Bir Klasiğin Düşündürdükleri

Bir Klasiğin Düşündürdükleri

Bir Klasiğin Düşündürdükleri

08.12.2020 - Ayşe Bağca
Bir Klasiğin Düşündürdükleri

Üniversite kütüphanesinin tozlu raflarında eski basım ciltli bir kitapla başlıyor aslında hikâye. Onu alıp eve götürdüğümde her gece belirli bir sayfayı solgun masa lambasının ışığı ile okumak adeta bir ritüel olmuştu. Ta ki kitabın bitişinde duyduğum hüzne kadar…

Bir toplumu tanımanın sosyolojisini anlamanın en iyi yolu onunla ilgili yazılmış romanlardır. Bu gün klasikler olarak anılan ve dünya tarihinin değişim ve dönüşümlerine ışık tutan büyük yapıtlar bize düşündüğümüzün ötesinde fayda sağlayacaktır. Ele aldığımız eser, Avrupa tarihinin sosyolojik değişiminin anlatıldığı ve ismi çok da bilinmeyen bir klasik olan eserden bahsedeceğiz. Victor Hugo’nun sürgün edildiği bir dönemde, 1864 yılında başlayıp yaklaşık on ay içerisinde yazdığı Deniz İşçileri adlı roman türünden yazılan eseri… Bu roman, karakterleri ve zihnimde kabaca oluşan dört konu başlığıyla üzerinde düşündüren bir yapıt olma özelliğini daima koruyacaktır. Konu başlıkları olarak:

  1. Yalnızlık
  2. Bir icadın Avrupa’da uyandırdığı ilk izlenim
  3. Bir yazarın teknik konuya hâkimiyeti
  4. Aşk

Kitabın en önemli karakterlerinden bir olan Gilliatt’tır. Gilliatt, yalnız olarak perili olduğu inanılan bir evde yaşar ve onun bir cadı ya da şeytanın elçisi olduğu inancı vardır çevre insanlarında. Oysa yalnızlığı seçmiş insanlara karşı, kendisini izole ederek yaşamaya çalışan bir gençtir o. Farklı olmak dünyanın neresinde olursa olsun haksız ithamların doğmasına neden olmuştur. Diğer bir karakter ise Lethierry Efendi idi. Onunla yaşayan yeğeni Deruchette ve daha sonra damadı olacak rahip Ebenezer.

Gilliatt yalnız yaşayan, gizemli bir görünüm verdiği için pek çevresi tarafından sevilmeyen genç bir adamdır. Zaman içerisinde Lethierry Efendi’nin güzel yeğeni Deruchette’e aşık olan genç ona bir türlü açılamamıştır. Lethierry Efendi yeni çıkan büyük bir icadın, yani bir buharlı geminin sahibidir. Bir fırtına sonrası gemi parçalanarak çok kıymetli olan motoru kayalıklara sıkışır. Bu motoru kim kurtarırsa onu yeğeniyle evlendireceğini vadeder. Fakat yeğeni rahip Ebenezer’e aşıktır.

Basit bir dille anlattığımız olay örgüsü, dönemin doğa ile insan arasındaki savaşının en güzel örneklerinden biridir. Devrin en belirgin noktalarından biri cadı, şeytan kötü ruh gibi metafizik inanışların halkı çok etkiliyor oluşu. Buharlı geminin faaliyet gösterdiği vakit insanların bunu bir şeytan icadı olarak algılamaları ve teknolojiye Avrupa’nın ilk bakışını görmemizi sağlıyor. Victor Hugo harika detaylarla insan inancı ve doğayı kavrama biçimini dile getiriyor burada. Victor Hugo üç anankeden bahseder. Yani üç kaçınılmazlık/ yazgıdan: dogmaların anankesi, yasaların anankesi ve eşyanın anankesidir. Bunları üç önemli kitabında açıkladığını ifade eder: İlki Notre- Dame de Paris eserinde, ikincisi Sefiller adlı eserinde ve üçüncüsünü ise bu kitapta açıklamıştır İnsanoğlunu sarıp sarmalayan, kuşatan bu üç kaçınılmazlığa içsel bir zorunluluk da katılır: bu yüce ananke insan yüreğidir.

Gilliatt geminin kaybolan motorunu, sevdiğine ulaşmak için bir fırsat bilip, motoru kayalıklardan çıkarabileceğini söyler. Lethierry Efendi buna çok sevinir fakat herkes bunun çılgınlık olduğunu düşünür. Henüz hava soğuktur, tehlikeli bir bölgedir, yalnız hele hele bir sandalla gidilebilecek bir yer değildir. Genç Gilliatt aşkın ve kararlılığın verdiği güçle üç ay çok zor şartlarda çalışır didinir. Kısa zamanda yiyeceği suyu biter. Denizden beslenmek zorunda kalır su kaynağı bulmaya çalışır. Yaralanır tarifsiz acılar çeker. Fakat sonunda Deruchette’in eşi olacağı fikri ona en büyük umuttur. Bu süreçte yaşananları kaleme alan yazar aslında kitabın hazinesini o satırlarda saklar. Yaşanılan durumun aktarımı gerçekten muazzamdır. Kitabı okurken Victor Hugo’yu büyük yazar yapan şeyi görmemek imkânsızdır. Üç ay sonra motor kayalıklardan çıkarılmıştır artık. İnsanlıktan çıkmış bir halde kayığına yüklediği motoru Lethierry Efendi’ye ulaştırır. Fakat hayat hiç de beklendiği gibi değildir. Yolağzında bizi hep bekleyen bir tümsek vardır. Gilliatt, Deruchette ve Ebenezer’i elele tutuşmuş haldeyken gördüğünde kendi aşkını feda etmeyi tercih edecek ve onların hayat yolunda evlilik adımını atmalarına öncülük edecekti. Ve kendisi için bilindik, derin ve mavi bir son seçecekti.

Bu roman her yönüyle insana bir şeyler katacaktır. Yüksek anlatım gücünü ve 19. Yüzyıl Avrupasından ruh ve yaşamın kesit kesit esintisini hissedeceksiniz. Sosyolojik ve edebi anlamda eşine az rastlanır bir dünyayı bu kitapla keşfetmeniz olası bir durumdur. Eser, yaşadığı döneme ayna tutarken, o dönemin konjönktürel durumunu da olay örgüsü içerisinde satır aralarında işler. Kullanılan eşyalardan, seçilen karakter isimlerine, olayın geçtiği mekânlardan, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerine değin bir çok unsur, dönemin bir tür yansıması şeklindedir.

Victor Hugo

Deniz İşçileri

Oda Yayınları

Basım Yılı 1999

432 Sayfa

Ayşe Bağca - 08.12.2020

,

3546

Ayşe Bağca Hakkında

Ayşe Bağca

1983 Haziran ayında doğdu. Zaman içerisinde çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yazdı. Kitaphaber'le yoluna devam ediyor. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin