 3 yazısını ve tüm Ferhat ÖZBADEM yazılarını Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Bir Kitabın Notları 3

07.08.2013 13:10 - Ferhat ÖZBADEM
Bir Kitabın Notları 3

Kur'an-ı Kerim'de bu hususla ilgili ayeti kerimede, hayır görülende şer, şer görülende hayır olabileceği değil, hoşumuza gitmeyen bir şeyde hayır, sevdiğimiz bir şey de ise şer olabileceği buyurulmaktadır.

“Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir serdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”(Bakara 216)

Şer görülende hayır, hayır görülende şer olabileceği" anlayışını İlahi vahye nisbet etmek, İlahi vahyin şer bildirdiğinde hayır, hayır bildirdiğinde şer olabileceğini zannetmek, bu çelişkiyi veya yanılgıyı Allah'a nisbet etmektir!. Hâlbuki şanı yüce Rabbimizin hayır olarak beyan ettiği her şey hayrın ta kendisi, şer olarak beyan ettiği her şey de şerrin ta kendisidir.

Kıssadaki ilim ve hikmete vakıf olabilmemiz için mut­laka ve mutlaka dikkate almamız gereken bir farktır. Musa (a.s.)'ın ve bizlerin bu ilim ve hikmeti öğrenebilmek için yöneldiğimiz ilk merci Allah (c.c.) olsaydı, tabi ki bütün bu fiiller, Allah (c.c.)'ın birer fiili olarak karşımıza çıkacaktı. Ancak şanı yüce Rabbimiz Zatına ait işleri daha açık ve müşahhas olarak görebilmemiz için, Musa (a.s.)'ı ve bizleri öncelikle bu Salih kuluna yöneltmiş ve Zatına bazı fiilleri bu kuluna işletmiştir.

Nitekim, kıssada zikredilen bu fiiller, kıssanın sonuna kadar salih kulun işlediği fiiller gibi gözükmesine rağmen, kıssanın sonunda tümüyle Allah'a nisbet edilen fiiller olmaktadır.

Ve ben bunların hiçbirisini kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak yapmadım. işte, senin sabredemediğin şeylerin içyüzü (hakikati) budur."

Salih olan kul bu ifade ile Musa (a.s.)'a şöyle demektedir: Bir ilim ve hikmet üzere olan bütün bu işler, asıl itibariyle benim değil, Allah'ın işleridir. Allah (c.c.) bu işlerini sana, daha açık görmen için benim vesilemle göstermiştir. Ben bu üç olayda da bir amir değil, bir memur idim. Dolayısıyla bu işleri benden bilirsen, benden ve yaşadığın bu olaylardan öğreneceğin hiçbir şey yoktur.

Ancak, Allah'ın takdir ve dilemesiyle gerçekleşen bu işleri Allah'tan bilir ve sabrederek sonucunu gözlersen, her işinde ilim ve hikmet sahibi olan Rabbimizin, her işinden ilim ve hikmet öğrenebilirsin. Çünkü talip olduğun ilim ve hikmet, sadece bu kısa yolculuğumuz esnasında gördüğün üç olayda değil, Allah'ın bütün işlerinde bulabileceğin ilim ve hikmettir.

Kur'an-ı Kerim'de zikredilen kıssayla ilgili olarak bu kısmi açıklamayı, şimdilik yeterli görüyoruz. Hamdımız ve şükrümüz, her işinde ilim ve hikmet olan Allah'adır.

İstihareye yatmak, bazı gruplarda genel bir alışkanlık haline gelmiştir. Olur-olmaz birçok meselede istihareye yatan bu insanlar, uykularında ne görüyorlarsa, bu gördükleriyle amel etmek­tedirler. Öncelikle şu hususa açıklık getirelim ki, her meselede istihareye yatılmaz.

İstihareye yatılacak meseleler, iki tercih arasında muhayyer bırakıldığımız, hangisi­nin daha hayırlı olduğuna karar veremediğimiz meseleler olabilir. İslam'ın apaçık olan emir ve nehiylerini içeren meselelerde istihareye yatmak, en açık ifadesiyle sapıklık veya küfürdür

Mesela herhangi bir bacının, falan yerdeki işe gir­mem için başımı açmam isteniyor, acaba başımı açıp o işe girmem mi hayırlı, yoksa girmemem mi sorusuyla istihareye yatması, açık bir sapıklıktır. Netice olarak istihareye yatılmaması gereken bir meselede istihareye yatan kimselerin gördükleri süslü rüyalar, bizleri hiç şaşırtmamalıdır. Onlar bu davranışlarıyla sapmışlar ve saptıkları yol, kendilerine süslü gösterilmiştir.

Yaşadığımız toplumda sık sık karşılaştığımız birçok batıl veya hurafe, yaşanan realitede yer almasına rağmen hak değildir. Dolayısıyla böylesi cahili toplumlarda, hak ve realite gayet tabi olarak birçok noktalarda birbiriyle çelişebilir. İşte hak ve realitenin çeliştiği bu gibi noktalarda me­seleyi realiteye göre değerlendirmek demek, hakkı göz ardı etmek veya haktan uzaklaşmak demektir.

Bu konuda kesin bir ayırım yapmak mümkün değildir. Çünkü müslümanların olaylara yaklaşımdaki tutum ve değerlendirmelerinde realistlik olduğu gibi, idealistlik de vardır.

Realistliğe, yaşanan gerçekliği yeterince görmek ve doğru tanımlamak açısından yaklaştığımızda, müslümanların bu açıdan birer realist olduklarını veya realist olmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Müslümanlar, yaşanan realite ne olursa olsun, bu realiteyi yeterince görmek ve doğru ta­nımlamak durumundadırlar.

Bilindiği gibi İslam dini, kula kulluğu reddeden bir dindir. Bu red olayı öylesine muhteşemdir ki hiçbir istisnası yoktur. Nitekim en mümtaz kişiler olan peygamberlere dahi kulluk edilmesine izin verilmemekte ve onlara sadece itaat edilmesi emredilmektedir. Kulluk ve itaat kavramları farklı içeriklere sahip olduğuna göre bu farkı belirlememiz ve dikkate almamız gerekmektedir.

Tağuti otoriteyi, her şeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimseler, bu itikadi yaklaşım ile tağuta kulluğu peşinen kabul eden kimselerdir.

Müslümanların kabul ve tasdikleri bilinçli olduğu gibi, muhalefet ve tekzipleri de bilinçli olmalıdır. Çünkü İlahi vahyin bu prensibi, bizleri böylesi bir bilince davet etmektedir. Bu gibi kurumlarda çalışıp-çalışmama kararı ise, kardeşlerimizin bu anlattıklarımızı ve kendi durumlarını değerlendirerek verecekleri bir karardır. Bu değerlendirmeyi yaparken İslami kimliklerini ve İslami misyonlarını hangi kararla daha iyi gözeteceklerini dikkate almaları ise, önemsemeleri ve öncelik vermeleri gereken bir husustur.

Cumhuriyet dönemindeki şeytani otoriteler tarafından oluşturulan ve asıl itibariyle dini asabiyeti bulunan halk kitlelerine rejimi meşru gören resmi bir din anlayışı vermeyi amaçlayan bu makamlar, değişik kaygılar ile bu makamlara oturan şaşkın müslümanlar vasıtasıyla halka benimsetilmiştir. Bu şeytani makamlara "Ben oturmasam, başkası oturacak!." mantığı ile oturan şaşkın müslümanlar, farkında olmayarak halkın bu makamları meşru ve müsbet görmelerine ve­sile olmuşlardır. Makam meşru kabul edildikten sonra, bu makamlara daha sonra oturan gerçek belamların söz ve görüşleri de meşru kabul edilmiştir. Oysa İslami kaygılar ve İslam'a hizmet gayesi ile geçmişte bu makamlara talip olan müslümanların, İslam'a hizmet gayesiyle yapmaları gereken en önemli eylem, kafirlerin ve şeytani otoritelerin velayetindeki bu dini makamları meşru görmemek olmalıydı.

Camilerde imamlık yapma meselesi, hiç kuşkusuz ki sadece diyanet bağlantılı değerlendireceğimiz bir mesele değildir. Çünkü yaşadığımız ülkenin birçok bölgesindeki camilerde, diyanet teşkilatına bağlı olmadan bu görevi ya­pan kimseler vardır. Meseleyi bu kimselere göre değerlen­dirdiğimiz zaman bu kimselerin arasında tevhidi düşünen ve insanları apaçık bir İslam'a davet eden müsîümanlar bulunmaktadır. Elbette ki bu müslümanların arkasında namaz kılabiliriz.

Diyanet teşkilatına bağlı olarak bu görevi yürüten kimseleri ise iki aynı statüde ele almamız gerekecektir. Bunlardan birincisi hem diyanet teşkilatına bağlı olan ve hem de diyanetin resmi misyonunu benimseyen kimselerdir. Yüce İslam dinini resmi ideolojiye göre algılayan ve bu şekilde anlatan kimselerin arkasında namaz kumamız tabi ki söz konusu değildir. Çünkü Allah'a kullukla ilgili olarak en önemli amelimiz olan namaz, İslami bilinçten yoksun böylesi kimselere emanet edebileceğimiz bir amel değildir.

İslami nikah, beşeri hukuka göre resmi düzlemde ni­kah kabul edilmediği gibi; beşeri hukuk çerçevesinde yapılan evlenme sözleşmesi de, İslam hukukuna göre şer'i düzlemde nikah değildir. Günümüzdeki beşeri hukuka göre tanzim edilen evlenme sözleşmesini şer'i nikah kabul eden kimselere, değerli kardeşimiz Hüsnü Aktaş yeterli bir açıklamada bulunmuştur. İslam'ı din olarak kabul etmelerine rağmen, İslam'a göre şer'i nikah yapmadan aile yaşantısına geçen kimseler, İslam'a göre ne yazık ki zani hükmündedirler. Çünkü yüce İslam dininin evlenebilecek eşler, nikah, aile hukuku ve talakla ilgili hükümlerini dikkate almayan beşeri hukuka göre yapılan evlenme sözleşmesi, hiç kuşkusuz ki İslam'a göre şer'i bir nikah değildir.

Allah'a eş koşan müşriklerden, Allah'a çocuk İsnat eden Hıristiyanlara kadar bütün insanlar, İslami davetin muhatabıdırlar. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, bütün bu cürümleri işleyen insanları tevbeye ve hakka davet etmektedir. Tevbe edeni, Allah (cc) affeder.

Halk arasında kullanılan ve birer atasözü durumuna gelen bazı ifadeler, pratik yaşantıda doğruluğu görülen ifa­delerdir. "Kişinin korktuğu şey başına gelir" ifadesi de, birçok boyuttan doğruluğu görülen veya gerçekleşen bir ifa­dedir. Nitekim yakın çevrenizdeki insanlardan sık sık duyduğunuz "Korktuğum başıma geldi" sözü, yukarıdaki ifadenin sık sık gerçekleştiğine işaret etmektedir. Hastalıklardan korkan kimselerin, korktukları hastalıklara yakalanmaları da görüle gelen şeylerdir. Kişinin korktuğu şey başına gelir" ifadesinin İslami açıdan doğruluğu ise, mutlak bir doğru değildir.

Kur'an'ı Kerim'in muhtelif yerlerinde açıkça zikredildiği gibi Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar müslümanlar için haramdır.

Tartışılan sorular
Mehmed Alagaş
İnsan dergisi yayınları


Yazar: Ferhat ÖZBADEM - Yayın Tarihi: 07.08.2013 13:10 - Güncelleme Tarihi: 19.11.2021 14:54

,

2083

Ferhat ÖZBADEM Hakkında

Ferhat ÖZBADEM

1979 yılının bir Haziran günü Adıyaman’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman’da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar Ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli dört çocuk babasıdır.

haberdurus.com, zeynepder.org, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sitelerinde belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış eserleri:

Araştırma-Düşünce: Kur’an’ın Gölgesinde Hz. Muhammed, Cennetin Yolu, Kur’an’ı Nasıl Okumalı, 40 Esas 40 Düstur, Cennetin Anahtarı, Dünden Bugüne İslami Hareket, Edebiyat Gemisinde Düşünce Adamları.

Roman: Muaz, Brezilya, Beşir ve Gazali, Beşir ve Selahaddin Eyyubi, Beşir ve İbn Haldun, Beşir ve Osman Bey, Beşir ve Fatih Sultan Mehmet, Beşir ve Sultan Abdulhamid.

Biyografik Roman: Hasan el Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Aliya, Malkolm X, Muhammed Ali, Meryem Cemile, Mehmet Akif, Metin Yüksel, Said Halim Paşa, Necip Fazıl Kısakürek, Akif İnan, Ömer Muhtar, Zeynep Gazali.

Tavsiyeler: Hasan el Benna, Said Havva, Yusuf el Karadavi, Hasan en Nedvi, Seyyid Kutub, Mevdudi, Fethi Yeken, Malkolm X, Aliya, Mustafa Meşhur.

Şiir: Ebrulim. Deneme: Ortalama Bir Âşık Olmamı Bekleme Benden.

Ferhat ÖZBADEM ismine kayıtlı 202 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin