Bir Öykü Seçkisinden Fazlası

Bir Öykü Seçkisinden Fazlası

Bir Öykü Seçkisinden Fazlası

19.02.2021 - Mustafa Atalay
Bir Öykü Seçkisinden Fazlası

Salgın ve Alışkanlıklar

Salgın dönemlerindeki toplumun ve bireylerin psikolojik ve sosyolojik durumları diğer dönemlere kıyasla daha karmaşık ve anlaşılmaz bir halet-i ruhiyeye bürünüyor. Bunda salgın dönemlerinin panik havası dışında, yaşanılan belirsiz sürecin etkisi de açıkça görülüyor.

İnsanların bir anda karantina olgusuyla karşı karşıya kalması, elbette birçok değişikliği de beraberinde getiriyor. Alışkanlıklar ile var olan durumun ikileminde kalan toplum, kendini yeni alışkanlıklarına adapte etmeye çalışıyor. Bu da toplumun her şarta uyum sağlayabilme kabiliyetinin ne kadar kuvvetli olduğunu da gözler önüne seriyor.

İnsan ve Hikaye

Hikayenin tarihi insan ile yaşıttır. İnsanın olduğu yerde anlatı vardır, anlatının olduğu yerde ise hikaye. Bir anlatının olabilmesi için en azından bir dinleyenin olması gerekir ki, bu kimi zaman insanın kendisi, kimi zaman ise bir başkasıdır. Bu yönüyle hikaye kendinle/bir başkası ile hemhal olmaktır. Bu da insana hikmetin kapısını aralar.

İnsanın hikayeyle kurduğu bu ilişki, toplumsal birlikteliklerde daha çok anlam kazanıyor. Hikayenin, bir topluluğu kimi zaman eğlendiren, kimi zaman hüzünlendiren, kimi zaman meraklandıran ve her zaman bir kıssadan hisse verme boyutu bir nevi zamanın verimli kullanılmasına da fırsat tanıyor.

Decameron (Yunanca; On gün)

Giovanni Boccaccio’nun kaleme aldığı Decameron adlı geniş hacimli eser, salgın dönemini yaşayan topluluğa bir öykü antolojisi sunuyor. Eserini özellikle kadınlara adadığını belirten yazar; erkeklerin acılarını, hüzünlerini, sıkıntılarını atmak için yapacağı birçok şey olmasına karşın, kadınların bu konuda daha zayıf kaldığını, bu nedenle öykülerin onlara merhem olacağını hatırlatır.

Eserin türünü kurgusal (gerçekçi kurgu) ve tekniğini çerçeve hikâye olarak tanımlamak mümkündür. Boccaccio, dönemine kadar latince yazılmış eserlere kıyasla Decameron’u İtalyanca olarak yazar. Bu da İtalyan edebiyatında yeni bir çığır açmak demektir. Bu elbette, yazarı düzyazının babası konumuna getirir.

1348-1353 yılları arasında yazılan eser, veba salgınının Avrupa’da yayılması üzerine, bu salgının etkilerinden korunmaya çalışan üç erkek ve yedi kadının bulundukları şehirden kırsala kaçışı üzerine oluşuyor. Kırsalda bulundukları yerleri zaman zaman değiştiren bu topluluk, her gün için bir yönetici/kral(içe) seçerek öncelikle düzeni sağlamaya çalışır. Ayrıca yöneticinin seçeceği bir konuda, herkesin birer öykü anlatmasını sağlayacak bir kural getirerek zamanı daha güzel değerlendirmek isterler. On gün boyunca on kişinin anlattığı öyküler eser sonunda yüz öyküyle buluşturuyor sizi.

Salgın ve Decameron

Yazar bir salgın öyküsü kaleme almasa da, Floransa kentinin salgın ile verdiği amansız mücadele hakkında bilgi vererek eserine giriş yapar: “İster korkunç eylemler karşısında ıslah olunsun diye Tanrının gazabı, isterse de semavi varlıkların toplum üzerindeki etkileri üzerine olsun, her ne olursa olsun bu salgın gün geçtikçe artıyordu.”

İnsanların çaresizliği, büyük ve görkemli şatoların yalnızlığa terk edilmesi, kırsal bölgedekilerin imkansızlıkları, insanların akrabalarından uzaklaşmaları ve ölülerin toplu olarak kilise çukurlarına gömülmesi…

Bir kentin kadınlarının/erkeklerinin artık hastalık nedeniyle erkek-kadın fark etmeksizin hizmetçilere bakımını yaptırmaları, belki de bu durumun ahlaksızlığa veya utanma duygusunun yitirilmesine hizmet etmesi…

Esere giriş yapmadan bahsettiği bu durumlar ile hem olumsuzluklara karşı bir umut olarak bu topluluğu sunarken, aktaracağı ahlak dışı öykülere de aynı zamanda bir zemin oluşturuyor yazar.

Yolculuk Başlasın

Birbirlerine olumsuz bir bakış açısı olmayan, bir kilisede buluşan dindar ve temiz bu üç erkek ve yedi kadın şehirde çıkan salgının yıkıcı etkilerinden kendilerini korumalarının tek yolunun kırsala doğru gitmek olduğu kararını veriyorlar.

Öyküler; toplum, toplum-kilise ilişkisi, ahlak, zeka, yalan, doğruluk ve aldatma üzerine şekilleniyor. Öykülerin çıkış noktası ise temelde aşk, aşk acısı veya aşk mutluluğudur. Aşkın türlü hallerinin artık büyük ölçüde kirli ilişkiler temelinde varlığını sürdürdüğünü, saf aşk ve sevginin gittikçe azalmaya başladığı genellikle vurgulanır.

Bulunduğu çağın iyi okuyucusu olan Boccaccio’nun, orta çağın kilise hakimiyetinin insanlara mutluluk getirmediği, kiliselerde birçok aşk oyunlarının oynandığı ve din adamlarının önerdikleri şeyleri yapmadıklarını belirten hikayelerle büyük bir başkaldırının öncülüğünü yapması dikkatleri çekmektedir.

Birinci gün serbest bırakılır konu ve herkes dilediği öyküyü anlatır. İkinci gün mutlu sona kavuşanlar ile ilgili öyküler anlatılır. Üçüncü gün, kendi marifetleri ve zekalarıyla yaşadıkları kaybı telafi edenlerle ilgilidir. Dördüncü gün, hüsranla biten aşklar anlatılır. Beşinci gün musibetlerden sonra mutluluğa erişen sevdalılar, altıncı gün kıvrak zekayla kendilerini bulundukları durumdan kurtaranlarla ilgilidir. Yedinci gün aşk uğruna kadınların kocalarını aldatma öykülerine yer verilir. Sekizinci gün kadın-erkek fark etmeksizin birbirlerine kurnazca oynanan oyunlardan bahsedilir. Dokuzuncu gün herkes istediğini anlatırken, onuncu gün çok iyi şeyler başarmış gönlü yüce kişilerin öyküleri anlatılır.

Yolculuk Biterken

Boccaccio aynı zamanda eserinde kendisine yapılan eleştirilere de cevap verir. Bunu yaparken toplumun dinamiklerini göz önünde bulundurarak, insanın ontolojik varlığına atıfta bulunup, sevginin ve aşkın olduğu yerde insanın katiyetle bir öyküsünün bulunabileceğine vurgu yapar.

Kendi yaşı ve anlattığı konuların içeriklerinin, Homeros’un Musalarının yani dokuz tane ilham perilerinin meselesi olmaktan çıkan ve artık yeryüzünün konusu haline gelmiş aşk olduğunu açıklamalı anlatır.

Son Söz

Birden fazla çevirisi olan ve anlatılan öykülerdeki cinsellik öğelerinin açıklık-kapalılık durumuna göre sınıflandırılan eserin, kapalı bir anlatımı benimseyen Nevin Yeni çevirisini daha edebi bulduğumuzu belirtmeliyiz. Bu bir tercihtir, ama kapalılık edebi bir eserin çevirideki başarısını da göstermesi açısından önemlidir. Buna da dikkat çekmeyi yerinde buluyoruz.

Dil ve içerik olarak akıcı olan eseri, kimi öykülerin birbirine benzer minvalde olmasını ise bazı okurlar sıkıcı bulabilir. Her ne olursa olsun bir dönemin öyküleri aynı zamanda o dönemin gerçeklerine de dikkat çekmektedir. Bu anlamda insanın dönemsel ahlaksızlıklarını, sadece bu içinde yaşadığımız son dönemde varmış gibi gösteren bir kesime, her dönemde hem de daha kötülerinin olduğuna dair net bir veri de sunuyor eser.

Decameron

Giovanni Boccaccio

Çeviri: Nevin Yeni

Alfa Yayınları

824 Sayfa

Mustafa Atalay - 19.02.2021

,

1495

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin