Bir Salgın Güncesi

Bir Salgın Güncesi

Bir Salgın Güncesi

05.02.2021 - Mustafa Atalay
Bir Salgın Güncesi

Zaman ve Salgın

Salgın hastalıklar sadece insanı ve toplumsal hareketleri kısıtlamakla kalmayıp, zaman mefhumunu da yerinde sayan bir olgu haline getiriyor. Gri bir tona kavuşan zaman, yaşanan olaylar ve istatistiklerin vazgeçilmez konusu olarak kalıyor sadece.

Zamanın bu belirsiz boşluğunda asılı kalan insanın, hastalığın kendisinden ziyade yayılma hızı ve çaresizliği içinde kaldığı ikilem kendi kaderine de etki etmektedir. Vücut bağışıklığının hastalık karşısındaki kuvveti, aynı zamanda insanın kendi düşüncelerinden müteşekkil olarak da bir varlık kazandırmaktadır.

Daniel Defoe ve Veba

Hayatı güçlük ve tehlikelerle dolu olan Daniel Defoe 1660 yılında dünyaya geldi. En son gazetecilik mesleğini yapana kadar birçok meslekle ilgilendi. Herkesçe bilinen Robinson Crusoe eserinin yazarı olan Defoe, 1731 yılında vefat etti.

Veba Londra’ya ulaştığında beş yaşında olan yazar, muhtemelen tarihe bir not düşmek ve salgına bir hazırlık mahiyetindeki bu eserini yazmıştır. Veba hastalığının yıkıcı etkisini gözlemci rolüyle aktarmak ve çarpıcı örneklerle zenginleştirerek dikkatleri bu alana yoğunlaştırmıştır.

Roman mekânsal olarak Londra ve çevresi üzerinde dururken, bu romandan etkilenerek oluşturulan Albert Camus’un Veba romanına göre tarihsel dönemlerin daha belirgin olduğu bir çizgide oluşturulmuştur. Bunu elbette, Defoe’nun gazeteci kimliğini esere yansıtması olarak da görebilmek mümkündür. Konular veya olaylar arası geçişler oldukça sert ve anlamsız keskinlikte olmaktadır. Bu da anlatıcının anlatısı içinde bazen kopukluk ve ek olarak flashback tarzı geri dönüşlerle de konu bütünlüğünü dağıtmasını beraberinde getiriyor.

Veba Yılları

1664 yılının Eylül ayında Hollanda’da görülen veba hastalığı gittikçe yayılan bir seyir gösterir mi diye düşünülürken, Kasım/Aralık ayında iki adamın vebadan öldüğü haberiyle kent çalkalanmaya başlar. Bunu takip eden ölümler olsa da, Ocak-Şubat ayında ölü sayısındaki düşüş salgının bittiği yorumlarına neden olur. Fakat Nisan ayında tekrar yükselişe geçen salgın bu kez sıcaklıkların gelmesi ile bütün kente yavaş yavaş yayılmaya başlar.

Londra’nın en yoğun nüfusa sahip olduğu, kent merkezinin cazibesine katılımların yoğunlaştığı dönemde bu salgının olması herkesi gafil avlamıştı. İnsanlar kırsal bölgelere doğru gitmeyi yoğunlaştırıp, bu rahatsızlığın kendilerine bulaşmasını engellemeye çalışırken, şehirde kalmak zorunda kalan halk salgının korkutucu boyutu ile karşı karşıya kalıyordu.

“Bir kötülük her zaman bir başkasına yol açıyordu.” Toplumun bu dönemde daha sağduyulu olması gerekirken maalesef, bazı kişiler toplumun birliğine kast edecek şekilde bencilce hareket ediyorlardı. Falcılar, astrologlar ve büyücüler halkın çaresizliğini istismar edecek davranışlarda bulunuyorlardı. Vebadan koruyan başlığıyla birçok öneri sunuluyor, bu önerilere rağmen salgın artarak devam ediyordu.

Kent belediyesinin aldığı önlemleri ve emirlerini ayrıntılarıyla aktararak şehrin veba karşısındaki durumu da tasvir edilmekteydi. Bu bildiri kapanan mekânlar, veba çıkan evler, hastalara yaklaşım metotları ve sokak temizliğiyle ilgili geniş öneri ve emirler içermekteydi.

Korkudan ölenlerin çoğalması hastalığın kendisinden ziyade isminin toplum üzerindeki etkisini de gösterir nitelikteydi. Bu salgın sadece can almıyordu, akıl sağlığını da yerinden ediyordu.

Veba Hikâyeleri

Salgını anlatırken veba istatistikleri ve halkın tedirginliği dışında çevresinde olanlara odaklanan yazar, bunu hikâyeleştirerek anlatısını daha da kuvvetlendiriyor.

Eşi ve çocuğunu kaybeden bir babanın trajik durumu, kilisenin büyük çukuruna atılan nice cesedin korkunç tasvirinde donuklaşıyordu. Evde kendi ölümlerini cenaze taşıyan zangoç yardımcılarına bildirecek kadar insanlar gerçeğin koynunda hiçleşiyordu. Bu zangoç yardımcısının hayatında hakikat sıradanlaşıyordu.

En uzun ve ilginç hikâye ise fırıncı, denizci ve marangoz üç adamın yolculuklarıydı. Üç adamın ölümün yayıldığı mahallelerinden kaçıp kırsal bölgelere sığınma durumlarını konu ediniyordu. Bu hikâyede ikili diyaloglar oldukça yer alırken, aralara elbette istatistiki veriler ve çevredeki durumlar açıklamalı olarak eklenmekteydi. Bazı şehirlerde izin verilirken, bazı şehirlerde karşılaştıkları sorunları aşmaları, başka gruplarla karşılaşmaları ve hayatta kalma azimleri bir yöntem sunusu da içermektedir. Tabi burada bu gibi insanların erzak yetersizliği gibi nedenlerden bir süre dayanıp ya kente geri döndükleri, ya da buldukları barınaklarda açlıktan öldükleri de vakiydi.

Din ve Salgın

Her salgın romanında dinin salgın hakkındaki yorumu da bir şekilde aktarılmaktadır. Bu yorumlar genellikle hastalığın Tanrı’nın bir cezası şeklinde okunduğudur. Tanrı işlenmiş kötülüklere karşı bu musibetleri vermektedir.

Defoe ayrıca, Türkiye gibi kadere razı olup hastalığa tedbir almayan ülkelerde birçok kayıp olduğunu belirterek bu anlamda tedbir-takdir ikilemini de sorguluyor. Buna ek olarak Tanrı’nın rahmeti olarak dışarıdan kente gelen yardımlar ile muhtaçların bakımının yapıldığını da belirtiyor.

Bu Veba hastalığı da yine Tanrı’nın inayeti ile geçecekti. Başka açıklamaları olsa da neticede her şey Tanrı’nın izniyle değil miydi? Birden sayı azalmaya başlayacak ve oluşan salgın gün geçtikçe gerileyecekti.

Veba ve Ticaret

Vebanın her alandaki etkisine değinen yazar, deniz ticareti dışındaki ticaret ağlarının kesintiye uğradığını ifade ediyor. Ticareti kesilmeyen iki şeyi kömür ve tahıl olarak kayda düşerek, çevre ülkelerdeki durumları da aktarıyor.

Vebanın sonrasında oluşan bereketli ticaret ağıyla, vebada kaybedilen ticaret hacminin oldukça fazlasına kavuştuklarını da hatırlatıyor.

Veba ve Sonrası

Veba sonrası toplum toparlanırken, umut edilen değişim yerini eski zamanların geleneğine hemen adapte etmeyi başarıyordu. Beklenen şey eski kavgaların sona erip, sevgi ve birlikteliğin oluşmasıydı. Fakat durum sanılan gibi olmadı: “Salgın sona erdi, ama daha önce de halkımızın huzurunu gerçekten bozan kavga ve çekişmelerin, iftira ve suçlamaların ardı arkası kesilmedi.”

Veba kim ne derse desin bir tedaviyle son bulmamıştı. Hiçbir ilaç ve tedavi yönteminin işe yaramadığı rahatsızlık Tanrı’nın yardımı sayesinde bitiyordu.

Veba Yılı Günlüğü

Daniel Defoe

Çevirmen: İris Kantemir

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

252 sayfa

Mustafa Atalay - 05.02.2021

,

1576

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin