Bir Seri Katilin Öyküsü: Kolici

Bir Seri Katilin Öyküsü: Kolici

Bir Seri Katilin Öyküsü: Kolici

13.01.2016 - Serkan Parlak
Bir Seri Katilin Öyküsü: Kolici

Çalıştığım işyerinin kantinini işleten arkadaşlarla muhabbet ediyorduk. Konu bir şekilde Amerika’ya geldi. Bizimkilerden biri bir ara dayanamadı: “ Madem o kadar gelişmiş, özgür, eşit bir ülkede neden bütün seri katiller oradan çıkıyor? Bak Türkiye’de seri katil var mı?” demesi üzerine hemen fırladım. Çantamdaki kitabı masanın üzerine koydum: “Al bakalım, var mıymış, yok muymuş?” dedim. Aslında her şey 2000’lerde başladı ya da yer altında olup bitenler o dönemde patladı. Kuzuların Sessizliği, Seven falan derken NTV haber kanalı her cuma gecesi saat on bir gibi “İpucu” programını yayınlamaya başladı. Bu programda hem yerli seri katiller hem de daha önceden işlenen esrarengiz cinayetlerin nasıl çözüldüğü ele alınıyordu. Adli Tıp’ın ne iş yaptığını nihayet anlamıştık. Abuk sabuk canlandırmalar yoktu. Belgesel mantığı hâkimdi. Konuyla ilk kez karşılaşan meraklı izleyici için çok etkileyiciydi. Bu kitap da o dönemin ürünü.

Alanında ilk kez yayınlanan kitapların öncelikle tarihsel değeri vardır. Ancak bazı ilk kitaplar incelediği olgunun hakkını da sonuna kadar verir. Kitabın seri cinayet sorunsalını açık ve net bir biçimde ele alması ve bunu yaparken sorgulayıcı ve eleştirel bir tarzı olması daha ilk bakışta hemen dikkat çekiyor. Kitabın ilk bölümünde Amerika ve Avrupa’da seri katiller üzerine yapılan yüzlerce araştırma ve analizden hareketle, genellikle akıl hastası kabul edilmeyen bu kişiler dört ana grupta toplanmış: 1. Hayal görerek, ilahi mesajlar aldığını iddia ederek cinayet işleyenler, 2. Toplumu günahkârlardan arındırmak için cinayet işleyen misyonerler, 3. Cinsel haz için öldüren hedonistler (tutku, heyecan ve menfaat için öldürenler) 4. Güç arayanlar. Ardından genellemeler yapılarak seri katillerin yirmi dört özelliği sıralanmış. Bu bölümde son olarak Türkiye’de ortaya çıkan seri katillerden üçünün Orhan Aksoy-misyoner- , Seyit Ahmet Demirci-Hedonist-, Hamdi Kayapınar’ın-heyecan- hem ortak özellikleri hem de dünyadaki örneklerle benzeşen yönleri özetlenmiş.

Kitabın omurgasını oluşturan bir sonraki bölümde Orhan Aksoy’un cinayetleri işlediği süreç, maktul yakınlarının Orhan Aksoy hakkındaki düşünceleri, son olarak da yargı süreci ve polisin cinayetleri nasıl çözdüğü mülakat (görüşme) tekniğiyle ele alınmış. Seri cinayet ve seri katil olgusunu sınırlı da olsa felsefi ve sosyolojik yönleriyle temellerini sorgulamaya çalışması kitabın en önemli artısı ancak yeterli değil, okuyucuyu tatmine ulaştıramıyor. Bu da normal, çünkü metne gazetecilik normlarına uygun belgesel ve betimleyici bir anlatım hâkim.

Başka bir bakış açısıyla yaklaşacak olursak bu temel kaynaktan hareketle seri cinayet olgusunun Türkiye’ye özgülüğünün farklı görünümlerini ortaya çıkarmak ve çözümlemek sosyolog ve psikiyatrlara düşüyor. Ancak konuyla ilgili en temel kavramlardan haberdar ortalama bir okuyucu; sorunun öncelikle içinde yaşadığımız ekonomik sistem olan kapitalizme özgü bir olay ve olgu olduğunu hemen fark edebilir. Yazarın kitabın sonunda yaptığı genellemelere bakalım şimdi. Türkiye hâlâ tam bir cemiyet toplumu değil, sosyolojik anlamda daha çok bir cemaat toplumu. Ancak özellikle 2000’lerden sonra kapitalizmin özellikle kentler üzerinden daha incelikli ve karmaşık görünümleri ortaya çıkmaya başlıyor. Toplum gitgide atomlaşıyor. Bireyselliğin her türlü ifadesi ve yalnızlık revaçta. Toplumun dayattığı suçlardan bireysel suçlara bir kayış söz konusu. Neydi Türkiye toplumunda cinayet işleme sebepleri: namus, kin, töre, alacak-verecek meselesi, ani kızgınlıklar, alkol, ailevi geçimsizlik, gönül ilişkisi, aileler arası husumet, kişiler arası düşmanlık, özellikle son dönemde kadınların eşlerinden boşanma istekleri. Boşanma oranları ve buna bağlı olarak ailelerin dağılması her geçen gün artmakta. Refah düzeyinin yükselmesi ve bireysel silahlanma oranlarının artış da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Girişte bahsettiğim filmlerin etkisiyle medya ve sinemanın özendirici etkisini de göz ardı etmeyelim.

Kitap aslında öteki seri katillerinde (Mobilyacı, Avcı, Çivici, Artvin Canavarı…) aynen Orhan Aksoy gibi ayrıntılı çözümlemeleriyle devam etmeliydi. Ancak yazarın açıklamasına göre bu çok zor: çünkü polis zabıtlarından geriye ancak teknik bir dille yazılan özetlemeler kalıyor. Belki de bu yüzden kitabın kalan son bölümü en az omurgası kadar etkileyici ancak metni iki ana damara ayıran seri cinayet olgusunun kökenlerine ayrılmış öncelikle. “Seri Katil” tanımı FBI ajanı Robert K. Ressler’e ait. Tek başına ve ortak özellikler taşıyan en az üç cinayet işlemiş kişiler için kullanılıyor. Bu bölümün en dikkat çekici özelliği Bakırköy Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Arif Verimli ve İsviçre Basel Üniversitesi Kriz Müdahale Şefliği de yapan Doç. Dr. A. Tarık Yılmaz’la yapılan görüşmeler. Kitabın son bölümünde belli başlı seri katiller kısa ve özlü bir biçimde ele alınmış. Kaynakça darlığından kaynaklanan yanlışlarla ilgili kitabı yayınlayan Metis Yayınları’nın kitap tanıtım sayfasından, daha önce Virgül dergisinde de yayınlanan Ali Ergun’un “ Koliden çıkanlar ve çıkmayanlar” (Virgül, Sayı 50, Nisan 2002) yazısına bakılabilir.

Son bölümde en can alıcı soruyu soralım: Neden cinayet işliyorlar? Hemen hemen hepsinin kökeninde çocuklukta yaşanan travmalar var. Bunlar da genellikle şiddet ve tecavüz oluyor. Bu kişilerin hayatlarının bir döneminde travma geçiren ve cinayet işlemeyen binlerce insandan farkı şu: Travmalarıyla baş edemiyorlar, farklı bakış açıları geliştiremiyorlar. Travma her an aktüel kalıyor, yaşandığı andaki canlılığını koruyor, bazen de tetiklenebiliyor. Bu kişiler kendilerini aslında yalnız, çaresiz ve güçsüz hissediyor. Hâkimiyet ve güç isteklerini kurbanları üzerinden gerçekleştiriyorlar. Travmalarının tedavi edilmesi, zaman ve mekan açısından yaşadıklarının kişiliklerine entegre edilmesi gerekiyor. Psikiyatrik tedavi kesinlikle şart.

Bir an için kendimizi mağdurların yerine koyalım. İlk bakışta nedensiz gibi görülen bir cinayeti kimse kolay kolay anlamak istemeyecektir. Akıl alır gibi değil. İnsanın kanı donuyor. Filmlerdeki gibi olmuyor işte. Peki ne yapsın bu insanlar? Seri katillerin akıl hastası mı yoksa davranış bozukluğu olan kişiler mi olduğuna Adli Psikiyatri karar veriyor. Öte taraftan cinayet yoluyla insanların öldürülmesi, toplumun devamlılığına yönelik çok önemli bir tehdit olarak da kabul ediliyor. İşte bu yüzden seri katillere yönelik idam cezaları dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanıyor. Ülkemizde ise AB Uyum Yasalarıyla birlikte idam cezası kaldırıldı ve yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası geldi. Katillerin hayatlarının kalan kısmını ya akıl hastanesi ya da cezaevinde geçirecekleri anlamına geliyor bu.

Şimdi hukuk üzerinden düşünürken de modern olmaya çalışalım. Suçlar bireyseldir diyerek paçamızı kurtarmaya çalışmak bana çok bencilce geliyor. Bütün suçların aslında toplumsal olduğunu bir an önce kabul ederek işe başlamalıyız. Bireyleri bir taraftan yalnızlaştırıp bir taraftan da sürekli biriktirmeye ve tüketmeye şartlandıran kapitalizmin kolayca fark edilemeyen karmaşık etkilerini de göz ardı etmemeliyiz. Bütün suçlardan aslında hepimiz sorumluyuz. Bu kişileri tanıyan herkes bir şekilde buna engel olabilirdi.

Sonuç olarak seri cinayet gibi modern hayata özgü kimi hastalıkların ülkemizin özellikle ekonomik anlamdaki gelişimine bağlı olarak özellikle kentlerde çeşitli görünümleri olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Seri cinayet olgusu ve seri katiller üzerinden sorunun kökenlerini bir kez daha düşündüğümüzde çok geç olmadan çeşitli önlemler alınması gerekiyor. Bunun için de öncelikle kurduğumuz en örgütlü yapı olan devlete düşüyor ilk iş. Nasıl her yurttaşın bir aile hekimi varsa aynı şekilde bir de psikolojik danışmanı olması gerektiğini düşünüyorum.

KOLİCİ Bir Seri Katilin Öyküsü
Sevinç Yavuz
Metis Yayınları
Temmuz 2001, İstanbul

Serkan Parlak - 13.01.2016

,

2291

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin