Bir Şairin Muhabbet Ekranında Görülen Tarihsel Cümleler

Bir Şairin Muhabbet Ekranında Görülen Tarihsel Cümleler

Bir Şairin Muhabbet Ekranında Görülen Tarihsel Cümleler

14.10.2013 - Misafir Köşesi
Bir Şairin Muhabbet Ekranında Görülen Tarihsel Cümleler

Anı yakalayabilen şairler geçmişten geleceğe uzanan zaman diliminde gelip geçen vakti cümlelerle birleştirebilecekken bunun bir adım gerisinde gizleniyorlar. Güncel koşullar ortadan kalkınca buna binaen söz de uçuyor geriye yazı bile kalmıyor. Hayatla entegre bir yazı hafızada kalır mı orası da muamma. Bu duruma tepki göstersek bile eğer bir şiir yazacaksak gerçek ve temelli problemleri göz önünde bulundurmalıyız.

Fatma Güven

Sesin yordamında şairlerle söyleşi yapmak başı ve sonu rengârenk olarak betimlenmiş yaydan atılan ok gibi giriş-gelişme-sonuç bölümlerinden oluşan bir olaylar bütünüdür. Onlarla söyleşi yapmak zordur. Kimi zaman bir filozof edasıyla sorunuza soruyla karşılık verebilir kimi zamansa çivi yazısı söylencesi yaparak Antik Çağ uygarlığında yaşadığı ihtimalini uyandırır belleğinizde. Bu çeşitliliği daha da çoğaltmak mümkündür. Zaman onlar için bulunmaz bir Hint kumaşıdır sanki. Yağmur yağdırma hususunda diğer mevsimlere nazaran kısıt altına alınmış bir mevsim olan bahardan düşen yağmurlar bile şemsiye tutmaktan çekinmez suskunluğu büyük kelimelere. Cevabı dünden bilinen her soru işaretinin eksiltilmiş kaynakçası alıntılar yarınları. Keyfe keder biçilmiş sonuçlar gözyaşı sendromunda nefes almaya çalışırken en arka sıradan koşarak gelir mısralar. Kıyısı büyük denizlerde boğulmak isterken, kum taneciklerine yenilir. İçinizde onca biriken düşten sonra şiir yolculuğuna başlayan noktalamalar.

Hilmi Yavuz denince ilk aklınıza bir şair oluşu ve o ünlü sözü "Hüzün ki en çok yakışandır bize" gelebilir. Lakin bu usta isim şair olmasının yanında başka kimlikleri de barındırır bünyesinde. Hukuktan felsefeye, edebiyattan uygarlık tahine kadar birçok konuda fikir sahibi olan yazar şiirin yanı sıra deneme, inceleme, anı-günce ve anlatılar da yayın hayatına hediye etmiştir. Gazetecilik ve öğretim üyeliği yapmasının yanı sıra bir dönem fahri doktora unvanı ve şeref madalyası da kendisine verilmiştir. Ayrıca Yeditepe Şiir Armağanı, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği fikir ödüllerine de layık görülmüştür. Yine daha birçok ödül ve icraatta kendini sevenleriyle buluşturur. 1936 İstanbul doğumlu olan yazar okul dergileri hariç ilk şiirini 1953 yılında Küçük Dergi’de, ilk şiir kitabı ise 1969 yılında Bakış Kuşu adıyla yayımlandı. Kabataş Lisesinde okurken edebiyat öğretmeniyse Behçet Necatigil'dir.

1970'ten günümüze kadar olan zaman diliminde şiire dair söyleşilerden oluşan bu 348 sayfalık kitap ortalama kırk yıllık bir serüvenin ürünüdür. Duygu bunalımına girmeden de acı çekmeden de masmavi gökten bulutlar yağmurlarla birlikte düşebilir. Haklılık söz konusu olunca gazetelerin sür manşetinde yer alan boykot haberleri mevsimlerden sonbaharda yayınlanınca şiirleri konuk eder yazdığı cümlelere. Bunun devamında bildiri niteliği taşıyan haberler uzunluk nispetinde söz kesintisine uğramaz ve bu yangın tatbikatına maruz kalan okuyucu kalabalığının, sağduyusunu ezberleyen harfler, bu tatbikatta sarsıntı geçirir. Bu öyküleşen cümleler belli belirsizdir yani yalıtkandır. Şiir yazmak güzeldir. Okuyan içinse daha güzel.

"Şiirin yaygınlaştırılması için benim önerebileceğim şu olabilir: Biçimde ve içerikte, 'bize özgü' olanı yakalayabilen, bunu toplumsal ve düşünsel sorunlarla birleştirebilen şiirlerdir yaygınlık kazanabilecek olanlar..." (s:17)Güncel platformda takılıp kalınmadan daha çok konunun ana damarını biçimlendirip içimizde, geçmişten geleceğe doğru düşler koğuşunda karanlıktan aydınlığa çıkmasını beklemeliyiz her harfin. Anı yakalayabilen şairler geçmişten geleceğe uzanan zaman diliminde gelip geçen vakti cümlelerle birleştirebilecekken bunun bir adım gerisinde gizleniyorlar. Güncel koşullar ortadan kalkınca buna binaen söz de uçuyor geriye yazı bile kalmıyor. Hayatla entegre bir yazı hafızada kalır mı orası da muamma. Bu duruma tepki göstersek bile eğer bir şiir yazacaksak gerçek ve temelli problemleri göz önünde bulundurmalıyız.

"ben şiirde rastlantının yeri olduğunu düşünmem. Şiir önceden tasarlanır, nasıl kurulacağı düşünülür. Bu yüzden de "şiir yapılır" demiştim."(s:20)Şiir yazılır mı yoksa yapılır mı ikileminde birçok düşünce mevcutken, Lamartine 'şiir büyük zekaların rüyalarıdır' der. Rüya muhakkak ki yazılmaz, yapılmaz da. Uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup kendiliğinden oluşur. Ama bunun için gözlerinizi kapatmanız gerekir. Tıpkı gözleri kapalı İstanbul'u dinleyen şair gibi. Yine de şiirin yapılması konusuna değinecek olursak, harfleri bir araya öyle ya da böyle getirebiliriz. Lakin estetik duygusu uyandırmak için düşünmeye başlamanız ve devamında bir ressam gibi çizime başlamadan önce fırçanızın ucundaki boyaları zihninizde hazırlamanız gerekir. Ağacın kabasını düzeltmek nasıl ki ağaca bir intizam veriyorsa bu şiir için de geçerlidir. Taslak niteliğinde oluşturulan cümleler tasarının gücünde kendini imtiyazlı hisseder.

"Benim az yazmamın nedeni şiiri zor yazmamdır. Bir şiiri abartmasız söylüyorum en az yirmi kez yeniden yazmadan bitirmiş saymamışımdır. Şiir, kolay kolay bitirilen bir şey değildir benim için." (s:41)Çağımızda şiir yazan bireyler hiçbir karalama kâğıdı tutmadan direk olduğu gibi akıllarına ilk gelen cümleleri kâğıda döküyorlar. Bunun sanatsal anlamda sıkıntısı büyüktür. Hiçbir estetik kaygı taşımadan çöpe atar gibi hem kullandığınız hem de kullanmadığınız kelimeleri dizerseniz satırlara ki bu dizmekten öte saçıp savurmaktır. Kelimelerin mısra düzenini tek hamlede parçalara ayırmış olursunuz. Bunun devamında tek seferde yazılan şiir, düşünceye ikinci bir şans vermeden yazıya dökülüyor ki bu da tek celsede şiir yazmaya benzer. Tek celsede şiir yazmanın maharet konusu olması bile söz konusu değildir. Bu olsa olsa harfleri kullanmak konusunda üşenen şairin tembelliğinden ileri gelen bir boyut analizi gerçeğidir.

"Ben şairlerin yeryüzünde bir cehennemi yaşadıklarına inanıyorum. Şiir yazma eylemi, bizzat benim düşünebildiğim ve tasavvur edebildiğim haliyle, Cehennem'in ta kendisidir." (s:48) Cehennem! Sarı ve sonsuz acı mekânı. Hüznü olmayan eksik yaşar hayatı. Yanarken sıkıntı veren alevlerden üzerine dökülen ağız kuruluğuna sebebiyet veren cehennem suyu, susuzluğu arttırır. Bu kimsesiz kalan düşler, can havli yakalar aykırı alevleri, cehennemde yaşanan sarsıntının ucundan. Değişen bir yeraltı milleti diriliş gününü bekleyen bir feyezanda bulur kendini. İhtiyar bir kederden başını duvarlara çarpa çarpa kaçışır sevinçler. Hiç bitmeyen bir ateşte, yan gönlüm demek düşer şaire. Romancı ve oyun yazarı Henry Fielding'ın dediği gibi: Şairi kamçılayan acılar ve dertlerdir.

"Tabii yani, elbette şiir bir yetenek işidir ve yeteneği olmadan onun üzerine herhangi bir şey inşa etmek de mümkün değildir. Ama sadece şair doğmak da, şair olmaya yetmez. Şiire emek vermek lazımdır. Kendisini şiirin bilgisiyle, şiir bilgisi diye bir şey var, donatmış olması gerekir şairin. Yani sadece şair doğmuş olmak yetmez. Şair doğmak, şair olmak için yeterli değildir."(s:199)Herkes şair olma donanımlarıyla doğmak ister mi? Donanımdan kasıt hayal gücü müdür, yoksa kelimeleri konuşturabilme kabiliyeti mi? Her ikisi de şiir yazmak için yeterli bir unsur değildir zira. Çünkü devrilen bir mısra treninin altında kalan kişiler vardır. Trenin içindekiler de devrilir ama trene yetişemeyip ardından koşanlar ben şairim deyip şiir yazmaya başlayınca bir bakıma eksiltilmiş mısralar ortaya çıkarıyor. Matruşka gibi açılmış olan kelimenin içinden kelime çıkıyor ama anlam içine anlam aşılamanın hiçbir yararı olmadığı zamanlar da oluyor. Yeteneklerini kamusallaştıranlar yani şiirlerini gün yüzüne çıkaranlar ile kendini gizlemeyi tercih edenler arasında uçurum varken her iki durumda da gereksiz kelime yığınlarından kurtulmak gerekir. Kelime yığınlarının bacasından siyah dumanlar yükseldiğinde çatıdaki bacanın etrafından da kiremitler düşebilir. Kiremitler şiirin çatısını her türlü yağmurdan koruyabilecekken artık hiçbir işlev göremez hale gelir. Bunun devamında çok okumaksa hepsinden önemli. Hatırlıyorum da ünlü bir yazara kendi şiirimi gösterdiğimde. Sadece çok oku demişti.

Zihin, bilincin algılama ve düşünme görevini yerine getiren bölümüdür. Tarihse, geçmişten geleceğe uzanan bir içindekiler bölümü. Şairin zihin tarihine gelince: Şiirlerle doludur olabildiğince. Bir düşün perçeminden salınır hakikatler. Yerden göğe doğru yağan bir huzurun bitimidir dönence. Sonrasında betimlenen anlatısı telef olmuş bir yankıdan dağılır yeşillikler. Ekinde sunulan şiir nedir sorusu damladığı kâğıttan kurtulup geceye karışarak devam eder yoluna. Gündüze ramak kala bir kiralık dua kaplar avuçları. Maziden yoksun bir hikâye güncel tutulup okutulur mecmuada. Ve sonrasında yine Hilmi Yavuz iki satır fısıldar eğilip kulağımıza:

"hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız"

Şairin Zihin Tarihi Şiir Söyleşileri
Hilmi Yavuz
Granada Yayınları
348 Sayfa

Fatma Güven, Kitaphaber için Kaleme Aldı.

Misafir Köşesi - 14.10.2013

,

2619

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin