Bir Mimarın Mimarî Düşüncesini Okumak

Bir Mimarın Mimarî Düşüncesini Okumak

Bir Mimarın Mimarî Düşüncesini Okumak

14.06.2021 - Sueda Kurt
Bir Mimarın  Mimarî Düşüncesini Okumak

Her eser, insan için bir ışık, bir ufuk açma girişimidir. Bu bağlamda ister kurgusal olsun, ister teorik olsun ve isterse de düşünce dünyasına olsun yazılan tüm eserlerde ana unsur insandır. İnsan etmeni, ortaya konulan eserlere işlenirken insana ve insanî olana da vurgu taşır. Bu amaçsallık içerisinde ortaya konulan bir eser de insanoğlunun mekân serüvenine dair ayrıntıları irdeleyen, mimari ve mimari düşünce alanında Türkiye önemli bir yere sahip olan Turgut Cansever’in düşünceleri büyük önem teşkil etmektedir. Kubbeyi Yere Koymamak eseri, Turgut Cansever özelinde bir açık oturumdan derlenerek oluşturulmuştur. Kitap dört bölümdür. Her bölümde soru cevap şeklinde ilerleyen söyleşiler, Mustafa Armağan’ın düzenlemesi ile kitaplaştırılmıştır. 2012 yılında yapılan basımda; Nevzat Sayın, Mustafa Kutlu, Mustafa Armağan, Beşir Ayvazoğlu, İhsan Bilgin gibi pek çok önemli isim Turgut Cansever ile söyleşi yapmıştır.

Kitap bölümlerinin her biri, Turgut Cansever’i tanımak ve mimari bakışını anlamak için düzenlenmiş gibidir. Bölüm isimleri; mimaride aşkın çözümleme, Osmanlı çözümlemesinden Postmodernizme, evden konuta, habitat ve şehirdir. Bölüm akışından da anlaşılacağı üzere Cansever’in mimari çözümlemesi, ev ve konut kavramlarına bakışı, Osmanlı şehirlerinden günümüz karmaşasına doğru yol almaktadır.

Kitap kısa bilgilendirmesinin ardından Cansever’i anlamak için yaşadığı yılları ve mimariye bakışının temellerini anlamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Kendisi 1921-2009 yılları arasında yaşamıştır. Mimar olmasının yanında, şehircilik ile ilgili kaygı ve çözüm önerileri oldukça önemlidir. Önemli eserlerinin yanında aşkın çözümlemelerini temellendirdiği mimari ilkeleri ile de bilge mimar unvanına hak kazanmıştır. Mimarlık alanında önemli yeri olan Ağa Han Mimarlık Ödülünü üç kez almıştır. Cansever’in Türk Tarih Kurumu binası, Beyazıt Meydanı ve Demir evleri aslında kamusal bina, sivil yapı ve meydan tasarımları açısından üç ayrı dalda tutarlı ve ilkeli mimarlığının yansımasıdır.

Mimarlık mesleğinin uzun yıllar, yalnızca aristokrat kesime hizmet eden bir hâl alması, halk ile mimarlar arasında ciddi bir perde oluşturmuştur. Osmanlı Devleti’ne bakıldığında yaklaşık 19.yüzyıla kadar şehirlerin merkezinde bulunan cami, kamusal yapı, bedesten ve ticaret yapıları dışında bir tasarım alanı görmemekteyiz. Devlet, şehir merkezlerini planlarken iskân alanlarını kişilerin sivil iradesine bırakmaktadır. Bu sebeple yeni bir ev yapacak olan hane halkı, yakın çevreden bir usta ile anlaşarak, gerekirse onu inşaat süresi boyunca evinde yatırarak birlikte yapılarını oluşturmaktadır. Bu sebeple Osmanlı sivil yapılarında mimara ihtiyaç duyulmamaktadır. Çünkü herkes evinin mimarıdır. Aslında inşaat ile birebir bağı olan halk, 19.yüzyılda başlayan ciddi bir batılılaşma furyası ile yabancı mimarların eline düşmektedir. Avrupai yapılar İstanbul ve taşranın önemli bazı merkezlerine kopyalanırken sivil mimaride betonarme ile başlayan apartmanlaşma, günümüze doğru yavaş yavaş bizleri müteahhitlerin eline bakan zavallı kullanıcılara dönüştürmüştür.

Türk halkının mimar deyince aklına gelen tarihteki en yakın isim, 16.yüzyılda yapılarının çoğunu halen kullandığımız Mimar Sinan’dır. Ondan sonra ise Cumhuriyet tarihinde bilhassa sağ kesimin sahip çıktığı ve bana kalırsa zamanla neden sahip çıktığını da biraz unuttuğu önemli isimlerin başında Turgut Bey gelmektedir. Kendisi mimarinin tanımı, güzele bakışı ve eserlerinin yanında ortaya koyduğu ilkeleri ile isminden söz edilmesi gereken biridir. Aynı zamanda aynı prensipleri günümüz imkânları ile birleştirerek geliştiren Mimar kızı ve damadı da aynı ekolden devam ederek -meraklıları için Emine ve Mehmet Öğün- son derece değerli çalışmalara imza atmaktadır.

Cansever, mimarinin, varlık ile insanın ilişkisini düzenleyen bir disiplin olduğunu ifade etmektedir. Bunun yanında mimari kültürün her toplumda farklı olduğunu söyler. Çünkü insanların inançları ve yaşama kültürleri onların yaşama şartlarını ve şeklini belirler. “Eğer davranışın bir standardı varsa, davranışı çevreleyen mekânın vücuda getirdiklerinin de bir standardı olması gerekiyor.” Diye düşünür. Bu son derece doğru bir yaklaşım ki; Avrupa mimari kültürünü oluşturan Helenistik felsefe, varlığa statik ve güzeli donduran bir anlam yüklerken, İslam mimari kültürü hayatın akışkan ve fani olduğunun farkındadır. Yapıların geçici olduğunu söyler. Yüzyıllarca yaşamasını umarak yaptığı yapılarda ise nesilden nesile aktardığı şey, yapı tekniği veya malzeme değil, o mimarinin içindeki felsefe ve güzellik aktarımıdır. Bu sebeple örneğin Süleymaniye Camii’ne güzel deriz. Çünkü güzel İslam mimarisinde batı kültüründeki gibi altın orana bağlı değildir. Yalnızca insanın kendini mutlu, huzurlu ve umutlu hissettiği yerdir.

Bu çerçevede Cansever’in kitapta da ifade ettiği mimari ilkeleri şöyle sıralanır. İnsanın dünyadaki asıl görevi dünyayı güzelleştirmektir. Bir diğeri tevazu mimarisidir. Tevazu iddiasız bir sadeliğe muhtaçtır ki bu da bir diğer ilkeyi oluşturur. Bunun yanında adalet ve katılım da Osmanlı şehirlerinden okuduğumuz kadarı ile cidden işe yarayan önemli ilkelerin sonuncusudur. Cansever, mimaride insanı önemli kılmayı ister. Yapıları dondurmak ve güzeli kutsamak yerine güzeli yaşamak ve yaymak doğru olandır. Firavun misali zirveye çıkan, yıllarca yaşayan yapıların aksine, Medeniyet kelimesinin kökünü oluşturan Medine şehrini örnek verir. Çünkü İslam, şehirde yayılan bir dindir. Bu sebeple İslam Mimarisi, şehir kültürü ile birebir ilişkili olmak zorundadır.

Şehircilikte önemli sorunlar yaşadığımız günümüz planlamalarında da Cansever’e göre tarihten referans alarak danışacağımız noktalar bulunur. Çünkü “Bir şeyin yanlışını bulmadıkça değiştirmiyoruz.” Hâlbuki kendimizi mutlu hissetmediğimiz şehirlerde ve kendimizi mutlu hissetmediğimiz evlerde yaşıyoruz. Aslına bakarsak evden konuta evirilen mekânlarımız, değişen yaşama kültürü, değişen yaşama felsefesi ve dönüşen hayatlarımızın bir sonucudur. Yani bizler önce içimizdeki yozlaşma ile mekânlarımızı dönüştürdük, şimdi de onlar bizleri dönüştürerek bizden yani kendimizden koparmaktadır. Öyle ya bugün güzel dediğimiz binaların, hangisinde mutlu, huzurlu ve umutlu yaşıyoruz?

Sueda Kurt - 14.06.2021

,

384

Sueda Kurt Hakkında

Sueda Kurt

Fehminaz Sueda KURT. 1993 doğumlu. Mimarlık yapmakta. Yazarken ve çizerken yıllardır ne olduğunu bilmediği bir duygu ile hırpalanmakta. Bunun cevabını bulamayacak olsa da yazarak o şeyi aramakta.

Yorumlar
  • Mustafa Kurt 2021.06.14 11:20

    Harika bir değerlendirme yazısı tebrik ediyorum...Yazıda kendimi buldum sanki...Evimizi yaptırırken misafir edindiğimiz usta..Insanın asıl görevinin dünyayı güzelleştirmek olduğu ve bunu mimarı alanda göstermesi...Mimaride tevazu...Kendimizi mutlu hissedeceğiniz evler ve şehirlerde yaşamayı diliyorum...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin