Bir Semtten Çok Daha Fazlası: Eyüp Sultan

Bir Semtten Çok Daha Fazlası: Eyüp Sultan

Bir Semtten Çok Daha Fazlası: Eyüp Sultan

13.06.2016 - Serkan Parlak
Bir Semtten Çok Daha Fazlası: Eyüp Sultan

Hayatımın belli bir döneminde artık sempozyumlara katılmamaya karar verdim. İlgimi çeken, merak ettiğim belli uzmanlık alanlarıyla ilgili bu sunumlarda temel problem şuydu: Çoğunluğu akademisyenlerden oluşan katılımcılar yazı dili diyebileceğimiz bir mantıkla hazırladıkları metinleri az sayıda dinleyiciye okuyorlardı. Sempozyum denen etkinlik demek ki böyle bir şeydi. Konuşma diliyle bilimsel metin hazırlamak belli ki çok zordu ya da işin mantığına aykırıydı. Ancak tanıtımını yapmaya çalışacağım “ Eyüp: Dün/Bugün” bir sempozyum kitabı olmasına karşılık hem yayınlanan bildirilerin seçimindeki isabet hem de ortalama tarih meraklısı okuyucunun anlayabileceği tarzda bir dille oluşturulmuş olması nedeniyle farklı bir yerde duruyor.

İstanbul yılı ilan edilen 1993’te bu çok önemli semtin korunmasına yönelik T.C. Kültür Bakanlığı ve Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’nın ortaklaşa girişimi ile bir proje başlatılmış. İşte “ Eyüp: Dün/Bugün” adlı kitap, 11-12 Aralık 1993’te gerçekleştirilen sempozyum bildirilerinin bir kısmından oluşuyor. Bu etkinlikle Eyüp Sultan semtinin korunması çalışmalarına bir arka plan oluşturmak amaçlanıyor. Sempozyum/Atölye kitabının giriş yazısında Halil İnalcık, aşağıda belirtilen temel işlevler üzerinden semtin tarihi perspektifini görünür kılıyor. Kitabı oluşturan öteki yazılar ise bu işlevlerin ayrıntılı bir şekilde açıklanması ve çözümlenmesinden oluşuyor.

Eyüp Sultan, Osmanlı-Türk şehirciliğinin orijinal ve tipik bir örneğidir. İstanbul şehri tarihinin çok önemli bir parçası olarak üzerine aldığı ve tamamladığı temel fonksiyonları şöyle özetlenebilir:

  1. Baş Ziyaretgâh: Binlerce hâcet sahibinin iman ve umutla yaklaştığı ziyaret ve niyaz yeri; Mekke, Medine Kudüs’ten sonra dördüncü kutsal İslam ziyaretgâhı.
  2. Toplantı Yeri: Nasıl ki Avrupa’da azizlerin kasabaları binlerce hacının uzak yerlerden kafileler halinde gelip toplandığı yerlerse, Eyüp Sultan da tarikatların kurduğu tekkelerle birlikte benzer bir fonksiyonu yerine getirir.
  3. Mesire ve Eğlence Yeri: Binlerce ziyaretçinin konaklaması, yiyip içmesi ve eğlenmesi gereği, Eyüp Sultan’da geniş çarşıların, köşk ve kahvehanelerin bulunduğu mesireler ve aşhaneler ortaya çıkmıştır. Kasaba; dini eşya satıcıları yanında yoğurtçuları, kaymakçıları, kebapçıları ve oyuncakçıları ile meşhurdu.
  4. Siyasi Fonksiyonu: Yeni tahta çıkan her Osmanlı sultanına Eyüp Türbesi’nde Halife Osman’a ait kılıç devrin en büyük tarikat şeyhi tarafından kuşatılırdı. Yeni sultan deniz yoluyla Eyüp’e gelir, merasimle kılıç kuşandıktan sonra Edirne Kapı’dan Divanyolu ile halkın alkışları arasında saraya dönerdi. Taklid-i Seyf denen bu merasim ve 1703 Patrona Halil İsyanı’na kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde saklanan saltanatın en mukaddes eşyası sayılan Sancak-ı Şerif aracılığıyla sultanlar, kendilerini Peygamber’in gaza geleneğine bağlıyor, saltanat ve hilafete hak kazandıklarını vurguluyorlardı.
  5. Bir Sanat Müzesi: Eyüp Osmanlı-Türk mimarisi, çinicilik ve yazı sanatları bakımından eşsiz bir müze durumundadır. Özellikle Eyüp sırtında bayırdaki tarihi mezarlık; Türk tasavvuf, edebiyat ve sanat tarihinde seçkin yerleri olan tekkeler özel bakım, korunma ve restorasyona ihtiyaç duymaktadır.
  6. Türbeler Şehri: Eyüp Türbesi’nin kendisi, 16. yüzyıla çıkan eşsiz çinileri, kitabeleri ve munakkaş örtüsü ile başlı başına bir abidedir. Etrafında Osmanlı büyüklerine ait ( Sultan Reşad, Sokollu Mehmed Paşa…) mimarisi, dekorasyonu ve hüsnühat kitabeleriyle eşsiz türbeler yer almaktadır.

Hıristiyanlıkta kutsal yerler, azizler, cismani kalıntılar nedir, neden ve nasıl oluşur? Hıristiyanlıkta ve Müslümanlıkta tek tanrılı dinler ve yüksek doktrin katında Allah asla somut değil, alabildiğine soyut bir varlık-kavramken azizlerin velilerin, cismani kalıntıların hacların ve yatırların bu yapılardaki yeri, varlık nedeni nedir? Halil Berktay bu soruların yanıtlarını eşzamanlı, artzamanlı ve karşılaştırmalı tarih aracılığıyla ayrıca felsefenin de katkısıyla derinlikli bir biçimde çözümlüyor. Yazının sonuna ayrıntılı bir bibliyografya eklenmiş.

Cemal Kafadar, Osmanlı kılıç kuşanma tören tarihine giriş niteliğindeki yazısında cülus ve sonrasında neler yaşandığını anlatıyor. Burada en dikkat çekici tespit, geleneğin her törende ek ya da çıkarmalarla farklılaşması ve klasik düzenin ancak İstanbul’un Fethi’nden sonra oturmasıdır. Yazar ayrıca bu törenin başlangıcını kronolojik olarak tarihlendirme( ilk kayıtlar 1603 I. Ahmet cülusuna ait) yani bağlamına oturtma ve anlamlandırma meselesine ek olarak, kılıcın kimliğinin açığa çıkartılma gerçeğinin de beklediğini belirtiyor.

Jean-Louis Bacque-Grammont, Eyüp mezarlıklarının incelenmesi üzerine düşünceleriyle ilgili yazısında öncelikle bu işin Osmanlı toplumsal tarihi için çok önemli olduğunu söylüyor. Osmanlı araştırmalarının ilerlemesine katkıda bulunacağına, ayrıca aile tarihçeleri, aileler arası evlilik politikaları, etki ve güç ağları, ailelerin toplumsal ve iktisadi değişimlerin saptanması konusunda çok önemli tarihsel veriler sunduğunu belirtiyor. Yazıda ek olarak iki dizin veriliyor. Bunların ilkinde topografik veriler ve Mehmet Mermi Haskan’ın Eyüp Tarihi (2 cilt, İstanbul,1993) kitabındaki veriler göz önünde bulundurularak semtteki mezarlıkların bölümlenmesi ele alınmış. İkinci dizin ise arazi çalışmasına geçmeden önce, Evliya Çelebi ve Ayvansarayî Hafız Hüseyin tarafından semtteki ziyaretgâhlar üzerine verilen bilgilerden yola çıkılarak gerçekleştirilen, Eyüp’te medfun şahısların prozopografik dizinini içeren bir taslaktan oluşuyor. Kitabın en uzun bölümünü oluşturan bu sayfalar meraklıları için çok değerli bilgiler içeriyor, kitabı elimize alıp bir önce mezarlıkları gezme isteği uyandırıyor.

Tülay Artan Eyüp’ün bir diğer çehresini oluşturan mesire/sayfiye ve sahilsaraylarla ilgili yazısında, öncelikle bu durumun bir karşıtlık değil, semtin kutsallığıyla bir iç içelik sergilediğini belirtiyor ve yazısında bu olguyu ayrıntılı biçimde çözümlüyor. Eyüp’te hem iç hac gerçekleşiyor hem de Osmanlı soyu ve imparatorluk eliti; külliye,türbe,mezarlık,imaret, sahilsaraylar aracılığıyla buraya taşınarak halkın gözünde kendini sergiliyor, meşruluk kazanıyordu. Ancak yazının en dikkat çekici bölümlerini; 16. yüzyıldan başlayarak hanedanın kadın üyelerinin sahilin en görkemli yapılarını inşa ettirmesi, Edirne dönüşü bir süre bu yalılarda konaklamaları, hayatlarının büyük bölümünü Boğaziçi sahilsaraylarında geçirmelerine karşılık düğün, doğum ve ölüm törenleri için Eyüp yalılarına taşınmalarıyla ilgili sorular oluşturuyor. “ Peki öte taraftan devlet görevlileri ve esnaf için 18. yüzyılda şehirli yaşam biçiminin direttiği prestijli semtlerde yer edinme dünyevi bir arayış ve kabulleniş ise, Eyüp’te ikinci bir eve sahip olmak da bir gereksinim, öbür dünyada yer tutmak arayışının bir yolu ve prestijli konumunun bir göstergesi olabilir mi?” sorusu da önemli.

İslam hukukçusu Aziz Bayındır, uzun yıllar yönettiği İstanbul Müftülüğü Şer’iyye Sicilleri’nden hareketle (ilâm,hüccet ve cezalarla görevleri gereği tuttukları kayıtları içeren defterler) hareketle Eyüp Mahkemesi hakkında kısa ve özlü bilgiler veriyor. En önemlisi şu: bu mahkemede yargı hızlı oluyor, iş yığılması yok, davalar genelde açıldığı gün sonuçlanıyor. Çünkü hakimler evden çalışıyor, belli çalışma saatleri yok. Davası olan kişiler her saatte hakimin yanına giderek uyuşmazlığın giderilmesi talebinde bulunabiliyor. Davacı mahkemeye gelirken davalı şahıs ve delilleriyle başvurmakta ve iddiasını genellikle ilk celsede ispatlayabilmektedir. Hakime dilekçeyle başvurulmamakta, dava sözlü olarak açılmakta, bu da büyük ölçüde bürokrasiyi azaltmaktadır. Şer’iyye Sicilleri mükemmel standardizasyonu ile araştırmacıları bekliyor.

Araştırmacı Ahmet Hezarfen, proje kapsamında inceleme fırsatı bulduğu bazı belgelerin özetlerini Eyüp’te yaşamış gayrimüslimler açısından açıklayıcı olabileceği düşüncesiyle sunuyor. Belgeler genellikle adliye, belediye ve muhasebe kayıtlarından alınmış.

Eyüp’te sanayi ve çevre kirlenmesi başlıklı yazısında İlber Ortaylı semtteki olumsuz değişimi 18. ve 19. yüzyılda kasır ve yalıların yıkılarak yerlerine kışla ve fabrika yapılmasına bağlıyor. Mesire yeri Kağıthane’de fabrikalar, Hasköy’de baruthane kurulması çevre kirliliğini başlattığı gibi, sanayi ve dini hayatın iç içe geçtiği bir döneme geçiliyor. 1950’lere gelindiğinde Reşat Ekrem Koçu’nun verdiği liste her şeyi apaçık gösteriyor aslında: mezarlık, ev ve türbelerin yanında mensucat ve dikiş makarası fabrikası, briket imalathanesi, tarihi çeşme, kontrplak, kimyevi madde, boya, nebati yağ, cizlavet lastik, madeni eşya fabrikaları… Gecekondu tipli imalathaneler zamanla sahilsaray, konak ve türbelerin yerini alıyor, gaddar bir sanayi zihniyeti ön plana çıkıyor.

Son yazıda Aptullah Kuran Eyüp Külliye’sini ele alarak bu külliyenin kuruluşu ile külliyeye ait yapıların zaman içerisinde geçirdiği onarım ve yenilemeleri inceleyerek değerlendirmeler yapıyor. Sonuç olarak Osmanlı Barok üslubunun güzel örneklerinden biri olan Eyüp Camisi, III. Selim zamanında yaptırıldığı biçimiyle günümüze ulaşmıştır ve halen iyi durumda bulunmaktadır.

Eyüp: Dün/Bugün, Sempozyum 11-12 Aralık 1993, Yayına Hazırlayan: Tülay Artan, Sempozyum/Atölye 3, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Ekim 1994.

Serkan Parlak - 13.06.2016

,

1047

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin