Bir Meta Anlatı: Zaaflar Radyosu

Bir Meta Anlatı: Zaaflar Radyosu

Bir Meta Anlatı: Zaaflar Radyosu

02.04.2020 - Ulus Çeliker
Bir Meta Anlatı: Zaaflar Radyosu

Postmodern anlayışla yazılan bir romanı okumak zorlu bir iştir. Aslında herkesin harcı da değildir. Metin yapısındaki karmaşıklığı çözmek bir parça emek ister. Çoğu zaman bu emek, kitabı yarım bırakmakla sonlanır. Peki, yazar neden seçer bu kadar “zor olunur” olmayı? Çünkü bilinçaltında anlaşılmayı bekleyen çok şey vardır. Ozan Kaçar’ın Zaaflar Radyosu adlı romanı da okur için emek isteyen zorlu bir süreci göze almak demek.

Okudukça kendini açan bir dünyaya adım atacağınız bu roman zaaflar davası ile yanan Yakup’tan arkadaşı Edip’e, Cansever’in Ruhi’sinden Samsa paradisine, Cervantes’in Don Kişot’undan İkinci Yeni şiirine oradan da yazarın kendisine uzanan garip ve hinliklerle dolu bir meta anlatı. Postmodern romanın temel ögelerinden üstkurmaca, metinlerarasılık ve çoğulculuk estetiğinin ustalıkla kullanıldığı Zaaflar Radyosu, türüne az rastlanan bir metne çağırıyor okuru.

Yazara göre hayat, bir oyundur. Yaşamı kurmacaya dönüştüren roman da oyun içinde oyundur. “Ben mi kimim? Neden mi sana mektup bırakıyorum? Neden mi direk olarak eline mektubu vermiyorum da alengirli oyunlara girip kitaplığının ücra yerlerine saklıyorum?” (s. 59).

Postmodern roman anlayışı en genel anlamıyla temelde, insanı “birey” olarak ele almış ve onun toplumdan uzaklaşmasını konu edinmiştir. Toplumdan uzaklaşan ve yalnız kalmayı tercih eden birey bunalımın yol açacağı doğal sonuçları, bir bakıma tercih etmiştir ve ““yabancılaşmıştır” "…ben bu gecenin kalender anlatıcısı, mutsuzum. Kendimi tarif edeceğim tek kelime bu…”

Postmodern edebiyatın en önemli özelliği okuyucuyu romana dahil etmesidir. Modern edebiyatta seyirci olarak kalan okuyucu, postmodern akım ile romanın içindedir. “İşte sırf anlattığım bu sebeplerden dolayı yataklara düşmüş. Nesine inanmadın, aynı anlattığım gibi olmuş” (s. 17). “Dünyada yapacak işi olanın ölmesi zorlaşır gibisinden bir düşünce peyda olmuş çünkü o gece. Saçma mı buldun bu düşünceyi? Sen neyi saçma bulmuyorsun ki zaten bu hikayede!" (s. 28).

Kapitalizm ile gelen modern akımın bir eleştirisi olarak doğan postmodern akım, bireyin mutlu olmadığını söyler ve onu mutlu etmeyen her şeyi reddeder. Kapital ekonominin kökü olan modernist edebiyatı maddecilik, telkincilik, teslimiyet ve insanı köleleştirme suçlarından yargılar. “…kimi Yakupların yetişmesi gereken trenleri, gitmesi gereken evleri, çalışması gereken işleri, okunması gereken kitapları, ödenmesi gereken borçları varmış. Bu yüzden işte sırf bu yüzden bazı Yakuplar gitmiş. Bir avuç Yakup mu kalmış, yok daha çokmuş Yakuplar. Tekrar önündeki boşluğa bakmış Yakup, ne olsundu şimdi bu boşluk; deniz mi, bulut mu, şiir mi? Ne?” (s. 78).

Postmodern anlatılar doğrusal zamanın bir yerinde ilerlemezler; sanki dairesel zaman ve mekan ve olaylar bu anlatıların üzerine borç edilmiştir. “Hareketsiz iki dakika geçmişti, ama zaman elastikleşmişti. İki noktanın arası iki dakikalık bir uzaklık… Şimdi o şambreli iki güçlü adam var gücüyle çekiyor. İki nokta arasında zaman sürekli uzuyordu. Geçmek bitmek bilmeyen iki dakika…” (s. 92).

Romanda olgusal, mistik ve simulatik bütün bilgileri yaşanan zaman, tarih, mitoloji ve hayal içiçe girmektedir. Adeta romanın kurgularını bütün zaman ve mekanlarda dolanan yörüngesinden fırlamış gizemli bir zihin kurmaktadır.

Postmodernizm çoğulculuk üzerine olan bir felsefedir. Postmodernizm alt seviyede olanları, kıyıda köşede kalanları, yok olmaya mahkum olanların kendi kimlikleriyle var olmalarını sağlar ve onlara bu hakkı verir. “O garip suratlı adam yine, “Yahu ne Yakup’u, ne ah alması, insanlar fakirlikten, işsizlikten, topraksızlıktan, sevgisizlikten, ekmeksizlikten gülmüyor. Hele halinize bakın, donunuza bakın, yamalı pantolonlarınıza. Üzerinize sinen sefaleti görmezsiniz” dedi” (S.92).

Postmodernizmin bir diğer özelliği de kurmaca ile ilgili olarak karşımıza çıkar. Yazar o kurmacayı, o metni nasıl kurduğunu anlatan üst kurmacayı yukarıda verir. O roman nasıl, hangi saatlerde oluşmuş, romanın yazımında geçirdiği süreçleri verir. Romancı okuyucuya; bu roman aslında tek bir gerçek değil, şu kurmacalardan geçti, romana bu şekilde yaklaş ve dikkatli ol uyarısı yapar. “Merhaba. Ben yazar. Bir berduş, bir deli, şizofren belki de kendime şair diyen bir kaçık olabilirim. Size bir şey söyleyeyim mi, tüm bu olanları ben tezgahladım” (s. 123).

Romanda vak’a zamanı, anlatma zamanı ve okunma zamanı “şimdi”de birleşmektedir. Mekan olabildiğince belirsizleştirilmiştir. Uzun uzadıya mekan tasviri yapılmamaktadır. Çoğu zaman mekana ait çok genel özellikler verilmekte okuyucuya ve geri kalanına okuyucunun kendi zihninde oluşturması beklenmektedir.

Romanda üstkurmaca ve metinlerarasılık, romanı postmodern roman yapan özelliklerdir denilebilir. Yazar üstkurmaca sayesinde o anda yazılan metne odaklı, okuyucuyu çoğu zaman ikilemde bırakan tekinsiz bir dünya oluşturmaktadır. Daha sonra roman kişileriyle birlikte okuyucuyu “anlatı ormanları”nın içine salıvermektedir. Roman bir oyun bahçesini andırmaktadır. Kimi zaman yazar önden koşmakta ve okurun onu yakalamasını istemekte, kimi zaman okuru bir kaydırağa bildirmekte, kimi zaman saklambaç oynamaktadır.

Ozan Kaçar, romanında anlatıcı olarak etkin bir rol üstlenmektedir. Çoğu zaman figüratif kadronun bir elemanı konumundadır. Olayların seyri üzerinde büyük bir etkisi olduğunu, kurgunun istediği yönde ilerleyeceğini sık sık hatırlatmaktadır. Hatta bazen olay akışını durdurmakta, farklı konulardan söz etmeye başlamaktadır.

Ozan Kaçar’ın Zaaflar Radyosu adlı romanı alışılmış kuralları yıkmaktadır. Dolayısıyla bu kural tanımamazlık dil ve üslup özelliklerinde kendini hissettirmektedir. Dildeki alışılmış manalara karşı çıkıp sanat diliyle oynamıştır. Adeta yazara göre nasıl ki yaşamı anlamak ne kadar zor ve karmaşık ise bir eseri anlamak ve yorumlamak da o kadar uğraştırıcı olmalıdır. Bu romanı okurken emek isteyen zorlu bir sürece göze almalısınız.

Zaaflar Radyosu

Ozan KAÇAR

Okur Kitaplığı / Metamorfoz Yayıncılık

134 sayfa

Ulus Çeliker - 02.04.2020

,

4819

Ulus Çeliker Hakkında

Ulus Çeliker

1976 Akşehir doğumlu. Uludağ Üniversitesi sosyoloji mezunu bir sosyolog. Araştırmaya,okumaya, anlamaya, anlamlandırmaya gayret eden hakikat arayışında bir yolcu...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin